.: Gülay Göktürk

Suriye’nin gerçek dostları kim?

Suriye’deki iç karışıklık başladığından bu yana, bu ülkeye yapılacak dış kaynaklı bir askeri müdahale ile Esed rejimini devirmeye çalışanlar, bu tehlikeli plana karşı çıkanları, “Kim zalimden yana, kim mazlumdan yana” gibi sözüm ona bir ikileme sıkıştırmaya çalışıyorlar.

Biz bu sahte ikilemi Irak’ın işgalinden önce de, Libya’ya yapılan sözde “insani” müdahaleden önce de duymuştuk. İkisinin de sonuçları ortada: Irak’ın işgali yüzünden ölen masum insanların sayısı Saddam’ın bütün iktidarı döneminde öldürdüklerini aştı. Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Libya’da ortaya çıkan yeni zalimler
Kaddafi’den daha çok kan döküyor.

Bu yakın örneklerle bir kere daha görüyoruz ki, demokrasi hiçbir ülkeye dışarıdan enjekte edilemiyor; eğer demokratik bir rejim kurulacaksa, bu sürecin mutlaka o ülkenin kendi iç dinamiklerine dayanarak yürütülmesi gerekiyor.

Bu genel geçer doğru, şimdiye kadar dünya halklarının pratiği ile defalarca kanıtlandı. O yüzden, komplekse kapılıp, Esed’in safında görünme korkusuyla Suriye’nin başına örülmeye çalışılan çoraba suç ortaklığı yapacak değiliz.

Silahlı muhalefet Suriyeliler’in yüzde kaçını temsil ediyor?

Kaldı ki, şu anda Suriye’deki duruma baktığımızda, bir tarafta yapayalnız kalmış zalim bir diktatör, öbür tarafta ise diktatörün zulmü altında inleyen bütün halk gibi bir tablo görmüyoruz. Suriye halkı da ikiye ayrılmış durumda; bir tarafta Esed’i destekleyenler, diğer tarafta da karşı olanlar var. “Esed’in safı” denilen safta halkın yüzde kaçının bulunduğu, kendilerini Suriye halkının temsilcileri gibi göstermeye çalışan silahlı muhalefetin halkın yüzde kaçını temsil ettiği belli değil.

Özellikle durum buyken, dış güçlerin bu taraflardan birini destekleyip diğerine karşı silahlandırması; halkından belli bir destek almaya devam eden Esed’i gayrimeşru ilan edip, muhalefeti “Suriye halkının tek temsilcisi” ilan etmesi ahlaken asla kabul edilebilir bir tutum değil. Pratikte ise Suriye’yi bir iç savaşa sürüklemekten başka bir şey değil.

Dolayısıyla, şu anda herkesin “zalimin yanında yer alma” suçlamalarına pabuç bırakmadan, Suriye’nin gerçek dostlarının kim olduğunu dikkatle tartması gerekiyor: Bu ülkeyi, şu anda dökülen kandan misliyle fazla kan dökülmesine yol açacak sonu belirsiz bir iç savaşa sürükleyecek adımları kışkırtanlar mı yoksa Suriye’nin geleceğine Suriyeliler’in karar verme hakkına saygı duyanlar, dış müdahaleye karşı çıkan ve eğer Esed yıkılacaksa iç dinamikler sonucu yıkılması gerektiğini savunanlar mı?

İstanbul toplantısı

Şu anda uluslararası arenada bu iki görüşün çarpıştığı görülüyor. Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da yapılan “Suriye’nin Dostları” toplantısı bir bakıma bu iki görüşün mücadelesi şeklinde cereyan etti. Acil dış müdahaleden yana olanlar, “Esed’i iktidardan indirme perspektifine sahip olmadığı için” Annan’ın devreye girişinden son derece rahatsız görünüyorlardı. Toplantı boyunca muhalefetin sadece lojistik olarak değil silahla da desteklenmesi, tampon bölge oluşturulması ve Suriye Ulusal Konseyi’nin “Suriye halkının biricik temsilcisi” olarak tanınması için mücadele ettiler. Diğer kanat ise esas olarak Annan Planı’na şans verilmesi ve siyasi çözüm için çaba sarf edilmesi fikrini savundu.

Garip olan, toplantının sonucunu her iki kanadın da kendi tezlerinin zaferi olarak ilan etmeleriydi. Dış müdahale isteyenler, İstanbul toplantısını “Annan Planı’nın defin işlemlerinin başlamasının işareti ve Esed’in gidiş biletinin kesilişi” olarak yorumladılar. Diğerleri ise muhalefete silah desteğinden söz edilmemesinden, tampon bölgenin gündeme alınmamasından ve Suriye Ulusal Konseyi muhalefetin tek temsilcisi olarak tanınmakla birlikte dolaylı da olsa Esed’le birlikte devam edilmesine yeşil ışık yakılmasından hareketle, İstanbul toplantısı kararlarını kendi başarıları olarak gördü.

Anlaşılan, Suriye’nin kaderi ile ilgili bu uluslararası tartışma daha epey sürecek. Burada bizim için en önemli mesele, şimdiye kadar Suriye muhalefetine tam destek vererek ve Hür Suriye Ordusu’nun komutanlarını barındırarak tamamen muhalefete angaje bir görünüm sergileyen Ankara’nın bundan sonra ne yapacağıdır. Türkiye’nin, Suriye halkının iradesine daha saygılı, daha temkinli ve daha esnek bir politikaya geçmesi için vakit hâlâ geç değil.

 

Bugün, 04.04.2012