.: Berk Ünlü

TSK ve TSK’cıların Darbe İsteği Bitmiyor

Üzülerek söylüyorum ki, 15 Temmuz’da gördüklerimiz TSK ve TSK’cıların yapabileceklerinin küçük bir bölümü olabilir. 15 Temmuz açıkça buzdağının görünen kısmı diyebiliriz. Türkiye’yi adeta bir iç sömürü haline getirmiş-getirmeye çalışmış bir TSK ve TSK’ya eklemlenerek siyaset yapan kesim siyasal beklenti ve hırslarından arınmadan varlıklarını sürdürüyor. Önlerinde duran-duracak ve iktidarlarını engelleyen güçlere karşı çok daha saldırgan bir şekilde hareket etmeyi akıllarından çıkarıyorlar mı dersiniz? Hiç zannetmiyorum. Bu boş bir niyet okuma mı? Öyle olmadığını Türkiye Cumhuriyeti tarihinin geleceğe yansıyan yanlarından öğrenmedik mi? TSK darbeci haliyle olduğu gibi kaldı ve bu süreçte ne oldu? Darbeler ve darbe girişimleri bitti mi? TSK olduğu haliyle durmuyor mu? TSK’nın darbeci üyeleri siyasal düşünce sistemlerini özgürlükçülüğe doğru mu yönlendirdiler? Artık “demokratik seçimlere saygı mı gösteriyoruz” dediler? Demeyi bırakın, bunları siyasal davranışlarına yansıttılar mı? Hâlâ her fırsatta TSK’dan bir hareket bekleyen “siyasal kesimler” için ne demek lazım? Bu kesimlerin olası başarılı bir darbeden sonra ellerinde bayraklarla zaferlerini sokaklarda coşkuyla kutlamayacaklarını mı zannetmeliyiz?

Türkiye’de özgürlükçü siyaset ve yaşam tarafında olanlar çok dikkatli olarak siyasetlerini yapmaya devam etmek zorundalar. Başta AKP artık, TSK’ya karşı pragmatik-günlük-üstü kapalı-sığ yaklaşımlarını bırakıp kalıcı, sağlam temelli, yapısal ve sistematik siyasetini üstün kılmalıdır. TSK bu haliyle orada olduğu müddetçe biz her sabah bir darbe tehlikesine uyanmaya devam ederiz. AKP demişken, AKP’nin bütün bir iktidar dönemi içerisinde TSK ile mücadelesini pragmatik ve sığ tutmasının bu siyasal sonuçlarda payı olduğunu da belirtmeliyiz. AKP “TSK olduğu gibi kalsın ama benim kontrolümde, bana yakın olsun” dedikçe TSK AKP’ye daha da bileniyor ama, AKP bunun farkına varıyor mu, onu bilemiyorum? Sistemsel problemler ve özellikle siyasal kültür, “darbeci otoriter-totaliter Atatürkçülük  enstrümanını” kullanmaya devam ettikçe, AKP için riskler büyük oranla olduğu yerde durmaya devam edecektir.

İşte 103 Amiral’in “açıklaması”. Bir pazar uyandık ve karşımızda yine TSK. Hani darbeler bitmişti? 15 Temmuz geldi. Hani TSK’da Fethullahçı kesime operasyonlar yapılıyordu? Atatürkçü darbeciler ortaya çıktı. Yarın bilmem hangi bahaneyle ortaya “komutanlar” çıkmaz mı? Bu sefer Twitter’dan bize darbelerinin haberini veren mesajları atarlar. O zaman da hâla TSK’yı yıpratmayalım mı diyeceğiz? TSK, Türkiye Cumhuriyeti’nin “görece – kısıtlı, yarı, eksik özgür” kesimlerini yıpratınca problem olmuyor ama. Kapımızın önünde G3 silahıyla nöbet tutan “Atatürkçü TSK’cı” askerler olduğunda mı TSK’ya karşı özgürlükçü kapsamlı karşı koyuşu başlatacağız? Acaba darbelerle kaybolan yıllara yenileri eklendikçe çıkışı nasıl bulacağız? “Kuşakların ömürleri feda olsun” diyerek kendimizi avutmaya mı girişeceğiz? Hatta ortada “özgürlükçü”ler kalır mı? TSK’nın elinde, yapacağı darbelerden sonra “gözaltına alınacak” “özgürlükçü-liberallerin” listesi vardır büyük ihtimalle. Darbeci TSK işini hafife almaz. Sabah içtimasıyla her gün ajandasını günceller.

