.: Mahmut Özdemirkol

Türkiye’de Demokratik Siyasetin İmkânları

Çözüm Süreci -1: Çatışmasızlığın Ön Şartı Olarak Şiddet Paradoksu

Çözüm Süreci – 2: Demokratik Siyasetin İnşası ve Silahsızlanma

Çözüm Süreci 3: Türkiye’de Demokratik Siyasetin İmkânları

İmralı görüşme notları üzerinden birinci yazıda şiddetin bir araç olarak kullanıldığını ifade etmiştik. Yazı dizisinin ikincisinde yüceltilen şiddetin neden gerekli ve meşru olmadığı üzerinde durulmuştu. Bu son yazıda ise Türkiye’de siyasi imkân ve fırsatların üzerinde durulacaktır.

Görüşme notları bir bütün olarak değerlendirildiğinde Öcalan ve KCK’nin şiddeti demokratik bir siyasetin inşası için kullandıkları iddiasında oldukları görülmektedir.  Bu görüşe göre Türkiye’de siyaset yapmanın imkânı yoktur! KCK’nin elindeki silahlar olmasa Kürtler varlıklarını dahi sürdüremeyeceklerdir! Kürt siyasetçiler şiddet sayesinde varlıklarını koruyabilmektedirler! KCK silahlara bir taraftan Kürtlerin demokratik haklarının tesisi diğer taraftan Türkiye’de demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir siyasi düzenin kurulması için başvurmaktadır!

Türkiye’de ifade hürriyeti, örgütlenme hakları başta olmak üzere temel insan hak ve hürriyetlerinde alınması gereken uzun bir yolun olduğu herkesin malumudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhine verilen kararlar da Türkiye’nin bu konulardaki karnesinin “iyi” olmadığını göstermektedir. En önemli sorunlardan birisi, bürokratik vesayet anlayışıdır.  Bu anlayış Türkiye’nin hem demokrasisi üzerinde hem de insan hak ve hürriyetleri üzerinde kara bir gölgedir. Vesayetçi bir anlayış, demokrasinin seçimler ve partiler gibi temel kurumlarının olmasının yanında, bu kurumların doğrudan ya da dolaylı olarak denetlenmesini onun işleyiş ve kararlarının ise daima kontrol altında tutulmasını içermektedir. Vesayet anlayışı esasen cumhuriyetin temel bir niteliği olan egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması ilkesi üzerinde de gölge etmektedir. Vesayet anlayışı Ak Parti iktidarında cumhuriyet tarihinin en büyük “yenilgisi”ni almış olsa da tamamen tarihe karıştığını ifade etmek de gerçekçi olmayacaktır. Ancak bu vesayet anlayışı ile mücadele sürecinde Türkiye siyasi tarihi nispeten önemli ilerlemeler de kat etmiştir.

Ak Parti kendisine yönelik kapatılma girişimi dahil bürokratik vesayetin bütün olumsuz tutumlarına rağmen Türkiye siyasi tarihinin en uzun soluklu iktidarını sürdürmüştür. Sansasyonel saldırılara ve terör eylemlerine, hatta KCK ile açık ilişkilerine rağmen HDP Türkiye siyasi hayatında mevcudiyetini korumakta, hatta yerel ve genel seçimlerde belirleyici bir rolü bulunmaktadır. Esasen HDP çizgisi ilk kurulduğu 1990’lı yıllardan beri meşru siyaset imkânlarına her zaman sahipti. Sadece bunu tercih etmemektedirler. Ak Parti iktidarının 1979’dan beri kendi iktidarlarının ilk yıllarına kadar devam eden sıkıyönetim/OHAL’i kaldırmış olması, çözüm sürecini geliştirmiş olması siyasetin alanını daha da genişletmiştir. Çözüm Süreci boyunca ve akabinde Türkiye’de tarihî önemi olan değişimler ve gelişmeler olmuştur. Bunların başında hükümetin Kürt dili konusunda attığı adımlar gelmektedir. Kürt dili ve edebiyatı alanında üç devlet üniversitesinde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimleri açılmıştır. Seçmeli ders olarak Kürtçe ilköğretim müfredatına girmiş ve bu alanlarda personel istihdam edilmiştir. Doğu ve Güneydoğuda birçok yerleşim yerine Kürtçe isimler konulmuştur. Bütün bu ve benzeri gelişmeler Kürt Meselesinin özünü değiştirmiştir. Yakın bir döneme kadar “varlıkları tartışılan Kürtler” tartışması ile kıyaslandığında bu gelişmeleri Devletin Kürtler konusunda yaşadığı köklü bir değişimin ifadesi olarak kabul etmek gerekir. Kürt meselesinde büyük ölçüde sürdürülen Kürtlerin inkârını da içeren güvenlikçi politikalarda köklü değişimler gerçekleştirerek, güvenlikçi politikaları kamu düzenini koruma çerçevesine indirgemiştir.

Bütün bu gelişmeler özü itibari ile Türkiye’de HDP’liler açısından siyaset kanalını daha da güçlendirmiştir. Aslında bunu Öcalan da Selahattin Demirtaş’ın da içinde bulunduğu HDP heyeti ile 15 Eylül 2013 tarihindeki görüşmede “ikinci ayak demokratik siyaset ayağıdır. Yeterince kullanamasanız da sizin için bu şu anda var.” (İmralı Notları, 2015:143) diyerek siyaset yapma kanallarının Türkiye’de var olduğunu ifade etmiştir. Aynı şekilde 14 Ekim 2013 tarihinde Pervin Buldan’ın da içinde bulunduğu heyet ile yapılan görüşmelerde HDP’lileri ve belediyelerini yetersiz bulan Öcalan “Sizin AKP’den daha fazla olanaklarınız var. Halk da sizden bunu bekliyor, anlamak zorundasınız.” (İmralı Notları, 2015:153) diyerek esasen siyasî imkân ve fırsatların var olduğunu belirtmektedir.

Gerçekten de HDP açısından Türkiye’de siyaset yapma imkânları bulunmaktadır. Bu temelde seçimlerde ortaya çıkan tabloya bakmak bu konuda açıklayıcı olacaktır.[1] Tablo 1 ve 2 Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını göstermektedir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde Türkiye siyasî haritasına bakıldığında HDP’nın önemli bir aktör olduğu görülmektedir. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldığı durumda HDP oylarının eğilimi önem kazanacaktır. Nitekim Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde özellikle ikinci turda seçimi kazanmak isteyen adayın bir koalisyona ihtiyacı olacağı açıktır. Koalisyon ihtiyacı birinci tur seçimler için de önem kazanmıştır. Tablo 2’de görüldüğü gibi “Cumhur İttifakı” ismi ile MHP Ak Parti adayını desteklemişken, “Millet İttifakı” ismi ile de HDP’nın “örtülü” desteği ile CHP, İP ve Saadet bir ittifak oluşturmuştur.  HDP’nin her iki seçimde de aldığı oy oranı HDP’yi önemli bir aktör durumuna getirmektedir.

Tablo 1’e göre de 10 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleşen Cumhur Başkanlığı seçiminde HDP’nin desteklediği Selahattin Demirtaş’ın geçerli oylardan %9,76 oranında 3.958.048 oy almıştır.

Tablo 2’ye göre 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin desteklediği Selahattin Demirtaş’ın %8,40 oranı ile geçerli oyların 4.205.794’unu aldığı görülmektedir.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde ortaya çıkan Türkiye Büyük Millet Meclisi dağılımı da önemli bir rol oynamaktadır. Partilerin milletvekilleri dağılımına bakıldığında HDP’nin Türkiye siyasetinde önemli bir aktör olduğu açıktır. Tablo 3 25., 26. ve 27. dönem milletvekilliği seçim sonuçlarını göstermektedir. Tablo 3’e göre HDP 25. Dönemde geçerli oyların %13.12 sini alarak 80 milletvekili, 26. Dönemde geçerli oyların %10.76’sını alarak 59 milletvekili, 27. Dönem seçimlerinde ise %11,70 oy oranı ile 67 milletvekili almıştır.

