.: Yusuf Şahin

Teşekkür, veda ve vasiyet…

Rotahaber.com’da bugüne kadar yüze yakın yazı yazdım. Gönderdiğim yazılar, editör tarafından bir sansüre uğramadı. Bu hakkı teslim etmeliyim. Yani ne istediysem, onu yazdım.

2010 yılının sonlarıydı. Ünal Tanık Bey, o zamanlar, haber7.com’um genel yayın yönetmeniydi. Kendisiyle bir tanışıklığımız yoktu. Ancak ona, haber7.com haber sitesinde köşe yazarlığı yapmak istediğimi ilettim. Şirinlik olsun diye mi, bilmiyorum; bir de, “taşradan merkeze yazar olarak sızmanın zor olduğunu” da eklemiştim. O da, iyi haberler vereceğini belirtmişti. Kısa bir süre sonra Ünal Beyin haber7.com’la yolları ayrıldı. Bu ayrılık üzerine Ünal Beye bir e-posta yazmış ve “İyi haber bu muydu?” diye sitem etmiştim.

Ünal Bey, daha sonra, kendisinin yeni bir haber sitesi kurduğunu, orada köşe yazarı olabileceğimi belirtmişti. Bunun üzerine kendisine, “haber7.com’la sorunlu bir şekilde mi ayrıldınız?” diye sormuştum. O da, “Hayır, artık kendi işimi kurmak istedim” mealinde bir cevap yazmıştı.

***

Rotahaber.com’da yazmaya başlamadan önce, Ünal Beyin yerine haber7.com’da genel yayın yönetmeni yapılan Yaşar İliksiz Beyi aramış, Ünal Beyle ayrılığın mahiyetini sormuştum. O da, bu ayrılığın profesyonelce olduğunu belirtmişti. Daha önce Ünal Beyle yaptığım görüşme ve yazışmaları da hatırlatınca, bana, haber7.com’da köşe yazarı olarak yazma imkanı veremeyeceğini, ama eğer istersem rotahaber.com’da yazabileceğimi, ilk yazışmaların haber7.com’la olmasının kendileri açısından bir mahzur teşkil etmediğini belirtmişti. Bunun üzerine rotahaber.com’da yazmaya başladım.

***

Rotahaber.com’da bugüne kadar yüze yakın yazı yazdım. Gönderdiğim yazılar, editör tarafından bir sansüre uğramadı. Bu hakkı teslim etmeliyim. Yani ne istediysem, onu yazdım. Aldığım tek (tatlı) uyarı da şu oldu: İlk birkaç yazıdan sonra Ünal Bey, “Yazılarını genel okuyucu kitlesinin anlayabileceği bir kıvamda yazman daha iyi olur” demişti. Bense ilk yazılarım için, “Çok mu basit yazıyorum?” diye kendime soruyordum. Zamanla bir üslup oluşturmaya çalıştım. Bunun takdiri tabii ki okuyucularımın olacak.

***

Prof. Dr. Ruşen Keleş: Kendisiyle dünya görüşlerimiz itibariyle farklı yerlerde duruyoruz. Bunu ben de, saygıdeğer Hocam da biliyor. Ama Ruşen Hocam, benim, bir akademisyen olarak değer verdiğim insanların başında geliyor. Onun yeri çok ayrı. Her şeyden önce, akademisyen olmamda ilham kaynağım. Bu bile onu önemli kılıyor. Çalıştığım alanı belirlememde de yine belirleyici bir yeri var. Aynı alanda çalışınca, doğal olarak, yirmi yılı aşkın birsüredir devam eden bir hukuk ortaya çıkıyor.

***

Hocamın doktora dersleri döneminde hayran kaldığım yanlarından biri de şuydu: Yanına gittiğimizde bize “Gidebilirsiniz” gibi bir cümle kurmazdı. Görüşmenin bir yerinde sadece “Evet arkadaşlar” derdi; bunu derken, “evet”in ikinci e’sini biraz uzatırdı. Bu, kibarca, “Görüşme bitmiştir arkadaşlar, dağılabilirsiniz” demekti. Bunu herkes bilirdi.

(Ben, meslek hayatımda yaptığım görüşmelerde bunu bir türlü başaramadım. Bazen, uzayan görüşmeler yapmak durumunda kaldım.)

***

Ruşen Hocamın bahse konu tavrından hareketle, kendimce, şöyle bir alışkanlık geliştirdim: Bulunmamın istenmediği veya istenmeyebileceği yerden, kibarca veya değil, kovulmadan veya istenmediğim belirtilmeden, “Ben gidiyorum” diyebilmek. Bunun sayısız örneği var. Ama yeri bura değil.