Darbeler noktasında kamu düzeni hayati bir kavram. Bu noktada oluşacak problemler TSK’ya güç katacaktır. Bunu kolladıklarını da zaten biliyoruz. Hatta ufak ufak orayı kaşıdıklarını da rahatlıkla algılayabiliyoruz. Olmaz öyle şey demeyin sakın, Covid 19 pandemisinin yarattığı sosyal yaşamı kendi avantajına döndürmek istemeyen darbeci komutan yoktur. Bunun yanında seçimler de son derece kritik öneme sahip. Erken seçim düşüncelerini gayri meşru siyasetlerine çıkış olarak arayanlar en azından seçimler noktasında işleyen demokratik yapıya zarar vermeye nasıl çalıştıklarını ortaya koyuyorlar. Seçim sistemindeki istikrar problemleri TSK’cı darbecilerin istediklerini onlara veriyor ve vermeye devam edecektir. Özgürlükle atılan her bir oy TSK’nın silahlarına karşı verilen en güçlü yanıtlardandır.

“Türkiye kaybetsin ama TSK ve ona eklemlenmiş kesimler kazansın” siyasetinin ne kadar aktif olduğunu tekrar etmeyelim mi? 15 Temmuz sonrasında üzerine gittikleri iç savaş düşüncesinin tehdidi ve tehlikesi özgür bireyleri korkutuyordur. Gerçi kabul ediyorum “Atatürkçü-Kemalist özgürlükçüleri” korkutmuyordur. Hatta hayallerini bile süslüyor olabilir öyle bir siyasal ortam. İç savaş sonucu oluşturabilecekleri yeni ve rövanşist rejimlerinden neler kazanacaklarını çoktan hesaplamaya girişmiş olabilirler. Acaba bu noktada, “kendi aralarında kartları dağıtmışlardır”, demek ister misiniz?

Bu aralar sıkça döviz kurundan, faizden, altın fiyatlarından konuşuluyor doğal olarak. Haklı eleştiriler dile getiriliyor AKP’ye karşı. Buralardan gelişen problemlerden beslenen kesimleri de fark etmemek elde değil. TSK ve ona eklemlenmiş siyasal kesim “dün” de bu durumları kullandılar, yarın neden kullanmasınlar? Her siyasal-ekonomik problem ortaya çıktığında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, TSK bir anda ortada belirmemiş mi?

Bu son 103 Amiralli “açıklama-bildiride” de var. Yine Atatürkçü düşünce doğrultusunda eğitim istiyorlar. Bunun hangi sonuçları yarattığını Cumhuriyet tarihinde gördük. Eğitim ve endoktrinasyon üzerinden militarist bir yaşam kurgulandı. Otoriter-totaliter rejimlerin arasında yerimizi aldık. Atatürk ilke ve inkılapları zihinleri işgal ettikçe rejime bağlı kesimler güçlerini arttırdılar. Sonra bu elde ettikleri güçle silahlarını günü geldi vatandaşların üzerine “doğrudan” dahi doğrulttular. TSK’nın “sürekli endişeli subayları” silahlarını vatandaşlara çevirme noktasındaki becerilerini askerliğin meşru yanlarında kullanmayı ise bir türlü bilemediler. TSK’nın düşmanları silahsız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları mı?

Günü gelir mi bilmiyorum ama, TSK’nın Türkiye’yi nasıl bir iç sömürü olarak kurguladığı, şekillendirdiği ve kullandığı hakim siyasal düşüncede yerini almalı. Benim elimden “iki satır yazı yazmak” gelecekse bu iki satırı yazmaya devam edeceğim. Pragmatik-makyavelist-oportünist yaklaşımlarla TSK ile mücadele ettiğini düşünenler ise bana göre yanılıyorlar. Devletin koridorlarında, ekonomide korporatist iş çevrelerinde kazanımlar elde ettiklerini varsayanlar umarım olası darbe sabahında çok pişman olmazlar.

Rezilliği diz boyu olan darbe siyasetinin en iyi panzehiri elbette liberal-özgürlükçü-açık toplumcu siyasal düşünce. Bunun içeriği zaten Hür fikirler’de yazıya dökülüyor zaman zaman. O yüzden bu yazıya bir de onları ekleyerek yazıyı gereksiz uzatmayayım. Liberte yayınlarının oluşturduğu literatür, okumalar yapmak isteyenlerin önlerinde duruyor. Bu literatürü oluşturanların yaptıkları işin büyüklüğü de açıktır. Liberal literatür otoriter-totaliterlerin yayıncılıklarının etkinliğine yaklaşsa bile TSK’cı darbecilik aslında başını kaldıramaz hale gelir. İşin bu yanı da ayrıca yazı konuları ihtiva ediyor tabii.

Bir keresinde, umarım bir gün The Handmaid’s Tale’in içine uyanmam demiştim. Bu sefer de, umarım kışlaya dönmüş bir ülkeye uyanmam diyorum. Zaten ülkede kışla ortamı var mı diyorsunuz? Haklı olduğunuza kanaatim var. Geleceğin “bir bölümünü”, yaşarsak görebileceğiz. Orada Türkiye, özgür insanların ülkesi olsun, TSK’nın militaristlerinin değil.