.: Murat Yılmaz

Teröre ve vebale ortak olmak

Türkiye PKK, 10 sol örgüt ve IŞİD terör örgütlerinin saldırısı altında. Bu örgütlerin ardında kimi ülkelerinde olduğu tahmin ediliyor. Asıl daha vahimi bu terör örgütlerini destekleyen akademisyen, gazeteci ve siyasetçilerin varlığı. Türkiye 1960’lardan itibaren şiddeti bir yöntem olarak kullanan sol terör dalgasıyla mücadele ediyor. Sol şiddet, darbe veya devrim gibi seçim dışı bir yöntemle iktidarı ele geçirmek istiyor.

Sol ne yazık ki, bu şiddet yöntemini kamuoyu önünde tartışarak, bu yöntemlerden vazgeçtiğini ilan etmiş değil. Bu yüzden her kriz anında solun bu hastalığının nüksettiğini görüyoruz. Gezi olayları, 17/25 Aralık darbe teşebbüsü ve en son PKK’nın devrimci halk savaşı ilanı Türkiye solundaki şiddet hastalığını yeniden ortaya çıkardı.

Solun Şiddet Hastalığı

27 Mayıs darbesi, Talat Aydemir darbe teşebbüsleri ve 9 Mart cuntası solun darbeciliğini; onlarla iç içe geçmiş Mahir Çayan’ın THKP-C, Deniz Gezmiş’in THKO gelenekleri de solun şiddetle ilişkisini tescilliyor. Türkiye, bu darbeci ve şiddetçi yapılarla kamuoyu önünde medeni, hukuki ve demokratik bir hesaplaşmaya girişemedi. Sol da bunlar hakkında kimi hatıralar dışında kendi arasında fısıldaşarak konuşmayı ve geçiştirmeyi tercih etti. Bu yüzden bu geleneklerden gelen sol örgütler bugün dahi devam ediyor ve adları şiddetle özdeşlemiş isimlere efsanevi kahramanlar muamelesi yapılabiliyor.

Bu hesaplaşma yapılamadığı için sol kendi içinde veya Türkiye’de ne zaman bir kriz hali olsa, şiddete başvurmaktan vazgeçemiyor. Meseleyi daha da vahim kılan şey, solun mevcut durumu ve legal siyaseti eleştirmek adına açıkça şiddeti ve şiddet kullanan örgütleri savunan teorik tavrı… Solun kendisi şiddete bulaşmayan unsurları da meşruluk ve şiddet karşıtı bir düşünceyi değil, gayrimeşru alanları ve şiddeti savunan argümanları üretiyor.

Şiddet hareketleri ve insan hakları ihlalleri karşısında sadece devleti eleştirmeyi meşru gören, şiddet kullanan örgütleri ve insan hakları ihlallerini ısrarla görmezden gelen aydın, medya ve örgütlerin tavrı artık çok rahatsız edici boyutlara geldi. Sol bu hatalarını tartışmak yerine, ifade hürriyeti tartışmasının ötesine geçmiyor; yani, yaşama hakkını açıkça ihlal edenleri ve onları savunmayı ifade hürriyeti tartışmalarıyla meşrulaştıracağını zannedebiliyor.

Hatta bununla iktifa etmeyip, bu ifade hürriyeti tartışmalarını şiddetin gerekçesi olarak takdim etmeyi tercih edebiliyor. Ankara’daki intihar bombacısının 37 kişiyi öldürdüğü saldırıdan sonra, özgürlük olmadığı için şiddet olduğunu iddia edebilen yorumcuların varlığı dehşet verici…

Solun Vebali

Bu bakımdan solun tarihini temsil eden 10 terör örgütünün 12 Mart 2016’da PKK ile silahlı eylem birliği kararı alarak “bütün Türkiye’de her türlü araç ve yöntemi” kullanacağını iddia etmesi şaşırtıcı değil. Mesela çözüm süreci devam ederken bu örgütlerden hiçbiri çözüm sürecini destekleyen bir eylemsizlik kararı almamış, tam aksine PKK’yı satılmakla suçlayabilmişti. Bu işbirliğine karşı çıkmayıp, iki gün sonra Ankara’da intihar bombacısı eylem yaptığında bunu kınamak sahici ve samimi görünmüyor. Bu işbirliği, birçok legal sol örgüt ve aydın için öyle kolayca geçiştirilemeyecek bir vebaldir.

Şimdiye kadar soldan ve PKK’dan gelmiş hiçbir eylemi imza kampanyasıyla veya mitingle kınayamamış solun, şiddet karşısındaki tavrı, liberal demokrasiyi ve sonuçlarını benimseyememesiyle yakından ilişkilidir. 7 Haziran sonrasında PKK’nın devrimci halk savaşı karşısında sol, maalesef, bir kez daha şiddetle imtihanı kaybetmiş ve şiddete amasız, fakatsız karşı çıkamamış, hatta bir çok unsuruyla bu “savaşı” desteklemiştir.

Yeni Yüzyıl, 22.03.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/terore-ve-vebale-ortak-olmak-1756