.: Vahap Coşkun

Suçluların telaşı

1) Gazetelere yansıyan bir iddiaya göre Başbakan Davutoğlu, yolsuzluk ithamıyla haklarında Meclis Soruşturması açılan dört eski bakanla Soruşturma Komisyonu’nun kararını açıklamasından önce bir toplantı yaptı. Davutoğlu, eski bakanlara “Yüce Divan’a giderek aklanmak istediklerini kamuoyuna deklere etmeleri”ni önerdi. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27849340.asp) 2) Meclis Başkanı Çiçek, Habertürk’ten Balçiçek İlter ile yaptığı röportajda Yüce Divan’la ilgili soruları da yanıtladı. Çiçek’e göre konu Yüce Divan’a gittiğinde açık bir yargılama yapılacak ve kamuoyu bu meselede kimin yer aldığını, ne söylediğini ve ne yaptığını bilme hakkına sahip olacaktı. Mahkeme bir karar verecek, üzerinde fazla durulmayacak ve hayat devam edecekti. Ama eğer Yüce Divan’a gidilmezse bu konu sürekli tartışılacak ve tartışmalar sürüp gidecekti. (http://www.haberturk.com/gundem/haber/1023534-paralel-yapi-tehlikesinden-ilk-bahseden-kisiyim) 3) Haklarında Meclis Soruşturması açılan eski bakanlardan Erdoğan Bayraktar, Yüce Divan’da yargılanmaktan çekinmediğini açıkladı. Bayraktar, “Yüce Divan’a gitmekten korkmuyorum. Dosyam düştü, neye dayanarak gönderecekler? Gidersem hakkımdaki iddiaların hepsinin açıklamasını yaparım” dedi. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27849340.asp) ‘Ben olsam giderdim’ 4) AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, 17 Aralık’a ilişkin, eğer ortada bir yolsuzluk varsa sonuna kadar gideceklerini ama yolsuzluk bahanesi ile siyasi suikast yapılmasına müsaade etmeyeceklerini söyledi. Ünal’a göre, ne Cumhurbaşkanı ne de Başbakan komisyona herhangi bir telkinde bulunmuştu. Ünal, gazetecilerin ısrarlı soruları üzerine “Ben olsam Yüce Divan’a giderdim” dedi. (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/27849340.asp) 5) Başbakan Başdanışmanı Etyen Mahçupyan, 17-25 Aralık hakkında yazdığı birçok yazıda ve katıldığı televizyon programlarında, mealen, hiç kimsenin yolsuzluk yapılmadığını söyleyemeyeceğini ifade etti. Mahçupyan’a göre, toplumun genelinde olduğu gibi AKP tabanının önemli bir kesiminde de yolsuzluk yapıldığına dair bir kanaat vardı. Ancak AKP seçmeni, demokratik işleyişe müdahaleyi yolsuzluktan daha tehlikeli gördüğü için partisinin yanında durdu. Seçmenin bu davranışı, yolsuzluğun görülmediği veya hoş görüldüğü anlamına gelmediği gibi desteğin ilanihaye süreceği anlamına da gelmiyordu. Mahçupyan’ın bu analizi AKP içinde bazılarının tepkisini çekti. Mesela Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner, Mahçupyan’ı “işgal ettiği makama uygun konuşmamakla” suçladı. Mahçupyan ise buna, doğruların makama göre eğip bükülmeyeceğini belirterek cevap verdi ve Metiner’e de bu yeni duruma göre tedbirini alması tavsiyesinde bulundu. (http://www.aksam.com.tr/yazarlar/hafiza-tazeleme/haber-358728) ‘Dikkat çekici malvarlığı artışı’ 6) Meclis Soruşturma Komisyonu’nda 4 eski bakanın mal varlıklarıyla ilgili MASAK bilgilerine dayanılarak hazırlanan bilirkişi raporunda çarpıcı tespitlere yer verildi. Rapora göre; eski AB Bakanı Egemen Bağış ile eşi Beyhan Bağış’ın aldığı üç ev, “gelirleriyle orantılı” değildi. Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ve çocuklarının mal varlıkları “tasarruf ve birikimden” kaynaklanmamıştı. Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın, kardeşinin ve çocuklarının para hareketleri ise “gelirleriyle önemli ölçüde orantısız” idi. Raporda ayrıca, eski bakanların malvarlıklarındaki artışa dair “izahı gerektiren” birçok konunun olduğu kaydedildi. (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27810222.asp) ‘AKP içinde üç görüş’ 7) AKP kulislerini yakından takip eden Abdulkadir Selvi, soruşturma konusunda AKP içinde üç eğilimin olduğunu yazdı. a- “Başından beri 17-25 Aralık’ın darbe girişimi olduğunu, yolsuzluk iddialarının buna ambalaj kılındığını savunduk. Ayrıca yargı da 17 Aralık için takipsizlik kararı verdi. Eğer bakanları Yüce Divan’a gönderirsek, hem darbe iddiamızın altını boşaltmış, hem de yargının suçlu bulmadığı bir davada arkadaşlarımızı mağdur etmiş oluruz. Bu, hem siyaseten, hem de hukuken yanlıştır. Dolayısıyla bakanlar, Yüce Divan’a gönderilmemelidir.” b- “Dört bakanın açıklamaları bizi tatmin etmedi. İçinde yer aldıkları ilişkiler, normal bir trafiği yansıtmıyor. Yolsuzlukla mücadele, hareketimizin temel esaslarından biri. Kimse peşinen suçlanamaz, ama aklanamaz da. Eğer Meclis’teki çoğunluğumuza dayanarak bakanları aklarsak, bu siyaseten peşimizi bırakmaz. Yüce Divan’a sevk edelim, orada aklansın gelsinler.” c- “Seçimlere az kaldı. Dört bakanın Yüce Divan’da yargılanmaları seçim döneminde partiye zarar verir. Partiyi zafiyete uğratmamak adına bakanları Yüce Divan’a göndermeyelim ama eş zamanlı olarak yolsuzlukla mücadele adına bir şeffaflaşma paketi çıkaralım.” (http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/abdulkadirselvi/ak-partide-yuce-divana-uc-farkli-yaklasim-2006722) Kraldan daha çok kralcı Tablo bu. Özetlersem; Başbakan, Meclis Başkanı ve AKP Grup Başkanvekili, dört bakanın Yüce Divan’da yargılanmalarının hem kendileri hem de partileri için daha iyi olacağını düşünüyor. Başbakan Başdanışmanı, yolsuzluklarının hiç olmadığını söylemenin anlamsız olduğunu belirtiyor. Bilirkişi raporu, eski bakanların kamu kaynaklarına hükmettikleri dönemde malvarlıklarında meydana gelen artışı orantısız, dikkat çekici ve izaha muhtaç buluyor. AKP Meclis grubunda, dört bakanın mali ilişkilerine şüpheyle bakan ve savunmalarından ikna olmayan bir eğilim bulunuyor. Hal böyleyken hükümete yakın medyada, komisyonun kararını açıklamasına az bir zaman kala, eşine az rastlanır bir kampanya başlatıldı. Birçok gazete ve televizyonda, ağız birliği edilmişçesine, eski bakanların Yüce Divan’a sevk edilmelerini bir “kumpas”, “tuzak” olarak niteleyen bir söylem kullanılmaya başlandı. Manşetler buna göre atıldı, haberler buna göre işlendi, birçok köşe yazısı buna göre kaleme alındı. Bazı STK’lar tarafından bakanların Yüce Divan’a gönderilmemeleri için gazetelere tam sayfa ilanlar verildi. Yüce Divan’a sevkin, paralel yapının bir oyunu olduğu ve 17 Aralık’ta önlenen darbenin bu kez Yüce Divan aracılığıyla gerçekleştirilmek istendiği ilan edildi. Anayasa Mahkemesi’nin de bunun aracı olacağı söylendi. Bu nedenle ne yapılıp edilmeli, bakanların Yüce Divan’da yargılanmaları engellenmeliydi. Tuhaf bir durum. Bakın; iktidar partisinde bile kafalar net değil, duygular