.: Berk Ünlü

Türkiye 2023’e özgür bir ülke olarak girer mi?

Bireysel olarak en büyük isteklerimden bir tanesidir Türkiye’nin en yakın sürede özgür bir ülke olması. Sembolik ve önem verilen bir tarih olarak 2023’te ise gerçekten özgür bir ülke olarak Türkiye’yi görmek ne kadar mümkün? Tamamıyla umutsuz olmamak gerekli bu konuda ama, ılımlı şüphecilik ile önümüzdeki kısa sayılabilecek süre içinde olağanüstü farklılaşmalarla siyasal yapı ve kültürün özgürlük lehine hareket edeceğini yüksek olasılık içinde saymak pek de gerçekçi gelmiyor.

Bu düşünce üzerine gelecek görünen en önemli problemlerden bir tanesi ise siyasal yapı olarak özgür olmayan veya kısmen özgür olan ülkeler içerisinde bulunmaktan sanki pek de mutsuz olmayan Türkiye fotoğrafı. Böylelikle de Türkiye’nin siyasal gündemi bir türlü özgürlükçülük temelinde ve üzerinden oluşmuyor ve yaşanılmıyor. Evet Türkiye’de özgürlüklere en büyük siyasal değeri veren ve bu noktada siyasal düşünüşünü gerçekleştirenler var ve bu kesimin düşünsel beceri ve derinliğinin önemli ölçüde olduğunu söyleyebiliriz fakat, bu kesimin genel siyaset tablosu içerisinde ne kadar etkili olduğu kendi içinde tartışmalı olmaya devam ediyor.

Şimdilik burada meseleyi biraz siyasal partiler üzerinden ele alalım ve öncelikle şu cümleyi bir tanımlayalım: Türkiye’de majör-en güçlü ve aktif siyasal partilerin en büyük özellikleri otoriteryenlik merkezinde devletçi olmaları. AKP-MHP-CHP-İP-HDP… Aralarında devletçiliklerinin oranlarında farklar olmakla beraber bu partiler devletçiliklerini pek çok siyasal faaliyetlerinde ve düşüncelerinde gösteriyorlar. Siyaseti bir bakıma devlet için yapıyorlar. Devlete sahip olmak için veya devleti güçlü kılmak için yaptıkları siyasetleri ile kendilerini gösteriyorlar. Siyasetin merkezi bu partiler açısından özgür birey neredeyse hiç olamıyor.

Denilebilir ki; seçmen bu noktada özgürlükleri ne kadar talep ediyor ve bireysel özgürlükler temelinde siyasete yaklaşıyor? Evet bu üzerinde ciddiyetle düşünülen ve daha da düşünülmesi gereken bir soru. Demokratikliği noktasında son derece problemli olan “demokratik siyaset” içerisinde, vatandaşların da siyasal partilerden büyük bir özgürlük talebinde bulunmaları siyasal faydacılık açısından nasıl önem taşıdığını biliyoruz. Vatandaşların-oy verenlerin önlerinde halen pek çok siyasal engelin olduğunu da belirtmeyi unutmamalıyız. Siyaset “talebi ve arzı arasındaki dengede” vatandaşın-oy verenin, Türkiye siyaset tarihi temelli problemlerin önlerinde engel olarak nasıl bulunduğunu göstermelerinin haklılığı da son derece açık.

Partiler üzerine de doğrudan kısa kısa düşünceler ortaya koyabiliriz. İlk olarak AKP’ye bakalım. İktidar partisi olarak AKP 2023 tarihini özellikle kullanıyor ve siyasetinin bir bölümünü bu tarih üzerinden gerçekleştirmeye çabalıyor. 2023’e kalan zamanda AKP’nin çok kısaca özgürlüklere mi yoksa otoriteryen-devletçi yanlara mı yakın olduğuna çok kısaca ne demek gerekli? AKP siyasetinin temelinden ve gelecek tasavvurlarından özgürlük kelimesini büyük ölçüde kaldırdı. Çeşitli zamanlarda siyasal yapıda reformlardan bahsediyor ve harekete geçeceğini söylüyor ama gün sonunda özgür birey için hiç de olumlu olmayan bir ülke tablosunu oluşturmaya önemli ölçüde etki ediyor.

