.: Adnan Küçük

Tarih Tekerrür mü Ediyor? “Bu Kadına Haddini Bildirin”

Türkiye’de çelişkili tutum ve söylemleri ile topluma en az güven veren partinin CHP olduğu söylenebilir. Ne zaman CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu PKK ya da YPG’nin bir terör örgütü olduğunu söylese hemen parti içinden etkili ve yetkili birisi ya da birilerinden aksi yönde açıklamalar gelir. Mesela, Zeytin Dalı Harekâtı’nın en hararetli günlerinde yapılan kamuoyu yoklamalarında toplumun takriben %90 civarında çoğunluğunun YPG’nin bir terör örgütü olduğuna inandığını belirttiği araştırma sonucunun kamuoyuna açıklandığı günlerde, Sayın Kılıçdaroğlu’nun, zar zor da olsa YPG’nin terör örgütü olduğunu açıklamasını müteakiben, hemen parti içinden aksi yönde açıklamalar gelmiştir. Geçenlerde Sayın Kılıçdaroğlu’nun, biraz önceki açıklaması ile çelişerek, YPG’nin bir terör örgütü olmadığı yönünde bir açıklaması oldu, bu açıklamayı müteakiben parti yönetiminde bulunan bazı eski ve yeni vekillerin de benzer yönde açıklamaları geldi.

CHP’deki topluma güven vermeyen çelişkili tutumlar sadece bundan ibaret değildir. Sayın Kılıçdaroğlu takriben bir buçuk ay önce (4 Ekim 2019) şu açıklamayı yapmıştı:

“Gerçeği konuşalım. Bir başörtüsü meselesini Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel mesele haline getirdik. Sana ne kardeşim. Kadın ister başörtüsü takar, ister takmaz. O kız çocuğumuz üniversiteye gidiyor mu, okuyor mu, imkânını sağlıyor muyuz? Derdin o olmalı. Çocuklarımız okumalı, bilimi öğrenmeli ve hayatı sorgulamalı”.

O sıralarda Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu açıklaması ile çelişen bir açıklama ve tutum CHP’li milletvekilleri ya da yöneticilerden gelmemişti. Biz de herhalde CHP hakikaten sahici olarak pişmanlık ifade ediyor, tabiri caizse günah çıkarıyor” diye düşünmüştük.

Ama yakınlarda CHP’de, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasından yaklaşık bir buçuk ay sonra, TBMM’de başörtülü bir bayan AK Partili milletvekiline yönelik “had bildirici” bir tutum sergilendi. Daha bu had bildirme açıklamasının sıcaklığı devam ederken Kılıçdaroğlu’ndan biraz önce bahsini ettiğim açıklaması ile uyumlu bir açıklama geldi.

Bir zamanlar, TBMM’ye seçilen başörtülü Sayın Merve Kavakçı, yine aynı dönemde milletvekili olarak seçilen Sayın Nazlı Ilıcak’ın da verdiği destekle Meclise girdiği ve milletvekili yemini etmek istediği zaman, dönemin Başbakanı rahmetli Sayın Bülent Ecevit “Bu kadına haddini bildirin” demişti. Bu açıklama üzerine, Meclis sıralarından hışımla kalkan erkekli kadınlı Kemalist bir grup milletvekili kaba saba tavırlarla Sayın Kavakçı’yı Meclisten çıkmak zorunda bırakmıştı. Sonra Sayın Kavakçı, başörtülü olarak Meclise girmekle o kadar büyük suç işlemiş olacak ki(!), Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlıktan da çıkarılmıştı.

Şimdi bu hadisenin bir benzeri, tarihin tekerrür etmesi kabilinden, birkaç gün önce Meclis çatısı altında tekrardan yaşandı. AK Parti Grup Başkan Vekili Sayın Özlem Zengin Meclis Genel Kurulunda konuşurken CHP’li milletvekili Engin Özkoç “Bu hanımefendiye haddini bildirin” diye bağırdı. Her ne kadar Sayın Merve Kavakçı’ya yapılan kaba-sabalıklar tekrarlanmadı ise de, bu tutum CHP’de aynı ruhun hâlâ mevcut olduğunu göstermektedir.

Burada tuhaf ve ilgi çekici olan husus, CHP’li bir milletvekilinin bu yönde bir tutum sergilemesinden ziyade, bu partide, güveni minimum düzeye indirecek şekilde tutumların sergilenmesidir. Daha bu açıklamanın kulaklarda çınlaması devam ederken, Sayın Kılıçdaroğlu’ndan bir açıklama daha geldi. Şöyle ki;

“Bizim, bir kabahatimiz oldu, CHP’nin, onu da söyleyeyim rahatlıkla. Öz eleştiriyse, öz eleştiri. Biz, bir başörtüsü meselesini Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik. Oysa kadının kılık kıyafeti bizi hiç ilgilendirmez. Bizi ne ilgilendirir? O kadının mutfağında, evinde huzur var mı, çocuğunun işi gücü var mı, kız çocuğu üniversiteye gidiyor mu? Biz bununla ilgilenmek zorundaydık ve bununla ilgilendik”.

Şimdi her ne kadar Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir buçuk ay önceki açıklaması ile bu açıklaması benzeşmekte ise de, diğer CHP’lilerin söylem ve tutumları bu açıklama ile uyumlu görünmüyor. Tıpkı PKK ve YPG’ye karşı takınılan tavırlarda olduğu gibi.

Peki, sormak lazım: CHP’ye göre PKK ve YPG terör örgütü mü değil midir? Benzer şekilde başörtüsü serbestisi, din ve vicdan hürriyetinin bir gereği olarak bir hak mıdır, değil midir? Bu sorulara parti içerisinden maalesef tutarlı cevaplar gelmiyor. Birinin söylediğini aynı anda ya da yakın zamanlarda bir başka partili yalanlamakta; aksi yönde açıklamalar yapılmaktadır.