karışık. Parti ileri gelenlerinin ve milletvekillerinin bazıları, eski bakanlarının yargılanmaları gerektiği fikrinde. Onlar bile bahsi geçen bakanlara kefil olmuyor, onlar hakkındaki iddialara belli bir mesafede yaklaşıyorlar. Oysa hükümete yakın medya ve STK’lar, durumdan bir vazife çıkarıyorlar ve kendilerini bakanların önüne siper ediyorlar. Kraldan çok kralcılık, bu olsa gerek. ‘Darbenin yeni perdesi’ Bu medyanın, bakanların AYM’de yargılanmalarını engellemek için öne sürdükleri argümanların hiçbir inandırıcılığı yok. Bir kere, bakanları Yüce Divan’a göndermeyi darbe sürecinin bir devamı veya yeni bir perdesi olarak göstermek, gerçeğe oturmuyor. Erdoğan, 17-25 Aralık’ın sivil siyaseti devre dışı bırakma gayesini halka anlattı, halkın desteğini aldı ve arka arkaya iki seçimi de kazandı. Dolayısıyla buradan artık bir darbe çıkmaz. Buna karşın darbe söylemini abartmak ve sürekli canlı tutmak tehlikeli. Zira bu, ciddi ve vahim yolsuzluk iddialarının üzerine örtmek, onların gündemden düşmesini sağlamak gibi bir işlev görebilir. Bu bağlamda bir hususa değinilmeli: Hükümete yakın medya, merkez medyanın sürekli ve ısrarlı şekilde 17 ve 25 Aralık’ın yolsuzluk boyutunu öne çıkardığını ama darbe boyutunu görmezden geldiğini belirtiyor. Ve haklı olarak da bundan yakınıyor. Fakat aynı bilinçli körlük kendilerinde de var. Onlar da darbenin bütün ayrıntılarını okurlarına aktarırken, nedense aynı hassasiyeti yolsuzluktan esirgiyor ve bu mevzuya girmekten imtina ediyor. Abesle iştigal “AYM’ye güvenilemeyeceğinden bakanlar Yüce Divan’a gönderilmemeli” iddiası da zayıf ve en azından iki açıdan sakat: İlki, Başkanının son dönemlerdeki –bence de- bazı talihsiz beyanları, AYM’yi AKP’ye karşı kurulan tuzağın bir parçası yapmaz. AYM, sadece başkandan müteşekkil değil, 17 üyesi var. Bunlardan 13 tanesi de AKP döneminde göreve başladı. 10 üye Gül, 1üye Erdoğan ve 2 üye de Meclis tarafından seçildi. Çok şikâyetçi olunan Kılıç’ın görev süresinin dolmasına da az bir vakit kaldı. Kılıç’ın yerine Erdoğan AYM’ye bir üye seçecek. Kompozisyonu bu olan bir mahkemenin, suçlu olmadıkları halde sırf AKP’yi zorda bırakmak adına dört bakanı suçlu bulup cezalandıracağını düşünmek abesle iştigal. İkincisi, yolsuzluk iddiaları hakkında tek bir kelime etmeden sadece AYM’ye güvensizlikten bahisle bir savunma hattı oluşturmanın kendisi zaten birçok şeyi açıklar nitelikte. “Bakanlar yolsuzluğa bulaşmamışlardır” tezine değil de “AYM’ye itibar edilemez” tezine dayandırılan bir savunmanın kendisi, insanlara yolsuzluk iddialarının bir palavra olmadığını düşündürtür. Yolsuzlukların ortaya dökülmesinden endişe duyulduğunu ve bunun üzerini kapatmak için suçluların telaşıyla hareket edildiğini akla getirir. Meclis Komisyonu, eski bakanların Yüce Divan’a sevk edilmemesine karar verdi. Umarım bu karar Meclis Genel Kurulu’nda düzeltilir, bakanlara Yüce Divan yolu açılır. Aksi takdirde AKP’nin yolsuzluk karşıtı söyleminin inandırıcılığı kalmaz. Haklarında ciddi ithamlar bulunan bakanlarını Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak Yüce Divan’a göndermeyen bir AKP, yolsuzlukla mücadeleden bahsettiğinde, insanların yüzünde müstehzi bir ifadeden başkasını göremez.

Serbestiyet, 07.01.2015