.: Haldun Barış

Sosyal Medya Yasası Üzerine Düşünceler

Kamuoyunda “Sosyal Medya Yasası” olarak tanınan 7253 sayılı yasa (İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun) etkilerini göstermeye başladı. Hatırlanacağı üzere bu yasanın çıkarılması aşamasında kamuoyunda çok ciddi tartışmalar yaşanmıştı. Bu tartışmalar daha ziyade ifade özgürlüğüne yönelik endişelerden kaynaklanıyordu. Yasada sansür denebilecek herhangi bir madde bulunmamasına rağmen Türk makamlarıyla işbirliği zorunluluğunun getirilmesi bu endişelerin ana sebeplerinden birisiydi. Bunun sağlanabilmesi için de (ki bana göre bu yasanın getirdiği en büyük yenilik bu zorunluluktur) Türkiye’de kullanılan pek çok sosyal ağ sağlayıcıya (1 milyon kullanıcı şartı ile) ülkemizde temsilcilik bulundurma zorunluluğu getirmesiydi. Facebook, VK, Telegram gibi şirketlerin ardından yakın zamanda LinkedIn de temsilcilik açmaya karar verdi. Bunda hiç şüphesiz kanunun getirdiği yaptırımlardan “reklam verme yasağı” yaptırımına geçilmiş olmasının payı büyük. Bundan sonraki aşamada ise “bant daraltma” yaptırımı uygulanacak. Yani aslında o sosyal ağ sağlayıcının sitelerine giriş yavaşlatılmış olacak.

Daha evvel bu mecrada sosyal medya düzenlemelerine ilişkin yazılar yazmıştım. O yazılarda aslında sosyal mecralara yönelik tartışmaların neredeyse tüm dünyada sürdüğüne değinmiş ve bu tartışmalardaki belli başlı görüşleri aktarmıştım. Ülkemizde henüz bu boyutta tartışmalar yaşanmasa da (bu durumun temel sebebi bana göre halen sosyal medyanın hayatımıza etkisinin ne denli büyük olduğunun farkına varamayışımızdır) bu konu özellikle WhatsApp’ın son güncelleme girişiminden sonra daha çok konuşulur hale geldi. Birkaç ay sonra -eğer Twitter yasanın gereklerini yerine getirmemiş olursa- ülkemizde oldukça fazla kullanılan Twitter’a yönelik bant daraltma yaptırımı geldiğinde muhtemelen bu konular yeniden konuşulacak ve tartışılmaya başlanacaktır. Ve yine çok muhtemel bu tartışmalar, VPN, Proxy, Tor Browser gibi sistemler kullanılarak bant daraltma yaptırımına rağmen yine çoğunlukla Twitter üzerinden sürdürülecektir. Yani aslında kullanmak isteyen için bant daraltma yaptırımının çok da etkisi olmayacaktır. Ancak şirketler açısından bu durum elbette böyle değildir.  Çünkü Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirketin reklam alamaması veya Türkiye’den herhangi bir ödeme alamaması durumu şirketler için can sıkıcı olacaktır. Yine de kullanıcılarına verdiği gizlilik ve anonimlik güvencesini bozmamak adına örneğin Twitter temsilci atamamakta ve belli başlı suç şüpheleri dışında bilgi de paylaşmamaktadır. Bu durumun avantajları olduğu gibi dezavantajlarının da olduğunu ifade etmek gerekir. Bu dediğimin daha iyi anlaşılabilmesi için sizlere yakın zamanlarda yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum:

Bir gazetenin yaptığı haberin ardından sosyal medyada oldukça çirkin iftiralara ve hakaretlere maruz kalan bir müvekkilimiz bu durumla hukuki açıdan ilgilenmemizi istedi. Bilişim hukukuna olan ilgimi bilen üstadım dosya ile benim ilgilenmemi söyledi. Twitter üzerinden atılan gönderileri inceledim ve şikayet dilekçemizi hazırladım. Kullanıcıların çoğunun kullanıcı adı ve profili gerçek kimliklerinin anlaşılamayacağı şekilde anonimdi. Belli bir süre sonra savcılıktan soruşturmaya ilişkin karar geldi ve karar ilginç bir şekilde kovuşturmaya yer olmadığı şeklindeydi. Savcılığın takipsizlik kararının gerekçesi ise “ABD’de bulunan ilgili şirketin işbirliği yapmayışı ve ABD’nin bu tip suçlara yönelik istinabe taleplerini yanıtsız bırakması” şeklindeydi. Bu karar usul ve esas yönünden pek çok hukuki hata içermektedir. Ve ayrıca Yargıtay’ın da bu tip gerekçelerle verilen kararları bozduğu pek çok kararı bulunmaktadır. Bu noktayı konuyu fazla dağıtmamak adına açmayacağım. Ancak bu olayın konumuza bakan bazı yönlerine değinmek istiyorum:

