.: Arda Akçiçek

Suriyeliler Yerel İşsizliğe Sebep Oluyor mu?

Son dönemde, özellikle sosyal medyada, Suriyelilerin, Türkiye’deki işsizlik oranının artış nedeni olarak gösterildiği açıklamaların çoğaldığını gözlemliyoruz. Suriyelilerin, Türkiye’deki yerel halkın işini elinden aldığı, yerel halkın çalışabileceği işleri çok daha düşük ücretlere yaptıkları için haksız rekabet yarattıkları, onlar çalıştıkları için de yerel halkın işsiz kaldığı vb. birçok argüman duyuyoruz.

Peki gerçekten Suriyeliler işlerimizi elimizden alıyor mu?

Göçmenlere ilişkin bilinen en meşhur mitlerden biri, onların, yerel halkın işini elinden aldığıdır. Ancak, bu abartı, daha da önemlisi yanlış bir argümandır. Bu yanlışlığın en önemli nedenlerinden biri ekonomiye ilişkin düşünüşümüzdeki bir hatayı yaygın bir şekilde kabul etmemizdir.

Öncelikle, piyasa sabit bir pasta değildir. Yani bu pastadan bir pay alındığında pastanın küçüldüğünü söylemek mümkün olmaz. İşçi piyasasında iş bulan biri, piyasada mevcut işlerden birini almış olsa da ortaya çıkardığı ekonomik etki, başka bir işin veya işlerin yaratılmasını sağlayabilir. Bu durum yalnızca işgücü piyasasına değil, genel ekonomiye etkisiyle de olumlu olarak değerlendirilebilir. Kişi, istihdama katıldığında üretimin ve hizmetlerin artması, piyasayı harekete geçirmesi, yani ekonominin büyümesine katkı sağlaması bakımından da bir etki yaratır. Dolayısıyla, büyümüş bir ekonomi nihayetinde herkese katkı sağlar.

Diğer yandan, göçmenlerin, yerel halkın çalışabileceği işlerde daha düşük ücretlerle çalıştığı ve bu nedenle yerel halkın işsiz kaldığı argümanı da hatalıdır. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki girdikleri piyasaya yabancı olan göçmenler, işgücü nitelikleri bakımından her zaman yerel halktan daha dezavantajlıdır. Bu, onların yerel işgücü ile rekabet etmesini zorlaştırır. Rekabette daha avantajlı olan yerel işgücü, işverenler tarafından her zaman daha tercih edilir. Bu nedenle, göçmenler, yerel işgücünden daha düşük ücretler kazanırlar.

Göçmenlerin işgücü nitelikleri, piyasada nitelik gerektiren birçok işi karşılamak konusunda da yetersizdir. En azından, dil ve eğitim nitelikleri başlangıç engelleri olarak karşılarında durmaktadır. Dolayısıyla, işverenler, özellikle nitelik gerektiren işlerde yerel işgücünü istihdam etmeyi rasyonel olarak daha avantajlı görürler. Göçmenler ise daha çok, yerel halkın çalışmayı tercih etmediği işleri yaparlar. Yani, halihazırda boş olan ve boş kalma ihtimali yüksek olan istihdam alanlarında çalışırlar. Bu durum, doğal olarak, işverenler bakımından üretim kapasitesinin artmasıyla sonuçlanırken, yine son tahlilde ekonominin büyümesine katkı sağlar.

OECD ve Avrupa Birliği’nin hazırladığı, 2018 verilerini değerlendiren göçmenlerin entegrasyon göstergelerine ilişkin rapor (Settling in 2018: Indicators of Immigrant Integration)[1] tüm OECD ve AB üyesi ülkelerde, göçmenlerin işsizlik oranlarının, yerel halktan çok daha yüksek olduğunu, bu farkın son 10 yılda giderek daha da arttığını belirtmektedir. Daha da önemlisi, bu ülkelerde çalışma arzusu olan işsizlerin oranı 6’da 1 iken, göçmenlerde bu oranın 4’te 1 oranında olduğunu söylemekte. Yani yerel nüfustan her 6 kişiden biri çalışmayı arzuluyorken, göçmenlerde her 4 kişiden birinin çalışmayı istediği ortaya çıkmakta.

OECD ve AB üyesi ülke ortalamalarına bakıldığında, düşük nitelikte işgücü gerektiren işlerin 4’te 1’inin göçmenler tarafından yapıldığı anlaşılmakta. OECD ve AB bünyesindeki toplam 43 milyon civarındaki göçmen nüfusu içinde çalışanların yaklaşık %45’inin kendi niteliklerinden daha düşük işlerde çalıştığı görülmekte. Bu da, sanıldığının aksine göçmenlerin, iş bulma konusunda yerel işgücü ile ciddi bir mücadele içinde olamadıklarını göstermektedir.

Türkiye’ye bakacak olursak, saha araştırmalarında benzer bir durumla karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Çalışan Suriyelilerin oranı sanıldığı kadar yüksek değil. İşgücü piyasasında, özellikle nitelik gerektiren işlerde, yerel halkla rekabet edecek durumda değiller. Çalışanların çoğu, yerel halkın çalışmak istemediği, boş kalan istihdam alanlarında çalışıyorlar. Düşük ücretler alıyor olmaları ise kendi tercihlerinden öte, çalıştıkları işe rağbetin olmaması, yani bir rekabetin söz konusu olmamasından.

Suriyeli çalıştıran işverenlerin çoğunun görüşü de bu yönde. Özellikle sanayi sektöründe faaliyet gösteren firmalar, uzun yıllardır işçi bulamadıkları için bazı iş kollarında önemli kayıplar yaşadıklarını, çünkü yerel işgücünün o iş kolunda çalışmayı tercih etmediğini, Suriyelilerin, bu işlerde çalışmaya başlamalarıyla birlikte üretim kapasitelerini arttırdıklarını belirtiyorlar.

Sonuç olarak, Suriyelilerin Türkiye’deki işsizlik rakamlarını etkileme kapasitesi neredeyse yok. Hem çalışan oranları hem de işgücü niteliği bakımından bunun olması mümkün görünmüyor. Türkiye’deki ekonomik sıkıntılarla bağlantılı olarak yükselen işsizlik oranının Suriyelilerin Türkiye’deki varlığı ile ilişkilendirilmesi gerçeklikle çok ilgisi olmayan bir “günah keçisi” ikilemi. Ancak, konuyu bir ‘günah keçisi’ açıklamasıyla geçiştirmemek çok önemli. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde suçlu algısının toplumun en kırılgan gruplarına yöneldiği bilinmekte. Dolayısıyla, gerçeklikle ilgisi olmayan ve toplumsal kışkırtmalara meydan verebilecek söylem ve faaliyetlerden hassasiyetle kaçınılmalı ve bunlara inanmak konusunda oldukça şüpheci olmalıyız.

[1] http://www.oecd.org/els/mig/Main-Indicators-of-Immigrant-Integration.pdf, 01.07.2019.

1 Temmuz 2019