***

İki önceki yazımda da belirttiğim gibi, Türkiye, tam da “Keşke haklı çıkmasaydım” dediğim bilgi-belge savaşına girmiş durumda. Herkes bu savaşta, bir yerlerde saf tutuyor. Ben, son yazımda, gelişmelerin bir yolsuzluk operasyonu şeklinde takdiminin –başkalarını bilmem ama en azından- beni “salak” yerine koyan bir değerlendirme olacağını belirtmiştim. Gelişmeler, görüşümü değiştirmiş de değil.

***

Rotahaber.com, belki makas kırmadı, ama rotasını benim düşüncelerimin aksi istikametine doğru yönlendirdi. En azından benim algım bu. Ben, helalleşerek ayrılmayı uygun bulanlardanım. Ben –eğer varsa- bana bu fırsatı veren Ünal Beye ve çalışma arkadaşlarına hakkımı helal ediyorum.

Üç önemli not:Biri, rotahaber.com çalışanları, biri okuyucularım için, biri de ortaya. Birincisi, yüklü miktarda transfer ücreti aldığım için yazılarıma son veriyor değilim. İkincisi, rotahaber.com’dan yazmış olduğum yazılar karşılığında bir ücret almadım. Üçüncüsü ve sonuncusu, çok sevdiğim bir dostumun ifadesiyle, “IBAN numarası istenen işler bizi bulmaz”. 

***

Öyle veya böyle, yazılarımı ve bu vesileyle rotahaber.com’u takip eden okuyucular için vasiyetim şudur:Türkiye’deki kavga “devlet” üzerinedir. Ben, yazılarımda hep, liberal bir perspektifle “daha az devlet, daha fazla birey” vurgusunu yaptım. Üzerinde kavga edilemeyecek kadar önemsiz, sınırlı bir devlet istedim. Devletin sınırsız olması, yani -Ludvig von Mises’ten çevirdiğim bir kitabın başlığındaki gibi- devletin “Kadir-i Mutlak” hale gelmesi; görüldüğü üzere, hem siyasetçilerin, hem de (daha da garip olanı) dini hassasiyetler üzerinden kendisini var ettiğini iddia eden bir grubun iştahını kabartıyor, doğal olarak.  

Bugün, benim ideallerimdeki sınırlı devletle sınırsız devlet arasında bir seçim yapmıyoruz. Siyasetçilerin mi, yoksa memurların mı yönettiği bir devlet olsun arasında bir seçim yapıyoruz.

Bu seçimde benim yerim belli: Ben siyasetçilerin yönettiği bir devlet olsun istiyorum. Niçin mi? Siyasetçilere, hiç değilse, dört yılda bir “dokunabiliyoruz”.

Ya memurlara? Sami Selçuk’un bir vesileyle ifade ettiği gibi, Avrupa’da en son Belçika’da, 1830’larda terk edilmiş zırhla iş gören memurlara kim dokunabilecek? Sahi, siz siyasetçilerin memurlara dokunabildiklerini mi sanıyorsunuz? Örneğin, Başbakanlıkta, bakanlıklarda, genel müdürlüklerde bulunan “müşavirlik” kadrosunda kaç kişi var, bilen var mı? Kimsenin danışmadığı danışmanlar, bunlar. Bu müşavirler, bütün müktesep haklarıyla işlerine devam ediyor. (Hatta bazı durumlarda işine de devam etmiyor, sadece “bankamatik memurluğu” yapıyor.) Kaç tane merkez valisi var, bunu bilen var mı? (Liste uzar, gider.)

Siyasî iktidar için de bir not: Devlet Memurları Kanunu’na ne zaman sıra gelecek? Ömer Dinçer Hocanın bir zamanlar gündeme getirdiği “üst düzey yönetici” meselesini tekrar gündeme almak gerekmez mi? Müşavirlerle bürokrasinin üst katmanlarını daha ne kadar şişireceğiz?

***

Bilen biliyor: Benim asıl çalışma alanım yerel siyaset. Bir de önümüzdeki seçimlerle ilgili spekülasyon yapayım: Herkes layık olduğu şekilde yönetilir. Yönetenlere kızanlar, önce kendilerine baksınlar. Ben öyle yapıyorum. Kendime bakınca melek olmadığımı görüyorum. Beni meleklerin yönetmediğini de biliyorum. Beni yönetenlerin yerine melekvari insanların gelmeyeceğinin de farkındayım.

Rota Haber