.: Harun Kaban

Türkiye İşgal Edilebilir mi?

“Amerikalı diplomat Richard Holbrooke 1990’ların Yugoslavyası konusunda ‘seçimlerin özgür ve adaletli, seçilenlerin ise ırkçı faşistler ve ayrılıkçılar olduğunu düşünün’ diyor. ‘İşte ikilem bu.’  Gerçekten de öyle ve yalnızca Yugoslavya’nın geçmişi değil günümüz dünyası için de. Örneğin, İslam dünyasında yüzleştiğimiz tehdidi düşünün. Genellikle baskıyla yönetilen bu ülkelerde demokrasiye olan ihtiyacın bilincindeyiz. Ama ya demokrasi, İslamî bir teokrasi veya ona benzer bir şey yaratırsa ne olacak? Bu boş bir kaygı değildir. Dünyanın her yerinde genelde referandumlarla yeniden seçilen veya yeniden onaylanan, demokratik seçimlerle göreve gelmiş yönetimler, iktidarları üzerindeki anayasal kısıtlamaları görmezden gelip vatandaşlarını en temel haklardan mahrum bırakıyorlar. Peru’dan Filistin’e, Gana’dan Venezüella’ya kadar görülen bu rahatsız edici olgu ‘illiberal demokrasi’ olarak adlandırılabilir.”[1]

Eğer Amerikalılar’ı (veya geniş anlamıyla Batı’yı) ikna edemiyorsanız, demokrasi de sizin için kurtuluş değil. İktidarınızın arkasında halk desteğinin olması, serbest ve hilesiz seçimlerle gelmiş olması, seçimlerde çoğunluğu sağlayıp iktidara gelmiş olmasının bir önemi yok, demokrasinin bazı gereklerini yerine getiriyor olması, iktidarın meşru olduğunu göstermez; nitekim (hazır olun argüman geliyor) “Hitler de seçimle gelmişti!”

Ne kadar tanıdık argümanlar değil mi? Bir süredir ısıtılan ve yakınlarda derlenip toparlanan, yavaş yavaş cemaate teorik meşruiyet devşiren kalemlerin işlemeye başladığı, yakında cemaatin tetikçilerinin de dalacağı bu tartışmanın argümanları aslında epey eskiye dayanıyor. Fareed Zakaria’nın 1997’de yayınladığı makalesindeki argümanlar ışığında, birçok “illiberal demokrasi” yola getirildi. En son Mısır’da demokratik yollarla iktidara gelip İslamî bir teokrasi olma yolunda ilerleyen Mursi tehlikesi son anda bertaraf edildi. Batı, bu argümanlar ışığında “darbe”yi görmedi. Aynı şey 15 Temmuz’da bizim de başımıza geldi ve Batı aynı ahlâksız tavrı takındı, fakat maşa olarak kullanılan Fetullahın Ordusu beceriksiz olduğu için hesaplar tutmadı.

Şablonu yerine koyarsak manzara çok açık.

Tayyip Erdoğan siyasî kariyeri boyunca birbirine benzer engellemelerle uğraştı ama iktidarda olduğu son 15 yılı düşünürsek, alaşağı edilmek için denenmedik örtülü yol kalmadı. Son olarak 40 kişilik özel komando ekibi ve helikopterlerle suikast girişimi, Meclis’in ve Külliye’nin bombalanması kadar gemi azıya almış ve kudurmuş halde saldırıyı bile göze aldılar. Erdoğan sonuncusu dahil hepsinde “Halkın gücünün üstünde bir güç ben tanımadım bugüne kadar” deyip, millete güvenerek çıktı işin içinden. Şimdi ısıtılan “illiberal demokrasi” tartışması, Erdoğan’ın tek dayanağı olan ve her seferinde kurtulmasını sağlayan bu gücün altını boşaltmaya çalışıyor. Erdoğan’ın tek güvendiği “halkın gücü” tıpkı “ifade özgürlüğü”, “hukuk devleti” kavramları gibi içi boşaltılıp, manipüle edilebilir hale gelirse, Erdoğan’ın başka dayanağı kalmayacak. “Seçimle gelmiş olmasının, çoğunluğun oyunu almış olmasının, arkasında halk desteğinin bir manası yok” zira Türkiye bir illiberal demokrasi.

Mart 2016’da çıkan “Türkiye’de darbe olur mu?” makaleleri, Mayıs, Haziran 2016’da yoğunlaşan ve bazıları tarafından açıkça dillendirilen darbe ihtimali tartışmaları sırasında “yok canım, o kadar da olmaz” diyenlere, “Meclis ve Külliye’yi bombalayacak bunlar” deseydik herhalde tımarhaneye kapatılırdık, gerçi bu şerefsizlik bizim aklımıza da gelmedi, bu kadarını beklemiyorduk fakat sonuç olarak, şimdi bu “illiberal demokrasi” tartışması Türkiye’ye bir dış müdahaleye zemin hazırlamak ve işgali meşrulaştırmak için ısıtılıyor deyince “komplocu” ve Erdoğan’ın otoriterliğini pekiştirmeye çalışan bir yandaş olarak görmeyeceklerini düşünmüyorum. Ne yazık ki tartışma son derece sinsice tedavüle girdi. Bundan birkaç ay sonra Türkiye’nin illiberal demokrasi olup olmadığını tartışırken bunun sonundaki ihtimal daha belirginleşmiş olacak.

Şimdi, Erdoğan’ın hâlihazırda gitmemesine karşın, bir işgalin altyapısı adım adım hazırlanıyor.

Bir “illiberal demokrasi olarak Türkiye”nin artık güvenilir bir ortak olmadığına dair akılcı bir yazı geçenlerde The Wall Street Journal’da yayınlandı.[2] Rusya – Türkiye yakınlaşmasının tetikleyeceği bir Birleşmiş Milletler ve NATO alerjisiyle, şimdi uçuk bir komplo olarak görünen “işgal” ihtimali başverdiğinde, 17-25 Aralık’a darbe dediğimizde abartıyorsun diyenlerin tavrı 15 Temmuz akşamı Meclis bombalanırken getirdikleri nedamet gibi olacak: “Ay bu kadarını beklemezdik”le başlayan, beş para etmez bir hak teslimi…

[1] Fareed Zakaria, Özgürlüğün Geleceği: Yurtta ve Dünyada İlliberal Demokrasi, s. 17, Kırmızı Yayınları, 2014.

[2] Turkey Is No Longer a Reliable Ally, http://www.wsj.com/articles/turkey-is-no-longer-a-reliable-ally-1470869047

Ayrıca bakınız...

Kemalizmlerin Çatışması

Kemalizmlerin Çatışması

2017 yılının 29 Ekim-10 Kasım sürecinde, Kemalizm bağlamında, siyasî tarihimize geçecek nitelikte gelişmelere şahit olduk. ...