.: Ünsal Çetin

Suriye’de yeterince geç kaldık

II. Körfez Savaşı günleriydi. Polilogizm’den mustarip bir aydın, Marksist–liberal Mehmet Altan elindeki tuhaf açıklamayla ortalıkta dolaşıyordu. Bu açıklamaya göre, insan elbette savaşa karşı çıkardı, savaş kötü bir şeydi. Bununla birlikte, bu savaşın sonunda Irak’ın (ve çevresinin) kurtuluş ve refahı vardı. (Nasıl olur demeyin, polilogizm bu, çok mantıkçılık yani). ‘Küresel kapitalizm Ortadoğu’da daha çok cep telefonu ve başka harikaları satmak, daha çok para kazanmak istiyordu. Ortadoğu milletleri arasında refahın artması ve tabana yayılması bu bakımdan Batı’nın mükemmelen çıkarınaydı. Bu refah üretim ve yayılımı için demokrasinin, temel insan hak ve hürriyetlerinin, serbest piyasaların bölgede kurumsallaşması gerekiyordu ve Batı’nın aradığı da tam olarak buydu; Ortadoğu’nun istikrar ve refahı’. Karşımızda böyle iyi niyetli, anti-merkantilist ve gerçekten liberal demokratça düşünen bir Batı devletleri kümesi gerçekte hiç olmayan şeydi halbuki.

Sonra Arap Baharı geldi. Aynı zihniyet Arap Baharını da aynı şekilde açıkladı. Fal okumayı kendisine dert edinmiş bu bakış açısı elindeki hazır mantığı Arap Baharı gibi hiçbir şekilde öngörülmeyen, beklenilmeyen toplumsal bir patlama için bile kullanıyordu. ‘Ortadoğu halklarının daha iyi yaşama arzusuna cevap verebilecek olan şey Batılı kurumlardı. Küresel kapitalizmin para kazanma güdüsü bu sefer yalnız değildi. Arapların isyanı ile desteklenmekteydi. Satış olanaklarının sınırına gelen ekonomik güçler yeni ve büyük bir Ortadoğu pazarının oluşması için can atıyorlardı. Ortadoğu en nihayetinde adam edilecekti’.

Bugün artık II. Körfez Savaşı’nın bölge refah ve istikrarına nasıl bir hizmet sunduğu gayet açık. Arap Baharı denen şey de bizim Suriye sınırlarımıza bir terör dalgası olarak vurmuş durumda. Söz konusu polilogizm ise bizim son yıllardaki politik çalkantılarımızı da -inanılır gibi değil ama- yine aynı ezberle yorumlayarak sona erdi. “İç savaşın karanlık cehenneminden geçmeden” bu ülkede hayırlı sonuçlar ortaya çıkmayacak diye fal okudu (ve hatta kimi darbeci liberaleller de bu mantığı destekledi, içlerinde Mehmet Altan’la gurur duyduğunu söyleyenler bile çıktı). Ne yazık ki, bu güya küreselciliğin bozuk kapitalizm ve liberalizm anlayışı -bizim naçizane anlatma çabalarımıza rağmen- halen kimi sağ ve sol çevrelerde hakikî kapitalizm ve liberalizm anlayışı olarak kabul görüyor. Arap coğrafyasında işgal, isyan, darbe ve iç savaş hakkındaki bozuk açıklamanın Türkiye’de Gezi Ayaklanması ve 7 Şubat-15 Temmuz darbe süreçleri için bir ajitasyon ve dolgu malzemesi olarak kullanılacağını, kullanılabileceğini ise, iyi niyetimizden olsa gerek, öngöremedik.

Bölgede barışın gelmesi için biz İsrail-Filistin meselesinin çözülmesini bekliyorduk. II. Körfez Savaşı’ndan bu yana ise adeta Irak ve Suriye Filistinleştirildi. Silah zoruyla demografik yapının değiştirilmesinin ne büyük sorunlara ve yeni çatışmalara yol açacağı ve açtığı ortadayken silahlı Şii ve Kürt çetelerin suçları görmezden gelindi. Silahlı ‘kazanç’, yapanın yanına kâr kaldıkça silahlı ‘çözümler’ rağbet gördü. Türkiye açısından Suriye’nin içinde bulunduğu durum, Suriye rejiminin de bütünüyle terör devletine dönüşmesiyle birlikte, artık doğrudan bir güvenlik meselesi hâline geldi. Bizi Suriye ile yan yana tutan bütün o bağlarımız nedeniyle, adeta bir uzvumuz hastalanmış, kendi kolumuz kanadımız kanıyormuş gibi hissediyoruz uzunca bir süredir.

