.: Hasan Yücel Başdemir

Türkiye Suriye’deki savaşın neresinde?

AK Parti hükümeti, 2002’de iktidara geldiğinden beri her fırsatta içerde ve dışarıda uzlaşmacı bir yol ve barışçıl bir siyaset yürüteceğini söyledi. Etnik, dini ve kültürel grupların haklarının geliştirilmesi için birçok adımlar attı. Sınır komşularıyla “sıfır problem” söylemi ile her zaman iyi ilişkiler kurma yoluna gitti.

AK Parti 2002’de açık bir irade bildirimi yapmıştı. Dünyaya açık bir siyaset izleyecek, ideolojik ve bölgesel saplantıların dışına çıkıp muhataplarıyla şeffaf ilişkiler kurmanın yollarını arayacaktı. Hakkaniyet ve adalet ölçülerine riayet edilecek vekarşılıklı menfaatler gözetilecekti.

Hükümet, ilişkilerini bu zeminde yürütmeyi uzunca bir süre başardı. Hatta denebilir ki 2012’ye kadar her şey AK Parti’nin istediği gibi gitti. Sonra durum değişmeye başladı. Önce Gezi olayları, ardından MİT tırlarının Adana’da durdurulması ve 17-25 Aralık olayları, bazı şeylerin eskisi gibi olmadığını gösterdi.

İç Sorunların Bedeli

Bu süreçte Türk demokrasisi, büyük tehlikeler atlattı. Siyaseti dizayn etmek ve iktidarı yönlendirmek için yapılan müdahaleler sonuçsuz kalsa da AK Parti yöneticileri özellikle yolsuzluk ithamı nedeniyle kendine olan güvenini büyük oranda kaybetti. Bu süreç, hükümetin Suriye dâhil, uluslar arası alandaki gücünü de olumsuz etkiledi.

1 Kasım seçimlerinin sonuçları, kaybolan güvenin tekrar kazanılmasını sağladı. Siyasi süreç kesintiye uğramadan bu günlere geldik. Seçim sonuçları, hükümeti güçlendirdi ve içerdeki sert muhalefeti etkisizleştirdi. Ama içerde yaşanan bu süreç, hükümeti özellikle Suriye politikasında ya da stratejisinde etkisiz ve zayıf bir konuma düşürdü.

Türkiye şimdi, önemli kararlar alma aşamasında. Suriye’de olanlar, Türkiye’yi savaşın parçası olmaya zorluyor. Rusya krizigösterdi ki savaşa dâhil olan herkes, Türkiye’nin de bizzat bu savaşın parçası olmasını istiyor.

Sıcak savaşların, telafisi imkânsız sonuçlar yaratacağını herkes çok iyi biliyor. İnsana, kültüre ve çevreye savaş kadar zarar veren başka bir yıkıcı güç yoktur. Türkiye bu savaşın fiilen parçası olmamak için bütün diplomatik yolları aramalıdır.

Doğru Yerde Durmak

Fakat şunu görmek gerekiyor: Savaş uzadıkça biz de bu savaşın daha fazla parçası haline geliyoruz. Rusya, İran, Fransa, ABD ve diğer aktörler için Suriye savaşı, bir tatbikat ve birbirlerine karşı kullandıkları bir strateji malzemesi. Onlar, Suriye’yi geçmişte Afganistan için olduğu gibi uluslar arası bir hesaplaşma alanı olarak görüyorlar.

Oysa durum, Türkiye için böyle değil. Türkiye Suriye’deki savaşa başından beri insani olarak baktı. Bu nedenle orada haklı ve mağdur olan Suriye halkının yanında yer aldı; ağır sonuçlarına rağmen mültecilere kapılarını sonuna kadar açtı.

Savaştan bir avantaj kotarmaya çalışmadı. Esad’i demokratik seçimlere ikna etmek için harcadığı çaba da, mültecilere sınırlarını sonuna kadar açması da ve bugün Rusya ve İran’a karşı tutumu da insani ve barışçıl temellere dayanmakta.

Türkiye, Suriye’deki savaşın her zaman insani ve meşru tarafında yer aldı. Bu, AK Parti hükümetinin inanılmaz başarısıdır. Ama savaş devam ediyor ve Türkiye, bu çirkin oyunun parçası olmadığı için ikinci en büyük mağdur konumunda.

Savaşın, her geçen gün Türkiye’yi bir girdap gibi içine çektiğini görüyoruz. Doğru yerde durmak, psikolojik olarak bizi güçlü kılsa da ne yazık ki sorunların çözümü için yeterli olmuyor.

Türkiye, bazılarının iddia ettiği gibi bu savaşı çıkaran ve menfaat temin eden taraf değil; onun yıkıcı sonuçlarını bertaraf etmeye çalışan ve bedelini ödeyen taraftır.

Yeni Yüzyıl, 11.12.2015