.: Adnan Küçük

Türk demokrasisinin en büyük handikapı ana muhalefet

Bir ülkede demokrasinin sağlıklı bir şekilde işleyişi her şeyden önce muhalefete bağlıdır. Esasen her rejimde iktidar partisi mevcuttur, fakat muhalefet partileri sadece demokrasilerde söz konusudur. Muhalefetsiz bir demokrasiden söz edilemez. Burada sözü edilen sahici muhalefettir. Yani geçmişte bazı totaliter ve otoriter rejimlerde de binde iki ya da üç oy alan partiler mevcut idi, ama bunların varlığı demokrasinin mevcudiyeti için yeterli değildi. Bu vesileyle ileri demokrasilerde ana muhalefet de iktidar partilerine yakın düzeyde güçlüdür. Nitekim ana muhalefet partisi iktidar kadar ya da ondan daha güçlü olduğu zaman iktidar el değiştirir. Demokrasilerde muhalefetin gücü, esasen iktidar-muhalefet ilişkilerinin düzenlendiği hukuki yapı yanında, muhalefetin iktidarın el değişmesini sağlayacak düzeyde halkın belli kesimini ikna edici politikalar üretmesine borçludur. İktidar değişimini sağlayacak düzeyde güçlü muhalefet partilerinin olmayışı, demokrasi açısından ciddi bir handikaptır.

Türkiye’de demokrasiye geçildiği günden bu yana iktidar muhalefet ilişkileri hep gerilimli olmuştur. Bazen bu gerilimler toplumsal kamplaşmalara sahne olmuş, bazen de neticesi askeri darbelere kadar varmıştır. Bazen bu gerilimler iktidar partilerinden tetiklenmiş ise de, çoğu kereler ortamı geren fiil ve söylemlerin ana muhalefetten geldiği söylenebilir.

İktidar olmama çabası

1950-1960 arası dönemde her ne kadar DP bazı baskıcı politikalara yönelmiş ise de, bu yıllarda CHP’nin ortamı en uç düzeyde gerici yönde söylem ve eylemler geliştirdiğini de unutmamak gerekir. Etki tepkiyi doğurmuş, neticede sistem kitlenmiş, son durak 27 Mayıs olmuştur. Dönemin ana muhalefet partisi olağan demokratik usullerle iktidara gelemeyeceğini anlayınca, ortamı gererek iktidardaki partiyi tepki kabilinden politikalar uygulamaya sevk etmek suretiyle, 27 Mayıs cuntacılarına müsait bir zemini sağlama yolunu tercih etmiştir. Gelelim son zamanlarda olanlara. Bir siyasi parti olarak iktidar olmayı amaçlaması gereken CHP, olağan demokratik usullerle iktidar olmamak için iki şeyi ısrarla yapıyor.

Birincisi, CHP’liler, iktidara geldikleri zaman ne yapacakları konusunda hiçbir şey söylemiyor. Sadece “yaptırmam da yaptırmam” siyaseti yürütüyorlar. Bir zamanlar DP zamanında yapılan barajlar sebebiyle “bu kadar elektriği ne yapacaksınız, toprağa mı vereceksiniz” söylemi geliştirerek modern Türkiye’nin ve sanayileşmenin ana damarı olan enerji sektörüne karşı çıkıyordu. CHP, İstanbul trafiği için hayati derecede işlev gören ilk Boğaziçi köprüsüne de karşı çıkmıştı. Bunların sayısını çoğaltmak mümkündür.

