.: Adnan Küçük

Türkiye’de Eğitim Politikası ve Suriyeliler’in Türk Ekonomisine Katkısı

Makalemizin başlığı, birbiri ile ilgisiz gibi görünen “iki kısım”dan oluşuyor. Birincisi, eğitim politikası, ikincisi Suriyeliler’in Türk ekonomisine katkıları. Ama esasen her ikisi de birbiri ile ilişkili konulardır; şöyle ki:

Önce eğitim sistemindeki sakatlık üzerinde durmak istiyorum. Burada, eğitim sisteminin bütününe taalluk eden sakatlık üzerinde değil, Suriyeliler’in ekonomik hayatımıza katkı sağlaması için zemin teşkil eden yönü üzerinde durmak istiyorum.

Eğitimin, bir yönünü de, ekonomik hayata katkı sağlayan tarım ve sanayi sektörüne yönelik ara elemanların yetiştirilmesi teşkil etmektedir. Ekonomik hayata yönelik, üretim, pazarlama, teknik personel vb. alanlarda istihdam olunacak elemanların yetiştirilmeleri, üç aşamalı eğitim faaliyetleri kapsamında gerçekleşmektedir. Birinci kademe, meslek liseleridir. İkinci kademe eğitim kurumları meslek yüksek okulları, üçüncü kademe eğitim kurumları ise mühendislik fakülteleri ve diğer teknik eğitim veren yüksek öğretim kurumlarıdır.

Bunlardan ilk iki kademe eğitim kurumlarında, üretim faaliyetlerinin icra edildiği kurum ve alanlarda çalışmak üzere ara eleman yetiştirilmektedir. Fakat özellikle bu iki kademe eğitim kurumlarında iki tür sorun yaşanmaktadır.

Birincisi, verilen eğitimlerin pratik iş hayatındaki ihtiyaçlarla uyumlu olmamasıdır. Eğitimdeki verimsizlik sebebiyle, buralardan mezun olanlar, maalesef sanayide ve diğer iktisadi kurumlarda arzu edilen düzeyde pratik bilgilere sahip olarak mezun olmuyorlar. Bu da, bir yandan eğitimli işsizlere, diğer yandan da eleman ihtiyacı olan kurumların, çalıştıracak vasıflı eleman bulamamasına sebep olmaktadır.

İkincisi, Batı’da meslek liselerine giden talebelerle, düz liselere giden talebelerin oranı, ortalama %35’e %65’dir. Yani toplam talebelerin %35’i düz liselere, geri kalanı da (%65) meslek liselerine gitmektedir. Verilen eğitim de pratik ihtiyaçlarla uyumlu olduğu için, bu ülkelerde ciddi manada sorunlar yaşanmamaktadır. Türkiye’de ise bu oran takriben %44 meslek liseleri, %56 düz liseler şeklindedir. Bu orana İmam Hatip Liseleri de dâhildir. Bu oran bir ara %30’a %70 şeklinde idi. Şimdi, bir yandan mesleki eğitimdeki yetersizlikler, diğer yandan, Batı’daki oranların çok uzağında oluş, eğitim politikaları ile ekonomik hayattaki ihtiyaçlar arasında uyumsuzluğa sebep olmaktadır.

Bir diğer husus, ekonomik hayatta bazı faaliyet alanları vardır ki, bunlar için hiçbir eğitim faaliyetine ihtiyaç yoktur. Tarımsal faaliyetlerin önemli kısmı bunların başında gelmektedir. İnşaat alanındaki bazı işler de bu kapsama dâhil edilebilir. Bunların bir kısmı usta çıkar ilişkisi içerisinde yetişen kişilerce yapılmakta, bu işlerin bir kısmı da hiçbir eğitime tabi olmaksızın görülmektedir. Tarım işlerinin büyük ekseriyeti bu kapsama dâhildir.

Bu eğitim politikasını tamamlayan bir başka sorunlu uygulama da, herkesin lise ve üniversite mezunu olması yönündeki uygulama ve politikalardır. Bunun neticesi, bazı alanlarda istihdam edilecek kişilerin bulunamamasıdır. Şöyle ki, Türkiye’de tarım işçiliğinin büyük ekseriyeti için eğitime ihtiyaç yoktur. Lise ya da üniversite düzeyinde eğitim alanların bu alanlarda çalıştırılmaları mümkün değildir. Buradaki imkânsızlık, bu eğitimi alanların, hem isteksizliği hem de yetersizliğinden dolayıdır. Mesele, üniversite mezunu bir kişiyi tarlada pamuk çapalatamazsınız, pamuk hasadında istihdam edemezsiniz, üzüm bağlarında ya da çeltik işlerinde çalıştıramazsınız, zeytin toplatamazsınız, fırında çalıştıramazsınız. Bunların sayısı çoğaltılabilir. Gün gelecek, herkesin lise ve üniversite mezunu olması sevdası neticesinde, çok geniş istihdam alanlarında çalışacak kişiler bulunamaz hale gelecektir.

