.: Ebu Laklak Efendi

Sual: Abi niye öyle oluyor?

Muhtelif  İlimler Köşesi

Şagili: Ebu Laklak  Efendi

 

Sual: Abi niye öyle oluyor?

Muhterem karilerim. Şagili olduğum (fuzuli değil ama)  işbu köşeden sizlere zaman zaman seslenip, ilmimden müstefid olmanız için gayret sarfedeceğim. Her bir dersimiz bir suale cevaptır. Bugünkü dersimiz de baştaki sualin cevabıdır. Evvela belirteyim ki sualleri iki ucu pis değneklisinden seçerim. Ayrıca bir hususu  tasrih etmekte de faide var. Malumunuz metafor bir nevi üfürmedir. Okuduktan sonra üflemek de adettendir; ayrıca serinletir. İmdi gelelim suale. 

Vaktiyle bir gece yarısı şehr-i Diyarbekir’de evime giderken bir serhoş “Abe dur” diyerek yolumu kesti. Durdum; şöyle bir baktı bana ve yekten dedi ki “Abe niye eyle oli?” (tercümesi başlıkta).  Bu derin sual karşısında bir an şaşırdım lakin kendimi topladım. “Sen niye güzel canını sıkıyorsun muhterem kardeşim. Herşeyi sen mi halledeceksin. Boşver, bırak o da öyle olsun. Üzme kendini” dedim. Serhoş kardeşimiz şöyle bir geriye doğru verdi bedenini, baktı baktı ve “Abe çok sağol, içimi rahatlattın” dedi ve yürüdü gitti. Öyle olan şey neydi bilmiyorum ama o rahatlayıp gitti. O gitti ama benim aklım takıldı suale. Gece vakti ortaya atıp gittiği sual hem zihni hem mabadı zorlayan cinsten.

Muhterem karilerim, gördüm ki bu sual zevahir ve bünye meselesine taalluk etmekte. Zevahir mevzusu için Baudrillard, bünye mevzusu için Foucault, bünyeyi bozmak  için  Derrida namlı mütefekkirlere  müracaat faidelidir derler lakin size de bana da zul gelir şimdi bu. Ama bilesiniz ki  bu mevzunun altı çamurdur; destursuz atlamamak lazımdır.

Evvela, zevahir hususunda güzel bir misal nakledilir. Elin oğlunun gözünde bombe vardır ama kalkıp “biraz göbek mi yapmışsınız ne” diye size çamur atar ya, zevahir mevzusu öyle birşey işte. Manası gören ve görülen arasında tezahür eder. Gözüne perde inmişlere ise çare yoktur.

Saniyen, bünyeye gelecek olursak,  malumunuz, bünye de her nahoş durumu izah etmek için müracaat ettiğimiz günah keçisidir. Misal, yine “göbek salmışsın” dendiğinde, “bünyem böyle, su içsem yarıyor” deriz. 

Bünyeyi ve ehemmiyetini size nasıl anlatayım. Düşünün ki, nice başlar kıçtaki peklik karşısında naçar kalmıştır; ızdırab ile ıkınan bilir. İşte en kıymetli fikirlerin de bu bünyevi sıkıntılar  anında neşet ettiği rivayet edilir.

Nitekim fikir ile maddenin aynı tezgahta dokunduğunu söylemiş idi Marx namlı büyük mütefekkir. Biz de bu ikisinin aynı kenefte  husule geldiğini keşfettik. Bünyeyi böyle anlamak lazımdır. (Bilumum idealist, materyalist, yapısalcı, post-yapısalcı feylesofların gemikleri sızlasın)

Muhterem karilerim. Sufinin şu vecizesi mevzuyu pek güzel hülasa eder: Herşeyi ben yaptım diyorsanız bu doğrudur; hiçbir şey benim elimde değildi diyorsanız, bu da doğrudur. Diyeceksiniz ki sufi bununla ne demek istedi. Sufi çok şey diyor muhterem karilerim. Maksadım tefekküre sevketmektir, aklım ve mabadım yettikçe. Lakin ya Ebu Laklak, biz ne seni ne de Sufiyi anladık der iseniz bilahare bu mevzuyu daha tafsilatlı mütalaa ederiz.

Bilvesile kabız kardeşlerime sabır, kenef kapısında onları bekleyen ishalli kardeşlerime metanet temenni ederim. Suali tevcih eden muhterem kardeşime de buradan şükranlarımı arz ederim.

Arzu ederseniz sizler de aklınıza takılan sualleri tevcih edebilirsiniz.

 

Baki selam

 

ebulaklak@hotmail.com