Bu da iki meseleyi gündeme getirmektedir.

Birincisi, demokrasilerde sağlıklı bir işleyişin var olabilmesi, her şeyden önce muhalefet partilerinin halka güven vermesine bağlıdır. Oysa CHP, hem de en hayati konularda topluma güven vermemekte, toplumun zihinlerinde bir sürü soru işaretlerine sebep olmaktadır. Bu belirsizlik ve kafa karışıklığı PKK ve YPG konusunda olduğu gibi, başörtüsü konusunda da mevcuttur. CHP’li bir kişi Cumhurbaşkanı seçilirse veya TBMM’nde CHP ve müttefikleri çoğunluk sağlarsa, bu iki konuda ne yönde tutum sergileneceği belli değildir. Bu konuda ciddi manada toplumsal güven eksikliği ve istifhamlar mevcuttur.

İkincisi, şayet, CHP’de başörtüsü konusunda yasaklayıcı ruh hâlâ devam ediyorsa, bu daha da vahim bir durumdur. Bu konuda CHP; hülle yapıyor, halkı kandırıyor demektir. Yani, başörtüsü yasakçılığı ruhunu korudukları halde, hülle yaparak, bu yöndeki niyetlerini gizleyerek, iktidara gelmeyi düşlüyorlarsa, bunun adı iki yüzlülüktür. Toplumu kandırmaya teşebbüs etmektir. Bu durum, birincisinden pek geri kalır bir sorun değildir. Düşünebiliyor musunuz; iktidara talip olan bir parti halka karşı iki yüzlü davranıyor; asıl niyetlerini gizliyor.

Tabiî ki, burada asıl amacım niyet okuyuculuğu değildir. Burada yapmak istediğim şey, CHP’li yöneticilerin, yakın geçmişe kadar yaşanan en temel sorunlu uygulamalar konusunda yapmış oldukları açıklama ve sergilemiş oldukları tutumlardan hareketle bir değerlendirme yapmaktır. CHP’nin Mecliste çoğunluğu sağlayamamasının geri planında, bu güvensizlik ve ikiyüzlü politikaların da etkili olduğu söylenebilir.

Türkiye’nin sahici manada tutarlı, topluma güven veren, toplumun kahir ekseriyetinin tasvip etmediği politikaları toplumdan gizlemeyen, en azından bu yönde algılara sebep olmayan, daha şeffaf ve tutarlı politikalar üreten muhalefet partilerine ihtiyacı vardır. Bu güvensizlik, sebebiyledir ki, özellikle geniş muhafazakâr kesimler CHP’ye mesafeli duruyor. Burada derdim, muhafazakâr kesimlerin CHP’ye oy verip vermemesi değil, topluma güven veren, gizli ajandaları olduğu yönünde algılara sebep olmayan, söylem birliği olan bir muhalefetin olmasıdır.

Demokrasilerde asıl olan, siyasi partilerin, toplumun iktidara gelmeyi sağlayacak çoğunluğunu ikna ederek iktidara gelebilmesidir. CHP iktidara gelir ya da gelmez, o siyasi bir meseledir ve ben bununla pek ilgilenmiyorum. Benim burada vurgulamak istediğim husus, bu partideki söylem ve eylem birliğinin olmaması, toplumda bu yönde hem güvensizliğin, hem de korkunun mevcut olmasıdır. Bu güvensizlik, bu partiyi demokrasi açısından sorunlu hale getirmektedir.

Korkunun özü şudur: “Her ne kadar CHP’nin bu politikaları ile iktidar olabilmesi pek mümkün ve muhtemel görünmüyor ise de, bu parti, ekonomik ya da daha başka sebeplerle bir şekilde iktidara gelecek olursa, HDP/PKK/YPG ile ittifak kurarak, çok daha derin sorunlar yaşanabilir mi? CHP, içinde sakladığı başörtüsü düşmanlığını tekrardan depreştirerek bir daha başörtüsü temelli sorunların yaşanmasına sebep olacak politikaları uygular mı?”

Toplumun kahir ekseriyetindeki bu korku, CHP’nin demokratik işlevlerini layıkıyla yerine getirebilmesi açısından, Türk demokrasisi için ciddi bir sorundur. Bu sorunun aşılması CHP’li yöneticilerin, toplumu ikna edici yönde inandırıcı, sahici açıklama ve tutumlar sergilemelerine bağlıdır.

CHP’liler, başörtüsü konusunda hasmane tutum ve inançlarını hakikaten sürdürüyorlarsa, şeffaf olarak ve açık yüreklilikle, bu yöndeki söylemlerini tekrarlayabilirler. İşte o zaman seçmenler, oy verirken hangi partiye oy verdiklerini bilerek verirler. Bu durumda bazı seçmenlerde kandırılmışlık hissi meydana gelmez.

Diğer yandan, CHP’li Özkoçun had bildirme tehdidini yaptığı sıralarda, sokakta “Cumhuriyet kadınını” temsilen başörtülülere saldırı yapılmasıyla, CHP’deki bu tutum toplumsal zeminde tamamlanmış olmaktadır. Bütün bu yapılanlar, militan laikçi temelli belli kesimlerin, ellerine güç geçmesi halinde, tekrardan toplumun ekseriyetine hayatı zindan etmek için sabırsızlandıklarını göstermektedir. Bu kuşku ve korku verici tutum ve söylemler sebebiyle, başörtülüler için eski günlere geri dönmemenin hiçbir hukukî, kurumsal ve fiilî teminatlarının mevcut olmadığını göstermektedir.

* Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi