.: Ünsal Çetin

Suriye’den Sonraki Türkiye

Şu dünyanın haline bak! Haritalarında Hatay’ı kendi toprağı gösteren katil Esed’in Suriye’si darmadağın oldu.

Ne mutlu ki ve çok şükür, Türkiye 28 Şubat Rejimini ıskartaya çıkarmasını bildi. Eğer bu olmasaydı, çok büyük ihtimalle, güneyimizdeki ülkelerle çok daha fazla benzeşen bir Türkiye’de yaşayacaktık. Son 17 yılın gelişimi, hep birlikte her ne türden itiraz kaydı düşersek düşelim, yabana atılmayacak bir intibak süreciymiş meğerse.

Tahran’daki Molla’nın Esed’in yanında durmasına anlam vermek artık daha kolay. İran’daki ‘sosyal patlamadan’ sonra artık bir kanıtımız olduğu bile söylenebilir. Şayet Arap Baharı kendi doğal mecrasında akmaya devam etseydi, “İran İslam Cumhuriyeti” dene gelen şey bugün aramızda olmayabilirdi. Kendi bakış açısından, Molla haklıdır. Suriye de esasen Esed’in değil, Arap Baharı’na karşı kendi rejiminin bir ön savunmasını yapmıştır.

Peki ya Irak! Oğul Bush koca bir ülkeyi boş yere işgal etmiş olduğuna dair bir şüphe duyuyor mudur hiç? Onun bu kadar can kaybı ve maddi yıkımla yaptığı bir yanda, bir Arap Baharı ile yerinden olan Saddam Hüseyin ihtimali diğer yanda duruyor. Ama haklısınız, bunlar bir şarkı sözündeki gibi, sadece ‘muhtemel geçmişler’.

Türkiye’yi bölgesinin kırılgan ve hatta fiilen göçük rejimlerinden ayrıştıran bazı sebepler var. Bunları kendi adıma, kendimce düşünüyorum. Ve artık ülkemizin adeta içindeymiş gibi hissettiğimiz Suriye’nin şu halini düşünüyor, üzülüyor, bazı sonuçlara ulaşıyorum.

Çok uzun süre, gereğinden fazla bir süre boyunca Batı’ya dil döktük. Nasıl bir sabırdı, nasıl bir iyi niyetti bu böyle! Onlara adeta ‘Suriye’de sizin ipinizle kuyuya inmek istiyoruz’ bile dedik. Diplomatik kanalları sonuna kadar zorladık. Medeni ülkelerin seçkin, basiretli, öngörü sahibi liderlerinin anlamasını bekledik. Bir eleştiri getirmiyorum ülkeme karşı, getirerek ona haksızlık etmek istemiyorum. Üç maymunu oynayan Batı kendi göbeğini kesen Türkiye’nin meşruluk zeminini güçlendirdi, bunu da görmek lazım. Ne kadar da geç kaldık! Altın Gümüş Ordumuzun Zeytin Dalı başladığından bu yana Afrin’den gelen görüntüler bas bas bağırıyor. ‘Çok geç kaldınız ve bu kan içiciler sizinle gerçekten dalga geçmeye çalıştılar’. Yerimizde Almanya olsaydı, kim bilir seferberlik ilan ederdi.

Artık gerçekçi olalım. Suriye’nin toprak bütünlüğü diye bir şey yok. Suriye bile yok. Doğru Guta’daki, İdlib’deki, Özgür Suriye Ordusu bölgelerindeki insanlar Esed Rejimini bir daha asla kabul etmeyecekler. Asla canlarını bu rejime emanet etmeyecek ve silah bırakmayacaklar. Esed kendi ülkesini bombaladıkça böldü. Ne kadar şiddet kullanırsa o kadar hâkim olacağını düşündü. Ve elbette bundan daha büyük bir yanılgı olmazdı. 2011’den bu yana yaşanan acılar böldü Suriye’yi. Asla tamir edilemeyecek husumet tohumlarını toprağa serpti Esed, o varil bombalarını yağdırırken.

Rusya, görünen o ki, ABD’nin Türkiye ile ilgili büyük hatasından öğrenebilecek kadar basiretli. ‘Suriye’de PKK mı, Türkiye mi’ tercihi ile yüzleştiğinde, günün sonunda ‘Türkiye’ diyebildi. Türkiye ile ekonomik, askerî ve diplomatik işbirliğinin kendisine daha fazla getiri sağlayacağını gördü. ABD ise, Türkiye bağımsız dış politika izlemeye başladıktan sonra, ‘Türkiye daha fazla güçlenmesin’ bağnazlığına hapsetti kendisini. Bugün itibariyle Suriye’de en büyük kaybeden ABD oldu.

