.: Ebu Laklak Efendi

Sual: Devlet niçin laik olmak zorundadır?

Muhtelif İlimler Köşesi

Şagili: Ebu Laklak Efendi

 

Sual: Devlet niçin laik olmak zorundadır?

Muhterem karilerim. Bugünkü dersimiz memleketin kanayan yarasına merhem olmak içindir ve ziyadesiyle mühimdir. Geçen asır boyunca memleketin başına dert olan mürteci cereyanlar halen zayıf da olsa mevcudiyetini sürdürmekte. Ancak biz bunu halledeceğiz. Malumunuz Mahmut Esat Bozkurt 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun hazırlayıcılarından, evvela İktisat Vekili, 3. hükümette Adliye Vekili, 1925’te açılan Ankara Hukuk Mektebi’nin banisi, Ankara Hukuk Mektebi ile Siyasal Bilgiler Mektebi’nin anayasa ve devletler umumi profesörüdür.

İşte biz bu sualin cevabını Mahmut Esat Bozkurt’un bir eserinde bulduk. Mahmut Esat Bey, bir eserinde (Atatürk İhtilâli, Kaynak Yayınları 1995)  bu suali şöyle cevaplandırır.

 

“Biliriz ki, dinler o dine girenlere bazı ödevler yükler. Örneğin İslam dininin şartı beştir. 1)Kelime-i şehadet getirmek 2)Namaz kılmak 3)Hacca gitmek 4)Oruç tutmak 5)Zekât vermek.

Devlet ise tüzel kişiliktir (hükmü şahsiyet). Bu ödevleri yerine getiremez.

Nasıl anlatayım?

“Bir devlet düşünülebilir mi ki hacca gitsin de hacı devlet efendi olarak dönsün? Yine bir devlet tasavvuru mümkün müdür ki abdest alarak beş vakit namaz kılsın? Ramazanlarda oruç tutsun? (s.257)

Ve devlete din izafe etmenin ne kadar gülünç olduğunu böylece sebepleri ile gösterdik diye bitirir. (s.257-258)

Muhterem karilerim. İşte maalesef bu ayan beyan hakikat ahali tarafından hakkıyla anlaşılamamış ve memleketimiz yıllar yılı laikliğe muhalif yersiz mesnedsiz cereyanlarla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu cereyanların şiddeti azalmış olmakla birlikte bugün dahi bazı bedbaht kimseler hâlâ laiklik ile niza halindedir. Ancak yukarda zikrettiğimiz barika-i hakikat onların da gözünü alacak ve bu cereyanlar hiç değilse hız kesecektir, şüpheniz olmasın.

Şimdi diyeceksiniz ki ya Ebu Laklak, biz burada senin fikrini görmedik, senin bu suale cevabın nedir. Evvela ismimin Hacı Ebu Laklak Efendi olmadığına dikkatinizi celbederim. Saniyen, bu cevaptan sonra susmak bir acziyet beyanıdır; acziyetini beyan da bir fazilettir.

Misal yine aynı eserde bazı mülâhazalar daha vardır ki o da ziyadesiyle takdire şayandır. Bunu da aktardıktan sonra irticai cereyanların beli bir daha doğrulmayacaktır, hiç şüpheniz olmasın. Mahmut Esat Bey şöyle sorar ve dahi cevablandırır:

“Eskilik ve yenilik nedir? Eskiliği ve yeniliği ayırt eden ölçü nedir?

Bunu biraz da estetiğin yardımıyla halledeceğiz.

Yenilik eskiliğe nispetle güzeldir. Ve eskilik yeniliğe nispetle çirkindir. Yenilik iyilik, eskilik ise kötülüktür.

Güzel çirkin, iyi ve kötü nedir?

Nasıl anlatayım?

Muma nispetle gaz lambası, gaz lambasına nispetle havagazı, havagazına nispetle elektrik .. birer güzellik ve iyiliktir”.

Malumunuz, epistemoloji ve estetik felsefenin iki kıymetli disiplinidir Muhterem karilerim. İşte her ikisinin de dibi budur. Hâlâ bitpazarında eşelenen bir kısım mürteciler bu ayan beyan hakikatin karşısında diz çökeceklerdir, emin olun. İlmin hali başka. Daha nasıl anlatayım? Bize düşen keşfettiğimiz hakikatlerin ivedilikle intikalidir. Siz münevver karilerim ise zaten bu hakikatleri seziyordunuz.

 

Baki selam.

ebulaklak@hotmail.com