.: Birol Kovancılar

Türkiye için ekonomik Rönesans

Dünya Bankası, ülkeleri temelde üç ayrı gruba ayırmaktadır.  Yıllık kişi başına GSYİH’sı 1,045 dolar ve altında olan ülkeler“düşük gelirli ülkeler” olarak sayılıyorlar. Afganistan, Burundi, Malavi, Uganda, Ruanda, Nepal, Somali diye devam ediyor bu liste. Yıllık kişi başına GSYH’si 1,046 dolar ile 12,736 dolar arasındaki ülkeler ise “orta gelirli ülkeler” kabul ediliyor. Hatta bunları da kendi içinde “düşük orta gelirli ülkeler” (1,046-4,125 dolar arasındakiler) ve “yüksek orta gelirli ülkeler” (4,126- 12,736 dolar arasındakiler) olarak ayırıyorlar. İlk grupta, Ermenistan, Bangladeş, Tacikistan, Pakistan, Hindistan, Nijerya ve Özbekistan gibi ülkeler varken, İkinci grupta Türkiye, Arnavutluk, Moğolistan, Küba,  Paraguay, Irak, Romanya, Meksika, Brezilya, Bulgaristan ve Panama gibi ülkeler var. “Yüksek gelirli ülkeler” olarak belirtilen ülkeler ise yıllık kişi başına GSYH’si 12,736 doların üzerinde olan dünyanın bilinen zengin ülkeleri.

Düşük gelirli ülkelerin bir kısmı “yoksulluk tuzağı”na saplanmakta ve kısır bir döngü içinden sıyrılıp orta gelirli ülkeler arasına katılamamaktadır.  Bazı orta gelirli ülkelerin ise birtakım faktörlerin etkisiyle ekonomileri durgunluğa girmekte ve bu ülkeler yüksek gelirli ülkeler ligine bir türlü çıkamamaktadır. Bu duruma ise ekonomi literatüründe “orta gelir tuzağı” deniyor.

Türkiye 10 bin dolar düzeyine ulaşan kişi başına GSYİH’sı ile Latin Amerika ülkeleri gibi uzun zamandır bu tuzağın içinde yaşıyor. 2002 yılından sonra önemli bir büyüme hamlesi gerçekleştirmesine ve kişi başına gelirini arttırmasına rağmen son 50 yıl içinde yüksek gelirli ülkeler ligine bir türlü ulaşamadı.

Bunu başarmak için, faiz oranları, asgari ücret, enflasyon, emekli maaşı tartışmalarının çok ötesinde Türkiye’nin ekonomik yapısını dönüştürecek bir “Ekonomik Rönesans”a ihtiyacı var. Türkiye 2016 sonrasında bu Rönesans’ı yapmak ya da orta gelir tuzağına saplanıp kalmak arasında tercih yapacağı yeni bir döneme giriyor.

Bu türden bir Rönesans’ı Doğu Asya ülkeleri başardı. Japonya, G.Kore, Tayvan, Hong Kong, Singapur gibi ülkeler, Ortadoğu ve Latin Amerika’nın birçok ülkesinin uzun yıllardır çıkamadığı bu tuzaktan çıkmayı başardılar.  1900-2000 yılları arasında yüksek büyüme performansları sayesinde düşük-gelirden, orta-gelire oradan da yüksek-gelir kategorisine tırmandılar. Bu büyüme trendinin devam etmesi Doğu Asya ülkelerini,  2025 yılında (1820’de olduğu gibi) dünya ekonomisinin yüzde 40’ı büyüklüğüne ulaştıracak. Başarıyı getiren faktörler; sanayi, teknoloji, inovasyon ve eğitim politikaları.

Türkiye, bölgesel ve küresel ekonomik ilişkilerin geliştirildiği, üretim ve istihdamda uzmanlaşmanın arttırıldığı, ihracatta ürün ve ülke çeşitliliğinin sağlandığı, ileri teknoloji ve inovasyonun hızlandığı,  yeni ürün ve süreçleri kullanacak veya kopyalayacak değil- üretebilecek ve yönetebilecek gençlerin yetiştirildiği bir ülke olmak zorunda.

Yanında bir de kestirme yol var. Ekonomik sorunlarını aşmış bir “AB yakınsama makinesinin” tam bir parçası olabilirseniz, zengin olmak için olağan üstü şanslı olmaya, petrol, doğalgaz veya altın yatakları bulmaya, Doğu Asya Kaplanları kadar yırtıcı olmaya ihtiyacınız yok.  AB’ye katılmak üye ülkelerde sistematik bir kaldıraç etkisi yaratıyor. Bu sayede, Hırvatistan, G.Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, Estonya, Macaristan, Polonya, Portekiz, Slovenya, Slovakya hızla orta gelir tuzağından kurtulup yüksek gelirli ülkeler arasına hareket etti.

Her durumda ancak yapısal dönüşümü sağlayacak bir Rönesans Türkiye’yi Latin Amerika ve Ortadoğu ülkeleriyle paylaştığı orta gelir tuzağından çıkartıp dünyanın yüksek gelirli ülkeleri arasına sokabilecek.

Yeni Yüzyıl, 12.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/turkiye-icin-ekonomik-ronesans-887