.: Atilla Yayla

Tüketmeyen insanlar ülkesi!

Birçok akademisyene ve fikir insanına göre modern toplumun en kötü özelliklerinden biri tüketmekmiş. Modern toplumdaki insanın mottosu “tüketiyorsam varım” imiş. Hatta hızını alamayan bazı “kapitalizm” savunucuları “tükettiğin kadar insansın” diyesiymiş.

Hem ülkemde hem de dünyada epeyce yer dolaştım ve her dilden, dinden, renkten pek çok insanla karşılaştım. Yukarıdaki sözleri kullanan birine hiç rastlamadım. Çok kitap okuduğum da söylenebilir. Böyle diyen ve tüketim seviyesiyle insan olma arasında ilişki kuran bir yazarla, düşünürle, filozofla da karşılaşmadım. Öyleyse neye dayanarak böyle söyleniyor? Yoksa böyle düşünenler ve söyleyenler benden özellikle mi kaçıyor? Gel de bütün dünya bana karşı diyen sevimli Çaykaralı gibi düşünme!

Bu tuhaf, anlamsız, özünde derin bir insanlık karşıtlığı içeren sözlerin mucidi de kullananı da genellikle serbest piyasa ekonomisi ve refah toplumu karşıtı tipler. Çoğu solda yer almakta, ama solun entelektüel tahakkümü yüzünden sağda yer alan çok sayıda kimse de böyle düşünmekte. Ne anlama geldikleri ve politikaya temel yapılmaları hâlinde ne gibi felaketli sonuçlara yol açacağı üzerinde kafa yormadan bu tür ezberleri tekrarlamakta.

Yeni Yüzyıl gazetesi piyasa ekonomisini savunmakta olduğunu beyan ettiğine göre bu sözleri tahlil masasına yatırmak görevimiz.

İnsan cinsi melek olsaydı, hiçbir şeyi tüketmesi gerekmezdi. İnsan, hayatta kalabilmek için tüketmek zorunda. Yiyecek içecekten barınağa, giysiden ulaşıma, eğlenceden iletişime kadar insanî varlığın ve faaliyetlerin sürdürülmesi tüketime bağlı. Dünyada var olan her insan kaçınılmaz olarak bir tüketici. Yukardaki sözleri sarf edenler de, muhtemelen, en çok tüketim yapanlar arasında.

Dünya sade hâliyle insanın yaşamasına kısmen elverişli. Ancak, insanın varoluşuna hizmet edecek şekilde dönüştürülmeye müsait. İnsan ekonomik faaliyetleriyle dünyayı dönüştürür. Bunun diğer adı üretim yapmaktır. İnsanlar dünyada bulunan şeyleri işleyerek kullanılabilir hâle getirir. Sonra onları tüketir. Bunlar bir defa yapılıp sonra ebediyen vazgeçilecek faaliyetler değildir. Üretim devamlı olmak zorundadır. Tüketimin sürekliliği ancak bu şekilde sağlanabilir. Üretim ve tüketim daima devam eder, asla sona ermez.

Dünyayı bir bütün olarak düşünürsek, insanlık, ne kadar üretiyorsa o kadar tüketiyordur. Tüketim var olan şeyin tüketilmesidir. Mevcut olmayan şey tüketilemez. Başka bir deyişle, tüm dünyada üretim ile tüketim arasında bir denge, bir eşitlik bulunur. Bu yüzden, fazla tüketiliyor demek de bunun için hayıflanmak da anlamsız.

Çok tüketen toplumlar aynı zamanda çok üreten toplumlardır. Dünyadaki tüm toplumlar refah seviyesini yükseltme peşinde koşar. İnsanlar da. Zaman zaman karşımıza aksi istikamette hareket etmeye çalışan kimseler çıkabilir, ama onlar istisnadır ve bunu yapabilmeleri herkesin aynı şeyi yapmamasına bağlıdır.Birilerinin dünyada inzivaya çekilmesi herkesin inzivaya çekilmemesine bağlı. Herkes inzivayı tercih etseydi, yani üretim faaliyetine kalıcı şekilde ara verseydi, insanlık hızla yok oluşa doğru yol alırdı.

Tüketmek ne bir suç ne de bir kabahat. Kimse kimseyi tüketiyorsun diye kınayamaz ve ayıplayamaz. Tüketme mecburiyeti insanları yararlı faaliyetlere ve diğer insanlarla iletişime, işbirliğine iter. Sosyal bağları kuvvetlendirir ve çeşitlendirir. İnsanın mutluluğunu artırır.

İnsanları tüketiyorsun diye azarlayanlardan müteşekkil bir toplumu gözlemlemek çok zevkli ve öğretici olurdu. Ne yazık ki, böyle bir deneyi gerçekleştirmek imkânsız. Ancak, en azından, başkalarına fazla tüketiyorsunuz diye ayar çekmeye kalkışan bu kimseleri az tüketmeye, böylece diğer insanlara örnek olmaya davet edebiliriz. Mamafih, bu davete icabet edeceklerini hiç sanmam.

Yeni Yüzyıl Gazetesi, 12.05.2016

Ayrıca bakınız...

Trump'ın kuyuya attığı taş

Trump’ın kuyuya attığı taş

1995’te Clinton döneminde ABD, büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasını öngören bir kararı Kongre’den geçirdi. Ama ...