.: Şenol Kaluç

Suriye Dersleri

Bütün dünyanın gözü Suriye üzerinde ve düne kadar başka ellerle sürdürülen vesayet savaşları da asıl sahiplerinin gelmesi ile birlikte yeni bir sürece girdi.

Artık bu sürecin iç politikadan bağımsız bir şekilde ele alınması gerekiyor. Çünkü Suriye’deki muhtemel değişiklikler en çok bizi etkileyecek.

Dış politikada üç temel yaklaşım vardır: İdealist, realist ve karma yaklaşım.

İlk ikisi temelde oldukça açıktır ve partiler de çoğu kez iç politikada takip ettikleri temel prensipleri dış politikaya aynı şekilde sirayet ettiremezler. İçerdeki barışçı söylem dış politikada fazlasıyla şahinleşebilir ya da tersi olabilir.

Bizler Batı’nın ortak bir “Haçlı zihniyeti”ne sahip olduğu düşüncesi ile büyüdük. Halbuki Batı 17’nci yy’dan beri “Ülkelerin ebedi dostu ya da ebedi düşmanları yoktur, çıkarları vardır” ilkesi çerçevesinde yürüyor.

Buradaki belirleyici temel unsur güçtür. Tehdit edici ya da caydırıcı bir güce sahipseniz dış politikanız buna göre gelişir, değilse daha dengeci olursunuz.

Denge politikası zayıflığınızı büyük güçlerin çıkarları ile kendi çıkarlarınızı azami ölçüde birleştirerek örtmeye dayanır. Türkiye’nin son iki yüzyılı bu “denge oyunları” ile geçti.

Ancak bu denge oyunundan kârlı çıkmak çok da kolay değil ve çoğu kez bir şeyler alırken bir şeylerden de vazgeçmeniz gerekir.

Osmanlı diplomasisi büyük bir maharetle 1854-56 Kırım Harbinde İngiliz-Fransız ordusunu Ruslara karşı savaştırırken aynı diplomasi 93 Harbinde çuvallamış ve Ruslar İstanbul önlerine ordugahlarını kurmuşlardı.

Abdülhamit yıllarca büyük güçleri birbirine karşı kullanarak ayakta kalmaya çalışırken İttihatçılar ise adeta gözü kapalı bir şekilde paylaşım savaşına girdiler. Mustafa Kemal milli mücadele içinde dahi Batı ile bağları koparmadı, İnönü büyük bir maharetle Türkiye’yi ikinci harbin dışında tutmayı başardı. Çok partili dönem de Batı’dan her kopuş beraberinde darbeleri getirdi.

Zayıflık ebedi bir durum değil, yeter ki doğru adımlar atılabilsin.

Kötü komşu misali müttefiklerimizin aymazlıkları bizi pek çok alanda kendi yatırımlarımızı yapmaya zorladı ve nitekim bu çabaların karşılığını da son zamanlarda fazlasıyla aldık.

Erdoğan’ın büyük destek verdiği yerli silah sanayisini geliştirme vizyonunun siyasi tüm yelpaze tarafından içselleştirilmesi ve daha da ileri götürülmesi şart.

Türkiye’nin bu kaotik coğrafyada ayakta durabilmesinin yolu ekonomik olarak güçlü olmasından geçiyor; bu nedenle bu tür yatırımların bir taraftan da yerli sanayinin diğer kolları ile işbirliği içinde olması ve bir lokomotif görevi görmesi gerekiyor.

Bugün, hâlâ kışlalarımızda “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye” yazıyor. Halbuki “Güçlü Türkiye, Güçlü Ordu” diye düzeltilmesi gerekli.

Sovyet tecrübesini hatırlarsak, bir zamanlar SSCB dünyanın en büyük ve gösterişli askeri gücüne sahipti. Peki, ne oldu?

SSCB’nin zayıf ekonomisi (tüm kaynakları tüketen) bu büyük gücü daha fazla taşıyamadı ve çöktü. Rakipleri ise askeri ve uzay teknolojisi için harcadıkları her kuruşun karşılığını ekonominin diğer alanlarına da yansıtarak fazlasıyla aldılar.

Tek örnek yeter bugün mutfaklarımız yanmaz teflon tavalarla dolu.

Sadece silaha kanalize olur ve diğer sektörleri de işin içine çekemezseniz sonuç kaçınılmaz bir şekilde hüsran olur.

Stratejik alanlarda yerli sanayiyi güçlendirmenin ne kadar önemli olduğunu geçmişte defalarca gördük. Parasını verdiğimiz silahları kullanırken bile satıcıları bizlere küstahça kullanamazsınız diyebildi.

Körfez savaşı öncesi gazete ve TV kanallarımız bol bol Saddam Irak’ının askeri gücünden dem vurmuştu da hepimiz içten içe Saddam’ın Sam Amcaya tokat atmasını beklemiştik.

Ne oldu? Sam Amca milyonları katledip Irak’ı terör çukuruna çevirdi.

O manşetlerini süsleyen teknoloji harikası savaş aletlerinin çoğu lastik ve cıvata gibi basit eksiklerden dolayı yerinden bile kımıldayamadı. Petlas’ı niçin kurduğumuzu bugün pek çoklarımız unuttu bile.

Unutulmamalı daha dün milyar dolarlar verdiğimiz Leopard tankları için Almanya bize parasıyla bile top mermisi vermedi.

Hem mermisi olmayan milyarlık tank ne işe yarar ki, saksı mı dikeceğiz?

Karar, 18.04.2018