.: Levent Korkut

Suriyeli mülteciler çalışma hakkına kavuştu!

10 Aralık İnsan Hakları günü nedeniyle köşemde Türkiye’deki Suriyeli mültecilere çalışma hakkı verilmesi gerektiğine işaret etmiştim. Bu yazıda, çalışma hakkı ve birlikte uygulanacak mesleki eğitim programları ülkemizde zulümden kaçanların kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir zemin oluşturulabilir, kişiler sahip oldukları meslekleri icra ederek toplumsal yaşama üretken bir şekilde katılabilir ve devlet yardımları ile yaşamaktan kurtularak kamu bütçesindeki yük azaltılabilir demiştim.

2014 yılında çıkarılan ve Suriyeli Mültecilerin yararlandığı Geçici Koruma Yönetmeliği’nin 29 uncu maddesine göre, Suriyeli mültecilere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çalışma izni verilebilir. Bu yetki hükümet tarafından üç gün önce kullanarak bir genelge çıkarıldı.

Genelge çerçevesinde Türkiye’de geçici statü sahibi Suriyeli mülteciler çalışma hakkına sahip olacaklar. Çalışma izinleri mültecilerin ikamet ettikleri illerde geçerli olabilecek. Sağlık görevlileri ve öğretmenler için Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı yeterlilik ölçütleri getirebilecek. Ayrıca, her işletme bünyesinde en fazla yüzde10 mülteci istihdam edebilecek.

Suriye meselesinin geldiği nokta göstermekte ki tüm Suriyelilerin barış ve güven içinde yaşayabilmeleri yakın bir gelecekte mümkün olmayacak. Bir şekilde ateşkes tesis edilse bile Esad rejimi varlığını sürdürdüğü sürece halen yurt dışında bulunan milyonlarca kişinin, en azından rejim kontrolündeki bölgelere geri dönmeleri oldukça zor gözüküyor.

Türkiye tarihindeki en kapsamlı insani yardım programı olan Suriye’den kaçanlara statü verilmesi ve koruma altına alınması, sığınmacılar toplumsal yaşama kazandırılmadıkça başarılı bir politika olmayacaktır. Hem Türkiye’nin insani sorumlulukları hem de bölgenin geleceği bakımından ülkemize sığınanların insanca ve topluma yük olmadan yaşamlarını sürdürmeleri önemlidir.

Bu nedenle verilen çalışma izni olumlu bir adımdır. Keşke bu adım daha önce atılabilseydi. 2014 tarihinden beri konuşulan bir konu olmakla birlikte ancak 2016 yılında gerçekleşti.

Bu önemli adımdan sonra Türkiye’nin yapması gereken genel bir strateji oluşturarak iki buçuk milyonu aşkın Suriyelinin en sorunsuz bir şekilde topluma uyumlarının sağlanması olmalıdır. Türkiye aynı zamanda külfetlerin paylaşılması konusunu uluslararası alanda dile getirmeye devam etmeli ve maliyetin paylaşılmasını sağlayacak girişimlerde bulunmalıdır.

Elbette ki bu kadar fazla bir nüfusun toplumsal yaşama katılması sorunlar yaratacaktır. Örneğin, çalışma izni vatandaşların işsizlik oranını artırabilir ya da genel olarak çalışma koşul ve ücretlerinde işçiler aleyhine gelişmelere neden olabilir. Ama, zamanında iyi bir planlama ve yönlendirme ile bu sorunlar aşılabileceği gibi Suriyeliler ekonomiyi geliştirici ve canlandırıcı etkilere de neden olabilir. Kısacası, Suriyeliler yük de olabilir, katma değer de yaratabilir.

Suriye sorununun yol açtığı yıkıcı dalgaların Türkiye’yi etkilememesi için yapılması gerekenler sadece güvenlik ile sınırlı değildir. Akılcı politikaların izlenmesi ile mevcut güç dengelerinin dayattığı çözümler dışında geleceğe ışık tutan politikaların oluşturulması mümkündür.

Türkiye tüm negatif gelişmeleri tersine çevirebilir. Mevcut insan kaynakları, kurumsal yapıları ve ekonomik alt yapısı ile Türkiye, güvenlik dışı alanlarda gerçekçi ve etkili çözümler geliştirme potansiyeline sahip bir ülkedir. Yeter ki korku ve şablonlarla değil, yeni fikirlerle hareket edilsin.

Yeni Yüzyıl, 16.02.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/suriyeli-multeciler-calisma-hakkina-kavustu-1323

Ayrıca bakınız...

Trump'ın kuyuya attığı taş

Trump’ın kuyuya attığı taş

1995’te Clinton döneminde ABD, büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasını öngören bir kararı Kongre’den geçirdi. Ama ...