.: Hasan Yücel Başdemir

Suriye’den Avrupa’ya Kaybolan Hayatlar

Hemen yanı başımızda Suriye’de kimyasal bombaların da kullanıldığı korkunç bir savaş yaşanıyor. Her gün yüzlerce insanın ölümüne ve binlercesinin de ülkesini terk etmek zorunda kalışına aciz şekilde tanıklık etmek vicdanen dayanılır gibi değil.

Bizim vicdanlarımız tahrip olurken Suriyeli kardeşlerimizin bedenleri, maneviyatları ve gelecekleri tahrip olmakta. Savaş uzadıkça tahribat ağırlaşıyor; hem bu güne hem de geleceğe verdiği zarar artıyor. Suriye’de âdete küçük bir dünya savaşıyaşanıyor.

Havadan Rusya, müttefikler ve Suriye uçakları; karadan Esad’ın ordusu, İran’ın Hizbullah’ı, IŞİD, PYD, Türkmenler, el-Nusra ve Özgür Suriye Ordusu. Ufacık bir ülkede onlarca grup savaşıyor. Elbette katillerle masumları birbirinden ayırmayı unutmamak gerekir: Esad rejimi ve onun destekçileri, İran ve Rusya olayların tek sebebi ve insan hakları açısından meşru olmayan tarafı.

Ayrıca IŞİD üzerine yoğunlaşan nefret, Esad ve müttefiklerinin işlediği cinayetleri örtüyor. Her gün atılan bombalarla yüzlerce masum insan hayatını kaybediyor. Esad rejiminin caniliğinin yanında IŞİD masum kalıyor. Bazı yarım akıllılar, halaselefîlik şiddet doğuruyor diye konuşup dursun.

GÖRÜŞMELER  ZAMAN KAYBI

Suriye rejimi, müttefikleri ile beraber uluslar arası kamuoyunu oyalamak için inanılmaz manevralara girişiyor. Cenevre görüşmeleri, daha fazla katliam için sadece rejime zaman kazandırdı ve hala kazandırmaya devam ediyor.  Yakında muhalifler New York’ta Cenevre II kararlarının uygulanması için toplantı yapacaklar. Her toplantı, binlerce insanı öldürmesi için rejime verilmiş bir fırsat oluyor.

Savaşın yıkıcılığı sadece Suriye içinde kalmıyor. Bir yanda Suriye’de bombalar patladıkça ve silahlar ateşlendikçe masum insanlar, hayatlarının baharında çocuk, genç, kadın demeden solup gidiyorlar.

Kaçanların durumu da çok iyi sayılmaz. Yurtlarından uzak, geride yakınları kalmış, savaş her birinden sevdiklerini almış ve onlar bu acıları yanlarına alıp başka bir yerde hayata tutunmaya çalışıyorlar. Oysa o kadar acı yükünü taşımak hiç de kolay değil.

Aylan bebek gibi 185 bebeğin Ege ve Akdeniz’in soğuk sularında boğulduğu söyleniyor. Bebeklerin ailelerini de düşünürseniz savaştan kaçmak bazıları için hiç de çözüm olmuyor. İstikrar bir kez bozuldu mu ve güvenli yurtlar bir kez terk edildi mi başınıza nelerin geleceğini sadece Allah bilir.

Avrupa’ya geçebilecek kadar şanslı olanları da orada birçok eziyet bekliyor. Sınırlarda günlerce kötü koşullar altında yaşamak zorunda kalıyorlar. Soğuk, sağlık, şiddet ve gıda sorunu ile boğuşarak yeni bir geleceğe ve umuda doğru yol alıyorlar.

UMUTSUZ GELECEKLER

Suriye savaşının ortaya çıkardığı daha derin manevi hasarlar da var. 4.5 yıldır çocuklar okula gidemiyor; sıcak bir aile ortamı ve düzenli yemek yiyemiyorlar. Her gün şiddetle iç içe yaşıyorlar. Bunlar, savaşın yıkımlarının asla kısa süreli olmadığının göstergesi.

Savaşın ikinci yıkıcı tarafı, bu çocuklar büyüdükten sonra ortaya çıkacak. İyi bir eğitim alamadıkları ve iyi bir meslek sahibi olamadıkları için hayata tutunmaları zor olacak. Çocukluklarında şiddet sıradanlaştığı için şiddete daha fazla meyilli olacaklar.

Yakınlarını kaybedenlerin çok azı, bugünlerin travmalarını üzerlerinden atabilecekler. Bunlara kötü hayat koşulları ve gittikleri yerlerde gördükleri dışlayıcı muamele de eklenince ortaya önümüze umutsuzluk ve kaybolan gelecekler tablosuçıkmakta.

Bu insanların yaşamak için kaçmaktan başka; bizim de insanlık görevimizi yapıp Ensar kardeşliği ile onlara sonuna kadarkucak açmaktan başka çaremiz yok.

Yeni Yüzyıl, 16.12.2015