Genel seçimlerin yanında yerel seçimlerde de ortaya çıkan tablo önem arz etmektedir. Yerel politikaların oluşturulmasında belediyelerin önemli yetkileri bulunmaktadır. Belediyeler ile birlikte İl Genel Meclis Seçim Sonuçları ve Belediye Meclis Üyelikleri Seçim Sonuçlarına da bakılmasının HDP’nin yerel siyasette imkânlarının olduğunun açıklığa kavuşturulmasında önemli görülmüştür. Bu temelde Tablo 4 İl Genel Meclisi Üyeliği Seçim Sonuçlarını, Tablo 5  Büyükşehir Belediyesi Seçim Sonuçlarını, Tablo 6 Belediye Başkanlık Seçim Sonuçlarını ve Tablo 7 ise Belediye Meclis Üyelikleri Seçim Sonuçlarını göstermektedir.

Tablo 4’e göre son üç dönemde gerçekleşen İl Genel Meclis Üyeliği Seçim Sonuçlarında HDP her zaman binin üzerinde üye kazanmıştır. 29 Mart 2009 seçimlerinde BDP ile seçim girilmiştir. 30 Mart 2014’te Doğu ve Güney Doğu illerinde BDP ile seçime girerken diğer illerde ise HDP ile seçime girmiştir.

Tablo 5 Büyükşehir Belediye Seçim Sonuçlarını göstermektedir. 29 Mart 2009 seçimlerinde BDP’nin devamı olduğu DTP ile seçime girilmiştir. 30 Mart 2014 seçimlerinde ise Doğu ve Güney Doğu Bölgesinde BDP ve diğer yerlerde ise HDP ile birlikte seçime girilmiştir. Bu seçimlerde de 2019’da 29 büyükşehirden 3 büyükşehir (Diyarbakır, Van Batman), 2014’te 30 büyükşehirden 2 (Diyarbakır, Batman) ve 2009 seçiminde ise 16 büyükşehirden 1 büyükşehir belediyesi (Diyarbakır) kazanılmıştır. Belirtmek gerekir ki 31 Mart 2019 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir belediye seçim sonuçları YSK tarafından iptal edilmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi dâhil HDP İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin gibi birçok önemli büyükşehir belediyesinde HDP CHP’li adayları desteklemiştir ve bahsi geçen illerde CHP adaylarının kazanmasında HDP’lilerin verdiği destek payı vardır.

Tablo 6’ya göre gerçekleşen Belediye Başkanlık Seçimlerinde de aynı çizgide olan HDP, BDP ve DTP’nin önemli oylar aldığı görülmektedir. Bu seçimlerde 2009’da DTP 2.903 belediyeden 96’sını, 2014 yılında 1.351 belediyeden 97 ve 2019 seçimlerinde ise 1355 belediyeden 57’sini kazandığı görülmektedir.

Tablo 7’de gösterilen Belediye Meclis üyelikleri seçim sonuçlarında da 2009’da DTP’nin 1169, 2014’te BDP ve HDD’nin toplamda 1.441 ve 2019 seçimlerinde ise 1.230 üye kazandıkları görülmektedir.

