.: Hür Fikirler

Sosyal Medya: Yalan Kadar Gerçek – Hamit Emrah Beriş


Yirminci yüzyıl insanlığa kendisinden önceki tüm modelleri aşan bir iletişim teknolojisini, İnternet’i armağan etti. Söz konusu teknolojinin yayılması ise kısa süre içinde hayatımıza yeni bir fenomeni soktu: Sosyal medya. Öyle ki yalnızca sıradan insanlar değil, siyasetçilerden sanatçılara pek çok kişi, farklı sosyal paylaşım platformlarında kendi hesaplarını oluşturarak kullanıcılara en kısa şekilde ulaşabildi. Sosyal medyanın en belirgin özelliği kullanıcılar arasında etkileşim kurulmasını sağlaması. Böylece her kesimden insan, hem normal koşullar altında ulaşamayacakları ünlülere hem de diğer kullanıcılara kendi mesajlarını iletebildiler. Bu durum, insanların kendi ülkeleri kadar dünyanın farklı yerlerinde yaşanan sorunlara yönelik de kısa süre içinde bilgilenmesini sağladı. Üstelik vatandaş haberciliği aracılığıyla herkesin kendi etrafındaki olayları başkalarına aktarması bilginin dolaysız ve hızlı şekilde yayılması sonucunu doğurdu.Bir sonraki algı dahi planlı

İnternet, elbette insanların bilgiye ulaşmalarını kolaylaştırdı, ama kısa süre içinde bu durumun birtakım yan etkileri de ortaya çıktı. Öncelikle kullanıcıların paylaştıkları verilerin hiçbir editoryal süzgeçten geçirilmemesi doğrulanmalarını engelledi. Çok sayıda yanlış ve yanıltıcı bilginin bu mecrada kısa bir süre içinde yayılabileceği ve kullanıcıların bunların gerçek olduğuna inanabileceği görüldü. Hatta bir sonraki kamuoyu algısını oluşturan bilginin doğruluğunun öneminin bulunmadığı, asıl önem taşıyanın insanların kanaatlerinin şekillendirilmesi olduğunu anlatan post-truth (hakikat sonrası) kavramı ortaya çıktı. 2016’da Oxford Sözlüğü tarafından yılın kelimesi seçilen post-truth, hakikatin tanımlanmasında nesnel bilgilerin değil insanların duygularının ve kanaatlerinin etkili olmasını anlatıyor. Sosyal medya paylaşımları da aslında böyle bir zeminden hareket ediyor.

Sosyal paylaşım platformlarının ve İnternet içerik üreticilerinin ilk hedefi, çok sayıda insana ulaşmak. İkinci hedef ise kullanıcıların mümkün olan en uzun süre sitelerinde kalması. Bu açıdan, daha fazla reklam almak amacıyla, öncelikle kullanıcıyı siteye çekmek ardından da burada tutmak için gerçekle ilgisi olup olmamasına bakılmadan ilginç ve dikkat çekici içerikler üretiliyor. İçerik, yine aynı mecranın mantığı doğrultusunda çarpıcı spot ifadeler aracılığıyla sunuluyor. Üretilen içeriklerin etkileşim düzeyi arttıkça daha fazla kullanıcının dikkatini çekme, yani reklam kazancını artırma imkânı doğuyor. Ticarî amaçlarla başlayan bu yöntemin bazı siyasetçiler tarafından kendi kitlelerine ulaşmak doğrultusunda kullanılması giderek yaygınlaşan bir durum. İşin ilginç yanı, etkileşimi artırmayı esas alan bu yaklaşımın sıradan kullanıcılar tarafından da taklit edildiği görülüyor. İnsanların özellikle kendi ideolojik eğilimleri doğrultusunda bazı yalan haberleri yaydıkları dikkat çekiyor. Böylece gerçekle hiçbir ilgisi olmayan bazı haberler, hiçbir şekilde sorgulanma ihtiyacı hissedilmeden kısa sürede geniş kitleler tarafından paylaşılıyor. Daha sonra bunların gerçek olmadığı anlaşılsa bile ilk anda ortaya çıkan etkinin önüne geçmek mümkün değil. Çok sayıda kullanıcı aynı yola başvurunca yalanla gerçek arasındaki çizgiyi belirlemek imkânsız hâle geliyor. Post-truth kavramının burada tam anlamıyla yerine oturduğu söylenebilir. Zira amacın doğruyu bulmaktan çok siyasî hasmını mağlup etmek olduğu bir anlayışta gerçeğin ne olduğu önemsiz bir mesele hâline geliyor.

