.: Tanel Demirel

Prof.Dr. | Çankaya Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

Suriye Harekâtı: Belirsizlikler ve Riskler

Türkiye’nin PKK’nın Suriye’de devlet benzeri bir yapılanma oluşturmasına sessiz kalmayıp tepki göstermesi anlaşılabilir. Ancak bu tepkinin Suriye sınırları içinde bir Güvenli Bölge (GB) oluşturulmasına yönelik bir askeri harekat şeklinde tezahür etmesinin çözebileceğinden daha fazla sorun yaratabileceği iddialarını da ciddiye almalıyız. Bu kararın arkasında büyük bir siyasi ve toplumsal desteğin –ki bu destek toplumumuzun militarizme ve yayılmacılık sınırlarında dolaşan milliyetçiliğe ne kadar yatkın olduğunu bir kez daha gösteriyor- var olması büyük belirsizlikler ve bunların yarattığı risklerden söz etme gereğini ortadan kaldırmıyor. Siyasette kolay seçimler, ya da sıfır riskli politikalar diye bir şey yoktur ancak bu harekât kararının çok riskli olduğu inkâr edilemez.

Hayata geçirilebilse bile, ABD ve Rusya’nın Güvenli Bölge’nin kontrolünü ülkemize bırakmak istememeleri halinde ne olacağı büyük bir soru işareti. Ayrıca, PKK/PYD militanlarının halkın içine karışarak bu bölge içinde eylemlerine devam etmeleri ya da Güvenli Bölge dışına çıkarak saldırmaları ihtimali hep olacak. Yine Güvenli Bölge’nin yeniden yapılandırılması ve ülkemizdeki Suriyelilerin buralara yerleştirilmesi planı çok kapsamlı bir nüfus mühendisliğini gerekli kıldığı gibi, bu sürecin özellikle iktisadi maliyetinin kimler tarafından karşılanacağı da belirsiz. TSK’ya yardım ettiği söylenen Suriyelilerle ilerde nasıl bir ilişki kurulacağı bir diğer belirsizlik unsuru. İçeride ve dışarıda harekâtın Kürtlere değil terör örgütü PKK/PYD’ye yönelik olduğu tezini anlatabilmek de hiç kolay olmayacak. Ek olarak, şu anda hiç öngöremediğimiz başka dinamikler de ortaya çıkabilir. Ve nihayet unutmayalım ki Suriye’deki PKK/PYD varlığının sona ermesi, ülke içindeki PKK’ya yönelik desteğin ortadan kalkması anlamına da gelmeyecek. Kürt sorunu konusunda atılması gereken adımlar bizi bekliyor.

Hülasa bu politikanın Türkiye’yi halihazırda içinde bulunduğu zorlu ekonomik ve siyasi ortamdan daha da kötüye götürebilecek bir sonuç doğurması da mümkün. Ümit edilir ki, bu karamsar senaryolar gerçekleşmez ve Türkiye en az insan kaybıyla oradaki PKK/PYD unsurlarını tehdit olmaktan çıkarabilir.

Bu sonucun ortaya çıkışına bir nebze de olsa katkıda bulunmak isteyenlerin konuşmanın her geçen gün zorlaştığı bir atmosferde kategorik iktidar karşıtlığına düşmeden mesafeli ve eleştirel bir tutum almaları ve alternatifler önermeleri gerektiği de çok açık.

13 Ekim 2019