Sonuç olarak Türkiye siyasi ortamında HDP’nin yukarıdaki tablolarda da görüldüğü gibi siyaset yapma olanakları vardır. Hem genel seçimlerde hem de yerel seçimlerde HDP’yi önemli bir aktör haline getirecek bir potansiyelleri bulunmaktadır. Bu imkân ve fırsatların kullanılması ve geliştirilmesi önündeki engel HDP’nin kendi tutumundan kaynaklanmaktadır. KCK ile olan ilişkileri ve açıkça KCK’nın şiddeti bir araç olarak kullanma anlayışlarına bir eleştiri getirememeleri bu temelde imkân ve fırsatların kullanılması önünde bir engeldir. Belirtmek gerekir ki burada sadece seçim sonuçları değerlendirilmiştir. Birçok sivil toplum kuruluşu, Avrupa ve Türkiye’de yayın yapan basın yayın organları da HDP imkânları dahilindedir. Bütün bu boyutları ile düşünüldüğünde Türkiye siyasi ortamında Kürtlerin kendisini ifade etme, kamu politikalarını etkileme, özellikle belediyelerdeki güçleri ile kamu politikaları oluşturma gibi olanak ve imkânları bulunmaktadır. Yukarıdaki seçim sonuçları HDP’nin sivil meşru ve barışçıl yollar ile siyaset mecrasında etkili bir aktör olabileceğini göstermektedir. Mecliste azımsanmayacak bir oran ile temsil edilmekteler. Yerel yönetimlerde binlerce belediye meclis üyesi ve il genel meclis üyeleri ile yerel siyasette önemli bir yer almaktadırlar. Bu HDP açısından önemli bir siyasi imkân ve fırsat sunmaktadır. HDP’nin KCK ile ilişkisi ve yazı dizisinin birincisinde ifade edildiği gibi KCK’nın şiddeti bir araç ve değer olarak yüceltmesi HDP’nin siyasi alanını daraltmakta, siyasi imkân ve fırsatları sabote etmektedir.

İktisatçıların ifade ettiği gibi kaynaklarını etkin ve verimli kullanmak isteyenler tercih yaparken, bu tercihlerinin kendisine sağlayacağı fayda ve maliyetlere odaklanması gerekmektedir. HDP açısından bu çizginin kurulduğu 1990’lı yıllar da dahil olmak üzere her zaman meşru ve barışçıl siyaset yapma imkânları bulunmakta idi. Bu imkânlar özellikle Ak Parti döneminde genişlemiştir. Yukarıdaki tablolara yansıyan imkân ve kaynaklarına rağmen HDP’nin ısrarla KCK şiddeti ile arasına mesafe koymakta istekli olmaması veya KCK’nın şiddet ile onun alanını daraltması HDP’nin sahip olduğu kaynaklarından etkin bir şekilde faydalanamamasını getirmektedir.

HDP şiddet ile arasına neden mesafe koyamadığı veya şiddet ile arasına mesafe koyması gerektiği çağrısının muhatabının neden HDP olmadığı gibi soruların cevapları bu yazı dizisinin konusu olmayıp başka bir yazının konusu olabilecektir.

Sonnot:

[1] Seçim sonuçları http://www.ysk.gov.tr/tr/secim-arsivi/2612 adresinden alınmıştır.

Yazı dizisinde geçen kaynaklar:

Coşkun Vahap ve Cuma Çiçek (2016), Dolmabahçe’den Günümüze Çözüm Süreci: Başarısızlığı Anlamak ve Yeni Bir Yol Bulmak, Barış Vakfı Yayınları: Ankara.

Coşkun Vahap (2015), Çözüm Süreci: Kazanımlar ve Tehditler, Demokratik Gelişim Enstitüsü.

İmralı Görüşme Notları (2015), Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa, Mezopotamya Yay.: Neuss

Yüksek Seçim Kurulu (2020), Seçim Arşivi, http://www.ysk.gov.tr/tr/secim-arsivi/2612, Erişim: 06.01.2020.

****

Şiddet ve Siyaset: Türkiye’nin HDP Sorunu, Mahmut Özdemirkol ile youtube yayını, Liberal Düşünce Topluluğu, 11 Mart 2021.