.: Cennet Uslu

Terör olaylarında yayın yasağı

ANKARA’DA 17 Şubat’ta askeri servis araçlarını hedef alan terör saldırıyla ilgili iki yayın yasağı alındı. Bunlardan biri 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından alınan soruşturmanın gizliliği kararı, diğeri ise Hükümet tarafından alınan olay ve olay yeri görüntülerine dair getirilen yayın yasağı.

Hükümet RTÜK Yasası’nın 7. Maddesi’ne dayanarak “olay yerini görecek şekilde canlı yayın yapılmasını, olayın oluş anı ve hemen sonrasına ilişkin görüntüler ve cenaze görüntülerinin verilmesini” yasaklayan geçici bir yayın yasağı kararı aldı. Maddenin birinci fıkrası olağanüstü durumlarda “bile” yayınların yargı kararları hariç önceden denetlenemeyeceğini ve durdurulamayacağını düzenliyor.

Bunun istisnası olarak 2. fıkrada “millî güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hâllerde yahut kamu düzeninin ciddî şekilde bozulmasının kuvvetle muhtemel olduğu durumlarda, Başbakan veya görevlendireceği bakan geçici yayın yasağı getirebilir” deniliyor.

Hükümetin 2. Fıkraya dayanarak koyduğu bu geçici yayın yasağının ciddi bir hak ihlali yarattığını veya demokratik toplum bakımından kabul edilemez olduğunu düşünmüyorum. Elbette haber alma ve iletişim özgürlüğü temel bir hak ancak mutlak bir hak değil, koşulları varsa sınırlanabilir. Olası mağdurların korunmasına ve suçluların yakalanmasına yönelik kaygı ve tedbirlerin gereği olduğu sürece bu tür sınırlamalar meşrudur.

Terör insanlar üzerinde dehşet ve korku yaratmak suretiyle onları kendi amaçları doğrultusunda manipüle etmeyi amaçlar.

Terörün yarattığı dehşet ve korkunun yayınlar yoluyla katlanması insanları panik ve infial ile hareket etmeye yöneltebileceğinden halkın güvenliğini ve kamusal düzeni ortadan kaldıracak gelişmeler yaşanması olasıdır. Örneğin, iletişim ve ulaşım sistemleri üzerinde oluşacak yığılma ve baskı, seri terör olaylarının yapılması veya suçluların kaçması için uygun bir iklim yaratır.

Ancak bu yasakların rutine bağlanmaması ve her olayda hemen yasağa başvurulmaması gerekir. Güvenliği sağlamak için öncelikli olarak yasaklayıcı değil, önleyici tedbirlere ağırlık vermek gerekir. Yine, olay yeri görüntü yasaklarının kısa süreli ve geçi olması gerekir. Zira aksi hem amacına aykırıdır, hem de iletişim çağında bu tür yasaklar bir süre sonra kendiliğinden geçersiz ve işlevsiz kalacaktır.

Ayrıca, yayın yasağı getirilen konuda hükümetler kamuoyunu hızlı, doğru, sürekli, tatmin edici ve etkili şekilde bilgilendirmek zorundadır. Aksi halde yasaktan beklenen fayda yerine daha büyük zararlar ortaya çıkacaktır.

Kamuoyu sağlıklı ve güvenilir gördüğü bir bilgi kaynağından mahrumsa yalan, yanlış ve manipülatif haber ve görüntüler kamuoyuna çok çeşitli kanallardan boca edilecektir. Mahkemeler tarafından alınan soruşturmanın gizliliği kararları meselesi ise ilkinden daha farklı bir konudur, ayrıca ve etraflıca tartışılması gerekir.

Bu tür yasak kararlarına tüm soruşturma süresini ve tüm dava dosyasını kapsayacak şekilde ve de çok sık başvurmak doğru değildir.

Bu tür yasaklara mümkün olduğunca nadir başvurmak, mümkün olduğunca kapsamı dar ve süreyi kısa tutmak gerekir.

Bu olayda mahkeme soruşturma sonlanıncaya kadar ve dava dosyasının tamamını kapsayacak şekilde bir yasak getirdi. Mahkeme, “soruşturma tamamlanıncaya kadar soruşturma dosyası kapsamı hakkında yazılı, görsel ve sosyal medya ile internet ortamında faaliyet gösteren medyada her türlü haber, röportaj, eleştiri vb. yayınların yapılmasının yasaklanmasına” karar verdi.

Bu türden bir toptancı ve kapsamlı yasaklama (ilk yasakla da birleşince) kamuoyunu konu hakkında büyük bir sessizliğe ve bilgisizliğe mahkum etmek anlamına gelir. Ne haklı ne de yerinde bir karardır.

Yeni Yüzyıl, 22.02.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/teror-olaylarinda-yayin-yasagi-1404