İlk olarak savcılığın takipsizlik kararı pek çok yönden yanlış olsa da ABD’nin bu tip istinabe taleplerinin pek çoğunu yanıtsız bıraktığı ve Twitter gibi bir kısım şirketlerin bu tip soruşturmalarda işbirliği yapmadığı aslında bir gerçek. İşte bu sorun ancak bu şirketlerin Türkiye’de temsilcilik bulundurması ile nispeten aşılabilirdi. “Sosyal Medya Yasası” da bu sorunun çözümünü hedefledi.

İkinci olarak ise olayın anonimliğinin boyutlarıyla ilgili olan yönü. Kullanıcı adı ve profil bilgileri anonim olan bir hesabın kimliğinin tespiti için ağ sağlayıcısının kullanıcıya ait IP numarasını vererek işbirliği yapması ve adli makamlara yardımcı olması gerekiyor. Yine de VPN, Proxy vb. sistemler kullanan bir kullanıcının kimliğini tespit edebilmek yalnızca sosyal ağ sağlayıcı şirketin işbirliğine bağlı değil. Aynı zamanda bu sistemi sağlayan şirketin de işbirliği lazım. Öte yandan bir başka gereklilik ise bu sistemleri sağlayan şirketin kayıtlarını yok etmiyor olması. Hemen eklemeliyim ki pek çok şirket gizlilik garantisi adına bu kayıtları yok ediyor. Bunlara ilaveten bazı sistemlerde ise (sistemin yapısı gereği) kimlik tespiti neredeyse imkansız.

Anlattığım olayın “Sosyal Medya Yasası’yla” ilgili olarak öne çıkardığım iki yönünün bizlere anlattığı bazı hususlar var:

İlk olarak, ifade hürriyeti ile ilgili endişeleri taşıyor olsam da bu yasanın aslında ciddi bir ihtiyaca yönelik olarak hazırlandığı… İkinci ise bu yasanın veya çıkarılabilecek pek çok yasanın bilişim dünyasında pek de etkili olamayabileceği… Üçüncü olarak ise bilişim dünyasında şirketlerin etkinliğinin ne kadar yüksek ve belirgin olduğu/olacağı hususudur.

Bu noktada özellikle üçüncü hususa dikkat çekmek istiyorum. Çünkü bu şirketler, aynı zamanda kullanıcılarının haklarını da korudukları iddiasındalar. İçeriklere yönelik geri bildirimleri inceleyerek bu içerikleri kaldırabiliyorlar, profilleri askıya alabiliyorlar. Bunu ABD Başkanı’na veya İran Cumhurbaşkanı’na da yapabiliyorlar. Bazen bazı haberleri öne çıkarıp bazılarını sadece belli kitlelere ulaştırabiliyor, bazılarını geride bırakıyor, bazılarına ise izin vermeyebiliyorlar. Bu açıdan bilişim dünyasında şirketlerin etkinliği tartışmaya değer konulardan birisi olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle de ifade hürriyeti ve demokrasi yönünden.

Öte yandan belirtmek gerekir ki bilişim dünyası yani geleceğimizin dünyası bugünün sistemleriyle rahatlıkla kontrol edebileceğimiz, klasik mantık ile hazırladığımız yasalarla düzeni sağlayabileceğimiz ve bunu basitçe izah edebileceğimiz bir dünya değil. Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki bu karmaşık dünya üzerine muhtemelen yakın zamanda daha fazla konuşacağız ve bu dünya daha çok gündemimizde olacak.

Haldın BARIŞ

Stj. Avukat

Sosyal Medya Yasası ile İlgili İnfografikler