.: Vahap Coşkun

Trump’ın kuyuya attığı taş

1995’te Clinton döneminde ABD, büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasını öngören bir kararı Kongre’den geçirdi. Ama o günden bugüne bütün başkanlar — ulusal güvenlik gerekçesiyle — altı ayda bir bu kararı erteliyordu. Bu yılın Ocak ayında göreve başlayan Trump, Haziran ayında selefleri gibi davrandı, kararı erteledi. Ancak Aralık ayında tavrını değiştirdi ve yanmakta olan Ortadoğu kuyusuna bir taş attı. Şimdi dünya kara kara o taşı o kuyudan nasıl çıkaracağını düşünüyor.

ABD’nin Kudüs’e tek taraflı bir şekilde yeni bir statü tayin etmesi, uluslararası hukuka aykırı. Neredeyse bütün dünyanın Trump’ın karşısına dikilmesinin sebebi de bu.  BM’nin gerek 1947 (181 sayılı) gerek 1980 (478 sayılı) ve gerek 2016 (2334 sayılı) kararları, ilâve bir açıklama gerektirmeyecek kadar açık. 181 sayılı karar, Kudüs’e özel bir statü tanıyor ve yönetiminin BM tarafından üstlenileceğini belirtiyor. 478 sayılı karar, İsrail’in “Birleşik Kudüs ebedi başkent” yasasının kabul edilemez olduğunu içeriyor. 2334 sayılı karar ise, İsrail’in 1967’den sonra işgal ettiği topraklardaki fiilî hâkimiyetini hukuka aykırı buluyor ve üye devletlerden İsrail’in kendi toprakları ile işgal ettiği yerler arasında ayrıma gitmelerini talep ediyor.

Kudüs, üç semavi dinin de merkezi ve sembolik değeri çok yüksek olan özel bir yer. Bu nedenle Trump’ın oldu-bittisine tepki sadece Müslümanlardan gelmedi. Hıristiyanların dini önderi Papa da Trump’ı eleştirenler arasında yer aldı. Yahudilerin tamamının da Trump’ın arkasında durduğu söylenemez.  Aksine, Yahudilerin yaşam şartlarını daha da güçleştireceği için Trump’ın fevriliğine doğrudan karşı çıkan çok sayıda Yahudi var.

Keza, sadece İslam ülkeleri değil, bir-iki istisna haricinde hemen bütün Avrupa ülkeleri de Trump karşıtı bir safta buluştu. AB kurumsal olarak karara karşı çıktı. BM, ABD’nin “Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması” talebini reddetti. İngiltere, Fransa, Japonya ve İtalya gibi ABD’nin geleneksel müttefikleri olarak bilinen ülkeler de Trump’ı kararından ötürü net bir dille eleştirdiler.

Koruma kalkanı

Peki, Trump (kendisi ve İsrail dışında) neredeyse bütün dünyanın reddettiği o imzayı neden attı? Bana göre biri iç politikaya, diğeri dış politikaya ait olmak üzere öne çıkan iki önemli sebep var.

Trump, iç politikada zor günlerden geçiyor. Eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn hakkında FBI’nin bir soruşturma açması, Flynn’in soruşturma kapsamında itirafçılığı kabul etmesi, soruşturmanın derinleşmesi ve giderek Trump’ın yakın çevresine doğru genişlemesi, başkan için ciddi bir endişe kaynağı oluşturuyor.

Muhtemelen Trump, seçim kampanyasındaki Kudüs vaadini hayata geçirerek aşırı sağ çevrelerin ve güçlü Yahudi lobilerinin desteğine kavuşmayı hesaplıyor. Böylece, soruşturmadan kaynaklanacak tazyiklere karşı bir koruma kalkanı oluşturmak istiyor.

Dış politikada ise Trump, bu girişiminin kendisine siyasi bir maliyet üretmeyeceğini düşünüyor olabilir. Çünkü bu karara en fazla tepki göstermesi beklenen İslam ülkelerinin hali pür melali ortada; onlar şu anda kendi iç meseleleriyle ve birbirleriyle didişmekle meşgul. Ayrıca, bu ülkeler sorununun gerçekten çözülmesine yönelik bir iradeye de sahip değil. Her iktidar bu soruna “araçsal” bir değer atfediyor, sorunu kendi gücünün tahkiminde kullanıyor. Dolayısıyla İslam ülkelerinin birlik içinde davranmaları ve Trump’a toptan bir siyasi fatura çıkarmaları ihtimali bulunmuyor.

“Hami” sıfatının kaybı

Kaldı ki Trump bu yola girmeden kendince birtakım ön çalışmalar da yaptı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır üzerinden bir hat kurdu. Filistin için bir plan hazırlamaya başladı. (Nitekim ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nikki Haley de bu planı teyit etti.) Henüz bu planın detayları kamuoyuyla paylaşılmadı. Fakat medyaya yansıyan bilgilere göre, bahse konu plan Doğu Kudüs konusunda Filistin aleyhine bazı tavizler içeriyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı planı kabul etmesi için zorluyor.

Eğer bu bilgiler gerçeği ifade ediyorsa, Trump Kudüs aşamasından sonra ikinci aşamada İsrail ile Filistin’i masaya oturtmaya çalışacak. Böylece Kudüs’ten doğacak tepkileri, ortak masadan bir barış anlaşması çıkartarak dindirmeyi deneyecek.

Elbette başarısı birçok faktöre bağlı olan bu denemeden bir şeyin çıkıp çıkmayacağını zaman gösterecek. Şimdilik kaydıyla, Trump’ın kararının başlıca iki neticesinin olacağı söylenebilir.

1. Bu kararın, Ortadoğu’nun ama özellikle İsrail-Filistin sorununun en önemli aktörü olan ABD’nin “arabuluculuk” kimliğine ağır bir darbe vurduğu yadsınamaz. İsrail cephesine yapılan bu diplomatik yığınak iki taraflı etki yaratacak. Bir taraftan İsrail’in elini güçlendirecek ve Filistin’i biraz daha köşeye sıkıştıracak. Diğer taraftan, Filistinliler nezdinde ABD’ye olan güvenin en alt seviyelere inmesine sebep olacaktır. Mahmud Abbas’ın ABD, artık İsrail-Filistin barış görüşmelerinin hamisi değildir” ifadesi bu meyanda ele alınmalı.

Savaş tamtamlarını hızlandırmak

2. Trump bu hamlesinin “barış”a destek olacağını iddia etti. “Barış” derken Trump’ın kastı nedir bilinmez, ama bu kararın çatışmaları körüklemesi daha büyük bir ihtimal. HAMAS, kararın deklare edilmesinin ardından intifada çağrısında bulundu. Belki bu üçüncü intifada çağrısı, ilk iki intifada kadar yankı bulmayabilir. Zira Cengiz Çandar’ın da dikkat çektiği üzere, hem Filistin’de siyasi sahada derin bir bölünme var, hem de HAMAS eski enerjisinden uzak.

Lakin bu, o topraklarda çatışmanın sona ereceği anlamına gelmez. Filistin sorunu, Ortadoğu’daki radikal örgütlerin beslendiği en önemli kaynaklardan biri. Buradaki çözümsüzlük iklimi, radikal görüşlerin taraftar kazanmasına, radikal örgütlerin eleman devşirmesine ve çatışmaların da ilanihaye sürmesine neden olur.

Bu itibarla, eğer kısa bir süre içinde Filistin’de iki devletli bir çözümde uzlaşmaya varılmazsa, Trump’ın girişimi barışa değil savaşa yarar; barış yürüyüşünü yavaşlatırken savaş tamtamlarını hızlandırır.

Serbestiyet, 13.12.2017