MHP ise, AKP ile çoklukla hareket ettiği siyasetinin bu döneminde, kendi içindeki ve kendini tekrarlayan Türkçülük temelli politikasının çoğunlukla ötesine geçemiyor. Üstelik bu Türkçülük siyaseti, devletçilikle el ele gittiği yerlerde, özgürlüklerin önünde bir engel olarak konumlanıyor. AKP ile girdiği pragmatik ortaklıkta, 2023’e doğru en önemli siyasal hedefin bireyin önüne özgürlük ihlalleri çıkarmamak olduğu konusuna uzak görünüyor. 2023’e kadar Türkçülük temelli popülizm, özgürlüklerden daha çok yer alabilir MHP’de.

Cumhur veya millet ittifakında demeden partiler üzerine düşünmeye devam ediyorum ve CHP’ye de sözü getiriyorum. Türkiye siyasal tarihinin özgürlükler açısından en problemli partilerinden bir tanesi olarak CHP, geçmişinin otoriter-totaliter yanına en çok “restorasyon” politikasını eklemek istiyor. Belirttikleri gibi, olası bir iktidarı elde etmeleri durumunda “restorasyona” gideceklerini açıklıkla ortaya koyuyorlar. Peki, tek parti rejiminin otoriter-totaliter yanı mı, bireyin özgürlükleri midir önemli olan? CHP’nin tavrı açık ve 2023 yolunda nasıl gittiğini de güncel siyasetinin içinde gösteriyor. Tek partici otoriter-totaliter yanlarına “sosyal demokrasi”yi de ekleyerek özgürlükler ile pek alakaları olmadığını sık sık açıklıyorlar.

İP’de denklem içinde kendine yer ediniyor. MHP türevi olmanın yanında AKP karşıtlığını siyasetlerine katarak bir orijinal siyaset yaratıyorlar mı? Pek zannetmiyorum. Özgürlükler konusunda bugüne kadar hangi siyasetlerini etkin bir şekilde gördük? Belki de bu dönemi bir siyasal reform değil, siyasal sistemde yer edinme dönemi olarak görüyorlardır. Hepsinin yanında pragmatik çıkarları gereği HDP ile “yan yanaymış gibi” görünmelerinin uzun vadeli açıklamaları MHP türevi Türkçülükleri içinde son derece sıkıntılı görünüyor.

Faydacılık açısından neler getireceği çok da belirli olmayan bir kapatma davası ile baş başa kalacak bir HDP’nin zaten totaliter bir siyaset ile Türkiye içinde olmayı hiç istemese de, Türkiye’de 2023’e doğru gittiğini söyleyebiliriz rahatlıkla. HDP’nin terörizmi meşrulaştıran totaliter-sosyalist politikaları sosyalizm başlığı altında benim tarafımdan da dahil, HürFikirler.com platformunda çeşitli zamanlarda eleştiriye tabi tutuluyor. PKK Marksist-Leninist-Stalinist bir terörizm politikası ve eylemleriyle 2023’e doğru gitmeye devam edeceğinin göstergelerini sunuyor ve HDP’nin de buna karşı koyması pek olası görünmüyor.

Burada duralım fakat, bu konu üzerine yazmaya devam etmek gerekli ve faydalı gibi görünüyor. Hem partilerin siyasetlerini daha detaylıca ele alabiliriz hem de siyasal yapı ve kültürü oluşturan başka siyasal öğelere de değinebiliriz. Siyasal kültürü oluşturan aktörlerin zihinlerindeki 2023’e daha detaylı bakmak da gerekli ve öğretici olacaktır.