Bu siyasetin adı “İttihatçı siyaset”tir. Bir zamanlar İttihat ve Terakki Cemiyeti, Sultan Abdülhamid’in saltanatı döneminde sadece Abdülhamid’i yıkmak politikasına odaklanmıştı. İktidara gelirlerse ne yapacakları konusunda hiçbir hazırlıkları, bu yönde bir politikaları mevcut değildi. İttihatçılar sadece yıkıcı muhalefet yaptıkları için, Abdülhamid iktidardan indiği zaman ülke yönetimine geçtiklerinde hiçbir politikaları mevcut değildi. Nitekim bu politikasızlığın neticesi, kısa sürede Osmanlı Devleti’nin yıkılması oldu. Benzer siyaseti CHP, geçmişte de günümüzde de sürdürmeye devam ediyor. Başkanlık sistemini getirtmem diyor; ama yerine ne getirecek bellisiz. Sadece parlamenter sistemin güçlendirileceğinden söz ediyor ama bu, içi tamamen boş bir ifadedir. Başkanlık sistemi de en az parlamenter sistem kadar demokratik bir hükümet sistemidir, ama CHP, bu sistemle Türkiye’ye diktatörlüğün geleceğini söyleyerek, bilinçli bir şekilde hakikatin ters yüz edilmesi yönünde algı oluşturuyor. AK Parti 2023, hatta 2070 hedeflerinden söz ederken, bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak yönde politikalar geliştirirken, kendisini bu hedeflere odaklamışken, ana muhalefet partisinde hiçbir söylemi yok. Unutmadan bir tek vaadine temas edeyim: “Yasama dokunulmazlığını sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırmak”. CHP’liler bu vaadinde de tutarlı değil. Çünkü daha önce bazı milletvekilleri tutuklandığı için söylemedikleri söz kalmadığı gibi, şimdilerde de yasama dokunulmazlığı kaldırıldığı için AYM’nin kapısını aşındırıyorlar. Kısaca bu vaadlerinde bile kimseyi ikna edemiyorlar. Ana muhalefetin yakın gelecekte iktidar olabilmesi için seçmen tabanını genişletici yönde politikalar geliştirmesi, bazı seçmen tabanlarını kendisine çekecek yönde ikna edici fiil ve eylemlerde bulunması gerekir. Şu bir gerçektir ki, dindar muhafazakâr kesim hala CHP’nin laikçi politikalarından korkuyor. CHP, ılımlı ve demokratik laiklik politikaları geliştirme çabasına hiç girmiyor. CHP’nin bu politikalarla tek başına iktidar olabilmesi, yüzde 24-26 bandında olan oy tabanını yüzde 40’lara taşıması yakın gelecekte pek mümkün ve muhtemel görünmüyor.

İkincisi, aynı CHP, şimdilerde ortamı, toplumu terörize edici fiil ve söylemleri sıklıkla ve şiddetle kullanmayı sürdürüyor. Ben burada sadece birkaç örneğe yer vereceğim. Kılıçdaroğlu, CHP’nin AK Parti iktidarı tarafından Türkiye’ye Başkanlık sistemini getirtmesine müsaade etmeyeceğini, CHP’nin kanı akmadan başkanlık sisteminin getirilemeyeceğini söylüyor. Şayet bir sistem demokratik ise, bu sistemin gelmesine kan dökülmesi pahasına direnç göstereceğini söylemek, demokrasinin şirazesinden çıkarılması demektir. Her bir siyasi çoğunluk, demokratik usullerle bazı değişiklikler yapar, muhalefet partileri olağan demokratik usullerle buna mani olmaya çalışır, mani olamadığı zaman da hesabını seçimlerde halktan alacağı destekle sorar. Demokratik sistemle uyumlu bir değişikliğe, kanlarının akıtılması pahasına hukuku zorlayacak şekilde karşı çıkmak, demokrasinin usullerini bozmak demektir. Diğer yandan, kısa bir süre önce, CHP lideri, bir televizyon kanalında hiçbir ayrım gözetmeksizin PKK’lı teröristleri de ziyaret ettiklerini söyledi, bir ya da iki gün sonra da bir şehit cenazesine iştirak etti. Önce şehit bayan polisin eşi cenazede CHP lideri ile yan yana olmak istemedi, sonra bir kişi CHP liderinin önüne mermi fırlattı, daha sonra da CHP liderine yönelik tepkiler ortaya konuldu. CHP liderine mermi fırlatılmasını tasvip etmek kesinlikle mümkün değildir. Fakat bir parti liderinin önce PKK’lı teröristleri ziyaret ettiğini söyleyip, daha bu sözün kulaklardaki yankısı gitmeden, PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen bir cenazeye iştirak etmesinin, o cenazede şehit yakınlarını ve cenazeye iştirak edenleri nasıl etkilediğini çok iyi tahlil etmek gerekir.