Çok geciktiğimiz Fırat Kalkanı Harekâtı sayesinde yine de IŞİD çetelerini silip süpürdük. Ordumuz, meskûn mahalde dijital ve hibrit savaşın bütün inceliklerini sergileyerek El-Bab’ı özgürleştirdi. Ondan sonra isim manyağı diğer bir terörist grup PKK-KCK-PYD-YPG-SDG’nin nasıl kaçacak delik aradığını hep beraber izledik. Kendi tarihine ve asaletine yakışır şekilde, bir vekâlet savaşı meydanında kendi üniforması ve kendi bayrağını taşıma cesareti gösteren bir ülke olduk.

Eninde sonunda Suriye’deki PKK varlığı yok edilmek zorunda. Kendi örgütsel varlığını Kürtlerin varlığının önüne koyan, devletleşmeyi insanlık düşmanı bir rejim kurmaktan başka bir şekilde düşünemeyen bir oluşuma asla ama asla yanı başımızda izin verilmemeli. Kürdistan zannettiği topraklara Türk askerinin girmesindense Rus veya ABD askerinin girmesini yeğ tutan, amaca ulaşmak için her yolu meşru gören, Türkiye’de Çözüm Süreci gibi tarihî bir fırsatı yüz üstü bırakan bir yapılanmaya kesinlikle güvenilmemeli. Özellikle vurgulamalıyız ki, bugünkü Türkiye onlara düşman olmadı, onlar bugünkü Türkiye’ye ‘düşman kesildiler’. Türkiye’ye düşmanlık etmenin, Türkiye vatandaşlarının canına ve huzuruna kastetmenin Kürtlerin çıkarına olmadığını anlayacakları güne kadar bu mücadele devam etmeli.

Bu konuda artık NATO’dan, AB’den ya da ABD’den bir ümit yok. Süper gücü ile dünyaya rezil olmuş bu güçler Suriye’de insanlığı yalnız başına bıraktılar. Bizi de yalnız bıraktılar. Biz Kıbrıs Barış Harekâtı’nda soydaşlarımızı korurken ‘dünya âlem ne der’ diye üzülmedik. Suriye’de de terörizme karşı savaşırken aynı tutumu gösterebilmeliyiz. Karşımızda bize ‘IŞİD’e karşı PYD ile ittifakımız zorunlu’ diye açıklama yaptığını zanneden bir ABD varken, onların öncelikleri bizim önceliklerimiz olamaz. NATO ordularının özel kuvvetleri varken bu nasıl bir zorunluluk diye sormamak mümkün değil. Fakat bu bir yana, laik Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu’nun IŞİD’e karşı işbirliği önerisini görmezden gelip, bir terör örgütü ile ortak iş tutmayı zorunluluk olarak telakki eden ABD, bölgenin refah ve istikrarına hizmet etmiyor. ABD Irak’taki hatalarından ders almamış görünüyor.

Irak, Suriye, Libya, Mısır ve Türkiye’de, geçen 15 yılın acı tecrübeleri acı bir gerçeği yeterince açığa serdi. Batı bu bölgede demokrasiden, insan haklarından, serbest piyasadan, hatta laiklikten bile yana değil. Batı kendi çıkarını merkantilist yanılgılarla hesaplamaya devam ediyor. Ve bu yüzden içinde bulunduğumuz coğrafyada despotizmden, darbeden, terörizmden yana düşebiliyor. Gözettikleri tek kıstas kendilerinin istediği gibi hareket edecek güçlerin egemen olması. Bu coğrafyanın insanlarından bekledikleri tek şey Batıya uyduluk etmeyi gönüllü olarak kabullenmiş yönetimlere biat edilmesi. Bu yönetim Irak’ta mezhepçi, Suudi Arabistan’da şeriatçı, Mısır’da darbeci, Suriye’de terörist olsa bile, onların merkantilist çıkar hesaplarına hizmet ettiği sürece desteklenmelidir.

Aslında ve elbette, gerçek liberalizmin bize öğrettiği üzere, bütün bu çıkar hesapları hatalı olduğu için orta ve uzun vadede Batı ve bütün dünya bu politikalardan zarar görmektedir. Çünkü liberalizmin sağlayabileceği refah ve barışa neo-merkantilist yöntemlerle erişilemez.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...