Kutuplaşmayı artırıyor

Sosyal medyanın toplum üzerindeki bir diğer olumsuz etkisi kutuplaşmayı artırması. Tüm sosyal paylaşım platformları, kullanıcının kendi sitelerinde daha çok kalmasını sağlamak için birtakım algoritmalar kullanıyor. Kullanıcının geçmişte ziyaret ettiği sayfalar, beğenileri ve takip ettiği hesaplardan hareketle ilgi alanları tespit ediliyor. Bu şekilde, kullanıcı platforma girdiğinde dikkatini çekecek gönderilerin karşısına çıkması sağlanıyor. Aynı bilgiler, ticarî amaçlarla reklam verenlere de satılıyor. Buradan da anlaşıldığı gibi algoritmaların asıl kullanım amacı ticarî.

Filtre balonu

Filtre balonu adı verilen bu sistem, kullanıcının yalnızca kendi ilgisini çekecek gönderiler ve haberlerle karşılaşmasını sağlıyor. Ancak sosyal medyada siyasî içeriklerin artmasıyla birlikte algoritmaların kullanıcıları başka bir yöne doğru sürüklediği görüldü. Günümüzde Twitter ve Facebook başta olmak üzere pek çok mikroblog ve sosyal paylaşım platformunda kullanıcıların karşısına kendi siyasî eğilimleri doğrultusunda gönderiler çıkıyor. Örneğin göçmen karşıtı bir gönderiyi beğenen kullanıcı, aynı türden başka paylaşımlarla karşılaşıyor. Yine algoritmalar kullanıcıya kendisi gibi düşünen başka hesapları takip etmesini öneriyor.

‘Herkes böyle düşünüyor’

Kutuplaşma sorununun tam da bu noktada başladığını söylemek mümkün. Kişi, sosyal medyada sürekli kendisi gibi düşünen hesaplarla karşılaştığında yaklaşımının koşulsuz doğru olduğunu düşünmeye başlıyor. Farklı ya da alternatif bakış açıları neredeyse karşısına hiç çıkmadığı için kullanıcı, sanki toplumun çoğunluğunun kendisiyle aynı düşündüğü izlenimine kapılıyor. Böylece kişinin içine hapsolduğu yankı odalarının insanları bir kısırdöngüye soktuğu söylenebilir. Farklı düşünen insanlar da benzer şekilde yalnızca kendi yankı odalarının sesini duydukları için toplumsal kesimler arasındaki mesafe giderek açılıyor. Genel olarak toplumlar, pek çok tartışmalı sorunda ortada bir yerlerde hizalanırken sosyal medya, toplumu iki ayrı kutba doğru itme potansiyeline sahip. Toplum içindeki çoğulculuğun ortadan kalkmasına yol açan bu süreç, herkesin yalnızca kendisini gibi düşünen, yaşayan ve inanan insanları kabullenmesini, farklılıklara tahammül edememesini beraberinde getiriyor.

Sosyal medyanın kendine özgü dili de kutuplaşmanın güçlenmesinde oldukça etkili. Doğal olarak sosyal medya, kısa ve çarpıcı mesajlar verme üzerine bir dil kullanıyor. Mizah ve ironi de bu dilin önemli ögeleri arasında yer alıyor. Ancak özellikle siyasî tartışmalar söz konusu olduğunda mizah ve ironinin yerlerini küçümsemeye ve alaycılığa bıraktığı görülüyor. Yine gerçekliği doğrulanmamış veya çarpıtılmış bilgilerin, provokatif bir dille aktarılması taraflar arasındaki gerilimi artırıyor. Dolayısıyla bu sürecin farklı görüşten insanlar arasında makul bir tartışma zeminini ortadan kaldırdığı açık. Nitekim sosyal medyada kullanıcıların birbirlerine yönelik olarak yüz yüzeyken söyleyemeyecekleri kırıcı, incitici ve hatta hakaret içeren ifadeleri rahatlıkla kullanabildikleri görülüyor. Siyasî nezaketsizlik (political incivility) denilen bu durum, kutuplaşma sürecini güçlendiren bir yön taşıyor. Kaldı ki bu mecralarda gerçek kimliğini kullanmama, yani anonim kalma şansı, nezaketsizliğin dozunun iyice artmasına neden olabiliyor.