Diğer yandan, lise ve üniversite mezunlarının, özellikle de üniversite mezunlarının ilgi alanlarına ilişkin istihdam alanları da, bu kadar mezunlar sebebiyle oldukça sınırlı kalmaktadır. Mesela İİBF mezunlarının istihdam alanı, mezunlarının ancak %35’ine cevap verecek düzeydedir. Benzer durum, diğer bazı öğretim kurumlarından mezun olan talebeler için de değişen ölçülerde söz konusudur. Hatta yarın-öbür gün benzer durumlar, çok rağbet edilen ve istihdam alanı oldukça geniş olan Hukuk Fakülteleri ve diğer yüksek öğretim alanlarında çok daha yoğun olarak yaşanacaktır. Bu durum sebebiyle, kendi mesleki eğitim alanında iş bulamayan, başka işleri de yapabilecek yeterlikten mahrum olan yüzbinlerce işsizler ordusu ortaya çıkmaktadır. Bir diğer ifadeyle, eğitim politikasındaki bu sakatlık sebebiyle, gerek tarım, gerekse diğer bazı istihdam alanlarında, yoğun ve yaygın bir şekilde istihdam edilecek nitelikli insan ihtiyacı söz konusu olduğu halde, bu alanlarda çalışabilecek yeterliğe sahip olmayan yüzbinlerce işsizler ordusu ortaya çıkmaktadır.

Diğer yandan, toplumda, gelişen umumi refah düzeyi sebebiyle, asgari ücretle çalışmayı kabul etmeyen, isteksiz, avare denebilecek yüzbinlerle ifade edilebilecek toplumsal kesimler de mevcuttur. Aslında bazı kişilerin işi gücü olmadığı halde, bu kişiler ya yapılacak işi beğenmemekte, ya da verilen ücreti beğenmemektedir. Bu durumda da istihdam alanı olduğu halde, iş çevrelerinin, çalıştıracak eleman bulamadığı durumlar ortaya çıkmaktadır. Ya da bu tür işlerde, işveren bir kişiyi işe almakta, işi beğenmeyen bu kişi üç-beş gün sonra beğenmediği işi bırakmakta, onun yerine gelen kişiler de benzer şekilde hareket etmekte, işverenler süreklilik arz edecek şekilde işinin ehli elemanları çoğu kereler bulamamaktadır.

Bazen de çalışacak kişilerdeki yetersizlikler, başka tür sorunlara yol açmaktadır. Bazı çalışma alanlarındaki çalışacak insan yetersizliği sebebiyle, bazı işler için olağan şartlarda ödenebilecek ücretin iki-üç katı ücret ödenerek bu işlerin gördürülmesi söz konusu olabilmekte, bu da iş sahiplerinin büyük zararlara uğramasına sebep olmaktadır. Buna bir misal vermek isterim. Mesela, Hatay’da Suriyeli göçmenler ülkemize gelmezden önce, pamuk ve zeytinleri toplamak için yeterli sayıda işçi bulunamaz hale gelmiş, mevcut işçiler de, geç de olsa, olağan toplama ücretinin iki-üç katı çalışmaya başlamışlardı. Tarla sahibinin önünde iki seçenek kalmakta idi; ya mahsül başında kalacak, ya da büyük zararlarla hasat yapılacaktı. Bu durum, ciddi manada sorunlara sebep olmakta idi.

İşte bütün bu aksaklıkların yaşanmaya başladığı dönemde, Suriye’den milyonlarca göçmen ülkemize geldiler. Bütün bu ihtiyaç alanlarının büyük ekseriyeti bu göçmenler tarafından karşılanmaya başlandı. Artık tarlada mahsül kalmaz oldu. Tarım işlerinde yaşanan sorunların birçoğu, bu yolla giderildi. İş beğenmeyen vatandaşlarımız tarafından yapılmayan işler bunlar tarafından yapılmaya başlandı. Belki bu durum, belli alanlarda, Türk vatandaşları için istihdam alanının daralmasına sebep oldu ise de, özellikle herkesin lise ve üniversite mezunu olması sevdası neticesinde yaşanan çalışacak eleman açığı bu yolla kapanmış oldu.

Son zamanlarda, devletin kontrolleri sıkılaştırarak sigortasız olarak çalıştırılan Suriyelilere yönelik denetimlerle bunların işlerinden çıkarıldığı görülmektedir. Bunun yaygınlaştırılması çok daha büyük handikaplara sebep olabilecektir. Şöyle ki, bazı işleri yapabilecek Suriyeliler olduğu halde, sigortasız çalışma yasağı sebebiyle Suriyeliler buralarda çalışamayacaklar. Aynı işleri yapacak Türk vatandaşları da mevcut olmayacağı için, bu kez %11’ler civarında olan işsizler ordusu içerisinde burada çalışacak kişiler bulunamayacaktır. Bundan da Türk ekonomisi ciddi manada zararlar görecektir.

Bütün bu sebeplerden dolayı, şu anda, Suriyeliler’in tamamının ya da büyük ekseriyetinin iş hayatından derhal uzaklaştırılmaları, beraberinde çok ciddi sorunlara sebep olabilecektir. Bazı sektörlerde çöküntüler yaşanabilir.

Yapılması gereken, kolay yolu tercih ederek, Suriyeliler’in tamamını zorla kovalamak değil, eğitim politikasında, İmam Hatip Liseleri hariç olacak şekilde, meslek liselerinde okuyanların oranını %65’ler düzeyine getirmek, meslek liseleri ile meslek yüksek okullarındaki eğitim kalitesini pratik ihtiyaçlara cevap verecek düzeye getirmek, herkesin üniversite ve lise mezunu olması sevdasından vazgeçmektir.

Bunlar yapılmaksızın bütün Suriyelileri derhal kapı dışarı etme politikasının Türk ekonomisine maliyeti çok ağır olacaktır.

* Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi