.: Mehmet Ali İlkaya

Törenlerde Depreşen Kemalist Öfke

            İlk defa 29 Ekim’de kutladığımız Cumhuriyet Bayramında fark ettim. Üzerlerinde siyah Atatürk işlemeli tişörtler, ellerinde Atatürk’ün kalpaklı resimlerinin yerleştirildiği bayraklarla öfke ile yürüyorlardı… Genci, yaşlısı aynı öfkeli yüz ifadesiyle sert adımlarla ilerliyordu. Bu öfkeli kalabalıkları 10 Kasım günü de gördüm. Meydanlarda, tören alanlarında, alış veriş merkezlerinde sağa sola sataşmak için fırsat arıyorlardı. Çoğu sırdan pek çok olayı hemen Atatürk’e bağlıyorlar, “bir türlü ödenemeyen borçlarımızı” hatırlatıyorlardı. Kemalistlerin pek müşfik olmadığını biliyoruz, daha görünür bir öfke seli ile insanları korkutarak Kemalizm’i eski şaşaalı günlerine döndürebileceklerini sanıyorlar. Oysa, tek parti döneminin mesut günleri geride kaldı, tehdit ve korkuya dayalı siyaset yerine; fikrî temelde, insanî faaliyetlere yönelmeliler.

            2012’de millî bayramların kutlanması ile ilgili bir mevzuat değişikliğine gidildi. Bu değişiklikle stadyumlarda yapılan kutlamalara son verildi. Atatürkçüler büyük bir şok yaşadı, onca yıldır “âmin” dedikleri amentü bozulmuştu. Halkın bu törenlere, büyük bir şevkle katıldığını zannediyorlardı ya da öyle olmasını umuyorlardı. Bu olanlardan sonra iş başa düşmüştü, eskisi gibi protokol tribününde oturup halkın Kemalizm’i kutsamasını izleyemeyeceklerdi. Atatürk’ü anlatmak için sahaya indiler, yürüyüşler, fener alayları, insanlarla Atatürk posterleri yaptılar, Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiler… Bunlara rağmen halkın ekseriyeti onları uzaktan izledi veya oralı olmadı.  O zaman Kemalist öfke artık gizlenmez oldu, törenlerde fırça atacak, bağıracak çağıracak insan aramaya başladılar. Aradıkları günah keçileri orada yanlarındaydı: Ak Partili milletvekilleri, bakanlar, il, ilçe başkanları günün ilk zılgıtını yediler.  Daha sonra öfke patlamaları sokağa döndü, kendileri gibi olmayan herkese öfkeliydiler, akşama değin insanları payladılar fırçaladılar…

            Kemalistlere göre, 76 milyon yurttaş ve ileride dünyaya gelecekler Atatürk’e ve onun izinden gidenlere borçlular. Ödenmesi mümkün olmayan bu borcun bugünkü varisleri ise Atatürkçüler. Halk, bu borcun farkında olmalı, ne yapsa ödeyemeyeceği bu borcu hatırından çıkarmamalı, alacaklısına (Kemalistlere) karşı boynu eğik vaziyette beklemeli. Borcun şimdiki alacaklısı olanlar efendi, borçlular ise onlara köle olmaya devam etmeli. Sık sık Atatürk anılmalı, her iyiliğin bahşedicisi olarak Atatürk, her kötülüğün sebebi ise cahil, aşağı tabaka “halk” olarak bilinmeli. Aldığımız her nefeste, yediğimiz her lokmada Atatürk’ün aslan payı sahibi olduğu unutulmamalı.

Kökten imanlı Kemalistler, her geçen gün alacaklı olanların yer değiştirmesine fena bozuluyorlar, üstelik “köleler”, demokrasi, özgürlük gibi değerlerden bahsediyorlar, o günün Türkiye’sinin (Cumhuriyet’in ilk yılları) bir cennet olmadığını hatırlatıyorlar. Kimin, borçlu, kimin alacaklı olduğu konusundaki tarihî tez ters yüz olmak üzere…  Bütün ideolojiler gibi eşit şartlarda yarışmayan, resmî ideoloji vasıtasıyla topluma giydirilmeye çalışılan Kemalizm zamanın ruhuna yenik düşmek durumunda. Gelişen, zenginleşen insanlık yalanlarla süslenen okul ve kışla duvarlarına sinen bu ideolojiyi artık pek takmıyor. Yalan ve saptırılmış yakın tarihin vaazlarına inanmıyor, gerçekler bir bir ortaya çıkıyor. Samimi Atatürkçülerin yapabileceği bir şey var: Atatürkçülüğün kamu korumasından çıkarak eşit bir yarışa girmesini istemek, aksi halde çöküş beklediklerinden daha yakın.

 

maliilkaya@hotmail.com