.: Berk Ünlü

Toplumun Kollektif Bilinçaltı

 

Toplum bireylerin toplamıdır

Baştan doğru olanı söyleyelim. Toplum bireylerin toplamıdır. Kollektivist düşünce ne kadar toplumu bireylerin toplamı olarak görmese ve bu düşünceye saldırılarda bulunmaya devam etse de toplumun bireylerin toplamı olduğunu söylemek son derece rasyoneldir. Toplum diye bir varlığın somut olarak bulunması imkânsızdır. Siyasal tanımlamalarda ve siyasalı yorumlamada soyut kavramlardan yararlanılır. Soyut analizler yapmak gerekli ve faydalıdır ancak ilk önce analiz odağının net olarak tanımlanabilmesi gerekir. Toplum da bir soyut kavram olarak tanımlanır. Ne düşündüğü, nasıl davrandığı ve hangi siyasal anlamlarda olduğu ancak bireylerin onu ifade etmesinde kendisine bir yer bulur. Birey ne kadar toplumu düşünebilirse toplum da ancak o kadar zihinlerde oluşabilir. Böyle bir oluşumda da toplumun bireyden bağımsız bir kavram olarak düşünülmesi ancak düşünsellik içinde olur. Düşünsellik kavramların olduğu bir “yerdir” ancak somut gerçeklik olan bir kavram olarak yaşadığını söylemek yanlış ve anlamsızdır.

Bireysiz bir toplum tanımı, hayali bile olamaz. Bu olamayacak hayalin yaşayan bir varlık olarak görülmesi ise sadece imkânsız değil aynı zamanda mümkün olamayacak bir belirsizliktir. Somut varlıktan uzak bir canlının düşünceler ürettiğinin varsayılmasının anlamsızlığı ortadadır. Bu varlık yaşayacak, düşünecek hatta kendisine bir “eylem” alanı oluşturacak. Eylem alanında yaşamı var edecek, var etmekle kalmayıp bir yaşam türetecek. Bu düşünce sadece kelimeler üzerinden “düşünülebilir.” Düşünürüz ancak düşündüğümüz ne gözümüzde canlanabilir ne yaşayan bir canlı benzeri olarak yaşama yön verebilir. Yaşamın içinde ne kadar var edilmeye çalışılsa da bu çalışma ancak bireyin analizin odak noktası olmaktan çıkarıldığı bir hiçlik alanının ifadesi olarak kalır. İfade olmayanı sadece kelimeler üzerinden kavramsallaştırır. Bu kavrama bir de zihin yüklenmesi hiçliğe eksi sonsuz yüklemek kadar belirsizlik ve yokluk içerir.

Kollektivitenin zihni olur mu?

Kollektivite bir kavram olarak bir zihne de sahip olamaz. Bir düşünselliktir ve düşüncelerde oluşup kendine bireyin zihninde yer edinir. Kollektivist fikirlerin yanılgılarından bir tanesi de budur. Kollektivitenin yaşayan bir canlı olduğunu varsayarlar ve kendi başına bir canlılık içerdiği fikrinden analizlerini yapmaya çalışırlar. Kollektivist fikirler tanımlaması da – liberal düşünce, sosyalist fikirler…” ancak bireylerin zihinlerinin soyut bir ifadesidir. İstediği kadar ifade soyut olsun, düşüncenin ifadesi bireylerin söylediklerinin oluşturduğu sonucun toplamına denk gelir. Kavramın ne iradesi vardır ne yaşamı bireyden bağımsız olarak yönlendirebilir. Yaşamı bireyden bağımsız olarak yönlendirmesi ve yaşaması imkânsızdır. Düşüncenin yönlendirdiği yaşam tanımı gereği ancak bireyin beyninde ve beynin fonksiyonu olan zihinden türer. Sadece ve sadece birey ile kendine yaşam içinde yer bulur. Bireysiz bir zihnin ifadesi “olmayandır.”

Olmayan bir zihne kimlik ve kişilik vermek de kollektivizmin soyutlamalarından ibarettir. Düşünemeyecek olan bir kavram sanki bireymiş gibi düşündürtülür. Gerçekte düşünen bireydir ve özellikle de bireyselleşememiş bireyin varsayımlarıdır kollektivitenin düşündüğü. Kollektivite bir yanıyla toplumun düşünmesi fikrinin ifadelerindendir. Bireylerin toplamı da olmayan kollektivite siyasala hâkim bir kavram yapılmaya çalışıldığı ölçüde zihin sahibi benzeri bir pozisyona oturtulur. Burada kollektivitenin zihni ancak onu oluşturduğu varsayılan bireylerin düşüncelerinin oluşturduğu sonuçlar kadar vardır. Burada var dediğimiz ise somut bir varoluşun ifadesinden daha çok ifadenin tanımlanmasıdır. Gerçek bir özne olamadığından kollektivite, toplumun türevlerinden biri olarak karşımıza çıkabileceği yerde toplumu niteleyen bir pozisyonda da kendisini bulur. Toplum bir toplamdan çıkarak merkezî fikir haline getirilir ve orada siyasalın öznesi olması için şekillendirilir. Kollektivite bireyselleşememiş bireylerin en az toplum kadar büyük olabilecek toplamı sağlaması çabasının ifadesi olarak konumlanır.

Kollektivizmin bilinçaltı, irrasyonalizm, akla bir saldırı

Bilinçaltı kendi içinde girift ve karmaşıktır. Ancak ve ancak bireyin zihninin derinliklerindeki bir soyutluktur. Bireyi ne kadar yönettiği belirsizdir ve ancak ciddi profesyonellikle bireyin zihninin derinliklerinde yatanların yüzeye çıkarılması söz konusu olabilir. Su yüzüne çıkanlar da derin analizler doğrultusunda anlamlandırılabilir. Süreç son derece özneldir. Bireyin biricikliğinde ifadesini bulur. Profesyonel analistler ile birebir çalışılarak, geçmişi belki de yeniden ve yeniden yaşanılarak, yıllar alabilecek süreçler sonrasında bireyin bireyselliği içinde çeşitli anlamlar ortaya çıkabilir. Ortaya çıkan anlamların birey için tercümesi de yine birey düzeyinde ve sadece analize tâbi olan bireyin öznelliğinde yapılır. Zor ve karmaşık süreç içinde birey belki de sonu gelmeyecek bir şekilde kendini öğrenmeye devam eder. Bilinçaltı kavramı ne olmayan toplumun ne de toplumsallığın tanımladığı kollektivitenin içinde olandır. Toplumun kollektif bilinçaltının olduğunu düşünmek ise adeta hiçliğin hiçliğe sahip olması ve siyasalı yönetmesi anlamındadır. Bireyin yaşamını toplumun kollektif bilinçaltına yönettirmeye çalışmak bireyi irrasyonellikle bile tanımlarken zorlanacağımız hiçliğe yönettirmeye çalışmaktır.

Siyasalı toplumun kollektif bilinçaltına yönettirmeye çalıştırmak bireyi yok etmeye çalışmakla eşdeğerdir. Olmayanın da olmayanı şeklinde tanımlayacağımız bu durum irrasyonel bir “hiçlik” “halinde” bireyin varoluşunu engeller. Toplumun gerçek özne olmayışı, kollektivizmin yıkıcılığı ve bilinçaltının ölçülemezliği siyasalı bu kavramlar doğrultusunda yönlendirmeye çalışanların yaptıkları büyük yanlışlıklardandır. Bunun yanında yapılanın sadece basit ve masum yanlışlık olarak görülmesi gerekir mi ondan da tam emin değilim. Toplumun kollektif bilinçaltı kavramının siyasalı yönlendirdiğini varsaymak ise siyasalı neyi yönlendirdiğini asla bulamamak ile aynıdır. Milyarlarca insanın sanki ortak bir zihni varmış gibi görmek geleceği adeta asla bilinemeyecek bir bilinmezliğin yönettiğini iddia etmekle aynı derecededir. Yaşamı toplumun kollektif bilinçaltının ellerine bırakmamak gerekir!