CHP liderinin, PKK’lılar tarafından şehit edilen birisi için düzenlenen cenaze namazına iştirak etmesinin bu aile üzerinde ne tür bir tahribat meydana getireceğini çok iyi anlamak lazım. Bu üç türlü anlaşılabilir: Birincisi ilmel yakin anlamak; yani şehit ailelerinin bu durumdan duyacakları rahatsızlığın ne olabileceğini kitaplardan okuyarak ya da birilerinden duyarak öğrenmek ve bilmek. İkincisi, aynel yakin; yani şehit ailelerinin duydukları ıstırabı görerek anlamak. Üçüncüsü, hakkel yakin; yani bizzat bir yakını şehit olduğu için anlamak. Yakınları şehit olmayan birisi, bu ortamda şehit yakını ailenin neler hissettiğini hakkıyla anlayamaz. CHP lideri anlaşılan bir yakını şehit olmadığı, dahası bir şehit yakınının neler hissettiğini ilmel yakin ve aynel yakin de bilmediği için, meşhur sözünü söyledikten sonra cenaze merasimine iştirak etti; bir de pişkin pişkin bana nasıl bu tepki verilir diye bu tepkiye şiddet tonu çok yüksek karşı tepkiyi verdi. CHP’liler bununla da sınırlı kalmadı, bundan sonra her şehit cenazesine iştirak edeceklerini söylediler. CHP lideri bir adım daha ileri giderek şehit cenazesinde kendisine tepki verenlerin Müslüman olmadıklarını söyledi.

Manevi dokuyu tahrip

CHP liderinin bu sözleri en üst perdeden şehit cenazelerini sabote etmektir. Bu, şehit ailelerinin yüreğini dağlayan sözünün tahrip gücünü görmeksizin, şehit cenazelerinde bundan sonra yaşanması muhtemel gelişmelerden hem siyasi medet ummak, hem de bu yolla toplumun en hassas manevi dokusunu tahrip etmektir. Aklı başında, millet ve toplumsal uzlaşı taraftarı olan bazı CHP’lilerin bunu Kılıçdaroğlu’na hatırlatması gerekiyor.

CHP liderinin bunlara ilaveten Türkiye’nin geleceğini inşa etmek üzere geliştirdiği bir diğer politika da AK Parti’lilere ve Cumhurbaşkanı’na sürekli hakaret etmek.

Tekrar ifade ediyorum, Türkiye’nin her yönden kartopu gibi büyüyebilmesi, her şeyden önce muhalefetin güçlenerek siyasi iktidarı zorlamasına bağlıdır. Unutulmasın ki, rahmetli efsanevi boksör Muhammed Ali’nin dünya ağır sıklet boks şampiyonu olması ve uzunca yıllar şampiyonluğunu muhafaza etmesi, rakiplerinin kendisini zorlamasına bağlıdır. Maalesef, ana muhalefet partisi CHP, yakın gelecekte iktidara gelmesini sağlayacak politikalar ortaya koymaktan çok uzak olduğu gibi, bir de sürekli toplumsal barışı sabote edici fiil ve söylemler geliştiriyor. Kısaca “Ben iktidar olamasam da, mevcut iktidara da bir şeyler yaptırmam; yaptıklarım toplumsal dokuyu tahrip de etse, bu uygulamalara devam edeceğim” diyor. Türk demokrasisinin en büyük handikapı, CHP’nin Türkiye’nin geleceğini sabote eden, toplumsal dokuya zarar veren, siyasi iktidarı umut verici politikalarla zorlamak bir yana, sistemi kilitleyen uygulamalara yönelmesidir. Umarım CHP içerisindeki sağduyu sahibi üyeler bu durumu fark ederler de, CHP’nin Türkiye’yi daha ilerilere taşıyacak, bir diğer ifadeyle ekonomik, siyasi vb. alanlarda rekorlar kırmaya zorlayacak güçlü muhalefet haline getirecek, belki de iktidara taşıyacak yönetimleri partinin başa getirirler. Bu, hem toplumsal barış açısından, hem de Türkiye’nin geleceği açısından faydalı olacak. Türkiye’nin bu yönde fiil ve söylemler geliştiren, politikalar üreten bir ana muhalefet partisine ihtiyacı var.

Star Açık Görüş, 18.06.2016

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...