.: Hasan Yücel Başdemir

Terörle ilgili yanlış çözümlemeler

Fransa başbakanı Manuel Valls, Cumhuriyet’e karşı nefret besleyen radikal İslamcılara ve selefi gruplara karşı yoğun bir baskı sürecinin başlayacağını söyledi. Eğer gerçekten şiddeti doğuran şeylerin bunlar olduğunu düşünüyorsa ortada büyük bir yanılgı var demektir.

Öncelikle saldırılar, Cumhuriyete karşı beslenen nefretten değil, Batı’nın şiddete duyarsız kalmasından ve teröristlerin eylem alanlarını genişletme planından kaynaklanıyor. Radikaller de Valls’ın iddia ettiği gibi terörün nedeni değil, sonuçları. Daha da önemlisi, yoğun baskı, terörü asla engellemeyecek, aksine artıracak.

Putin, 1 Ekim’de Esad güçlerine destek için Suriye’de hava operasyonuna başladı. Operasyon açıklamalarında “teröristlerin buraya gelmelerini engelleyeceğiz ve yerlerinde vuracağız; ülkemizi onlardan koruyacağız” demişti. Bir ay sonra İŞİD, Rus Metrojet’e ait uçağı Mısır üzerinde düşürdü. 224 kişi hayatını kaybetti. Rusya terörün kendisine gelmesini engelleyemedi, çünkü çözümlemeler yanlıştı.

Yanlış Çözümleme, Yanlış Strateji

Rusya ve Fransa’nın olayları yanlış çözümlediği görülüyor. Bu durum, teşhis ve önlemlerin de hatalı olmasına yol açıyor. Valls, terörün nedenleri ile sonuçlarını birbirinden ayıramıyor. Putin ise teröre asıl neden olan yapıyı, (Esad rejimini) ortadan kaldırmak yerine onu destekliyor.

Terörün mutlak nedeni, Esad rejiminin yarattığı vahşet. Oysa hem Rusya hem de Fransa, Suriye’de sadece IŞİD mevzilerine hava saldırısı düzenliyor. Terörle, terörün nedenini birbirinden ayırmak, büyük bir hata. Esad rejimi var oldukça bölge insanı kendini güvende hissetmeyecek ve şiddet gruplarına destek vermeyi sürdürecek.

Son terör saldırıları, teröristlerin çok dinamik olduğunu ve muhtemel saldırıların, tüm dünya için bir tehdit olmaya devam ettiğini göstermekte. Yeni terörün hareket kabiliyeti çok yüksek. İletişim sistemi, organize olma başarısını artırıyor. Geleneksel istihbarat sistemi, teröristleri takip etmekte yetersiz.

Etse de yeni terörist profilleri, eskilere benzemiyor. Sanıldığı gibi baskın ideolojik amaçları yok, topluma bir şeyler dayatma peşinde değiller; sadece basit bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Bu anlaşılamadığı için Paris saldırı sonrasında insanlar “hayat tarzımızı inadına değiştirmeyeceğiz” şeklinde mesajlar verdiler.

Oysa teröristlerin çoğunun hayat tarzı, bir Fransızınkinden farksız. Bazılarının arada mescide gitmiş olması, bizi aldatmasın.

Terörün Kaynağı: Meşru Olmayan Yönetimler

Avrupa’nın şiddeti kendi bölgesinin dışında tutma çabası, terörizmin dinamik yapısını anlamaktan aciz bir bakış açısı. Suriye ve Irak’taki durum, terörün hareket kabiliyetini ve eylem gücünü artırıyor. Bu karmaşayı huzura dönüştürmeden hiç kimse uzakta da olsa yatağında rahat uyuyamayacak.

Bugün yaşadığımız terör saldırılarının nihai sebebi, Irak ve Suriye’deki yönetim boşluklarıdır. Yönetim boşlukları da meşru olmayan iktidarlardan kaynaklanıyor. Esad rejiminin savaşının gerekçesi barış, özgürlük ya da insani değerler değil; Suriye’de bugün tamamen oligarşik bir savaş var. Bu nedenle bugün ve geçmişte hiçbir meşruiyet sağlayamamış bir yönetime verilen destek, İŞİD terörünün ayakta kalmasına neden oluyor.

Durum böyle olunca bölgede IŞİD’in varlığı ve terörü, Esad’ın varlığından ve teröründen daha meşru hale geliyor. Bölgede yaşayan halk, Esad rejiminin, kökleri 1960’lara kadar geri giden vahşetinden korunmak için şiddet gruplarına taban desteği sağlıyor. Diğer taraftan 2003’ten beri, kimsenin açıkça yazmak istemediği nedenlerden dolayı İŞİD, Irak’ta destek görüyor.

Avrupa’daki terörün nedenleri, çok daha uzaktaki bir şiddetin, hem psikolojik hem de stratejik uzantıları. Yanlış teşhisler, terörün yıkıcı psikolojik etkilerinin daha uzun sürmesine yol açacak. Bu da teröristlerin işine gelecek.

Nihayetinde IŞİD’in da bölgede gerçek bir meşruiyeti yok. Gördüğü destek, bölgesel koşullara bağlı ve güvenlik gerekçelerine dayanıyor. Bu destek yüzde 1, ancak onun etkileri nükleer bir saldırı kadar güçlü.

Yeni Yüzyıl, 20.11.2015