Suriye’nin bu hale gelmesini engelleyecek önerileri kulak ardı edilen ülke bizzat Türkiye oldu. Türkiye’deki yönetim bütün bu süre boyunca Suriye’ye komşu olmanın bütün gereklerini yerine getirdi. Arap-Kürt ayrımı yapmadan sınırlarını açtı. Milyonlarca Suriyelinin gönlünü kazandı. Siviller için güvenli bölgeler oluşturulması şeklindeki doğru fikri savunmada yalnız kaldı. Güç boşluğunu fırsat bilip Türkiye’nin aleyhine eylemlere girişmemesi için Salih Müslim üzerinden PKK’ya uyarılar bile yaptı, biraz safça. Esed’e özenen PKK ise toprak kazandığını, hatta devletleştiğini zannetti. İnsanın gönlünü kazanmadan onun ayak bastığı toprağı kazanmanın mümkün olamayacağını bilmiyorlardı. Bunu bilmek Esed ve PKK’nın harcı olabilir miydi ki?

Açık konuşalım; Türkiye arızalı sınırlarını tamir ediyor. Kuzey Suriye’de önümüzde duran seçenekle daha ciddi bir şekilde yüzleşmek zorundayız. Dini imanı ‘Türkiye’ye düşmanlık’ olan, neo-emperyalist güçlerin peyki PKK’nın terör devletine müsaade mi edeceğiz, yoksa bu toprakları ait oldukları demografik, sosyolojik dokunun sahipliğinde ülkemiz için güvenli alan mı kılacağız? Eğer ikincisini hedeflersek bunu yapabilecek kadar güçlü müyüz?

Türkiye ikinci tercihi gerçekleştirmek zorunda ve bunu yapabilecek güçte.

Yalnızca iyi komşuluk ve insanî yardım çabalarıyla değil, mücadelemizin, 90’lardan farklı olarak, nihayet bütünüyle teröre karşı olmasıyla pekişen bir meşruiyete sahibiz.

Askerî açıdan her bakımdan daha güçlüyüz. Önümüzdeki dönemde bu gücümüzü daha da artıracak hummalı çalışmaları yürütüyoruz. Bu çalışmalar hakkında bilgi sahibi olup önemini kavrayan birisinin kolayca görebileceği bir gerçek var; Türkiye bu hızla giderse askerî teknoloji bakımından yakında İsrail’i geride bırakıp arayı da hızla açacak. Buna eklenecek başka hususlar da var. Tecrübesini, kurmay zekâsını gün geçtikçe artıran, 15 Temmuz sonrası iç bütünlüğüne kavuşan, devlet mekanizması içindeki yerini bilen, polisle daha entegre çalışan, kısacası çok daha fazla kendi işine bakan bir ordu var artık.  Zeytin Dalı’nın Fırat Kalkan’ından bile daha hızlı ilerlemesi bunun emarelerinden birisidir. Yine ne mutlu ki, Türkiye artık PKK’nın vurmasını bekleyen güvenlik(siz) politikasını mazide bırakmış, PKK’yı her nerede olursa olsun kovalamaya başlamıştır. İşte bu nedenle, PKK bütün tarihinin en ağır zararlarını yazmaktadır.

Türkiye’nin bölgedeki bütün barışçıl ve insanî gayretlerinden, fedakârlıklarından sonra hak ettiği şey kendi güvenlik ve refahına doğrudan tehdit olan bir ‘PKK terör devleti’ değildir. Türkiye bunu hak etmemektedir. Gereğini yapmak boynunun borcudur.

Tarihin böyle akacağını kim bilebilirdi ki! Bundan sonra ne olacağını da zamanla göreceğiz. Fakat Türkiye bu gereği yerine getirirken, eski topraklarını şehvetle geri kazanmak isteyen, irredentist bir politika izlemekle onu suçlamaya kalkacakların elinde hiçbir kanıt olmayacak.

Ayrıca bakınız...

Yandaş FETÖ’cülere

Yandaş FETÖ’cülere

17/25 Aralık’ın patlak verdiği günlerdi. Hastaydım. İstirahatle atlatamayınca önce hekime gittim, sonra civardaki eczanelerden birine ...