Diğer taraftan, siyasal kutuplaşmanın yalnızca algoritmalar nedeniyle kendiliğinden ortaya çıkan bir süreç olmadığı da söylenebilir. Sosyal medya kuruluşları, ellerindeki teknik özellikleri kullanarak siyasî açıdan belirli mesajların daha görünür olmasını sağlama imkânına sahip. Üstelik bunu açıkça kullanmaktan da çekinmiyorlar. Bu durumun en belirgin örneği, Twitter’ın ABD Başkanlık Seçimi sürecinde Donald Trump’ın hesabını bir süre askıya alması. Yine Twitter, daha önce alışık olunmayan şekilde, Trump’ın hesabını açtığı zaman da paylaşımlarının altına tweet’de ifade edilen görüşlerin doğru olmayabileceği yönünde uyarı koydu. Buradan da anlaşıldığı gibi sosyal medya şirketleri aslında ellerindeki gücü, istedikleri zaman manipülasyon amacıyla kullanabilirler. Algoritmaların belirli görüş, haber ya da kişileri öne çıkaracak şekilde hazırlanması ve kullanıcılara bunun gayet doğal bir süreç gibi sunulması gayet mümkün. Nitekim ABD’nin 2016 Başkanlık Seçimleri sonrasında patlayan Cambridge Analytica skandalı bu durumun gayet kolay olduğunu gösterdi.

Skandallardan sonra…

Sosyal paylaşım platformlarının kullanıcılarına ilişkin çeşitli bilgileri reklam veren ticari şirketlere aktardıkları biliniyor. Aslında platforma kayıt sırasında kullanıcılar onayladıkları bir sözleşmeyle onlara bu hakkı veriyor. Sosyal medya kuruluşları da doğru hedeflere ulaşmaları için bu bilgileri reklam verenlere aktarıyor. ABD Seçimleri sonrasında Cambridge Analytica isimli bir şirketin Facebook’tan aldığı verileri, Trump’ın seçim kampanyasında kullandığı ortaya çıktı. Buna göre, şirket, algoritmalarla kullanıcıların siyasî eğilimlerini açığa çıkarmış ve onlara doğrudan hoşlanacakları türden mesajlar göndermişti. Örneğin göçmen karşıtı bir kullanıcı Trump’ın bu konuda kendisiyle hemfikir olduğunu görmüş, vergilerin fazlalığından yakınıyorsa Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’ın vergilerin artırılması yönündeki bir açıklamasıyla karşılaşmıştı. Dolayısıyla kullanıcıların algıları doğrudan etkilenmeye çalışılmıştı. Skandalın patlak vermesinden sonra aynı yöntemin İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasına neden olan Brexit sürecinde ve bazı ülkelerde seçim kampanyalarında da kullanıldığı anlaşıldı. Yapılan soruşturmalar, Facebook açısından bundan sonra daha dikkatli olunacağının açıklanması dışında bir sonuç doğurmadı.

Koşulsuz kabul

Sosyal medya artık hayatımızın bir gerçeği. Açıkça görülüyor ki İnternet ve sosyal medya önümüzdeki dönemlerde toplumlar üzerindeki etkisini artırmaya devam edecek. Nitekim Z Kuşağı’nın İnternetle ilişkisi öncesindeki tüm yaş gruplarından çok daha fazla ve çok daha yoğun. Üstelik sosyal medya ile kurulan dolaysız ve yakın bağ, genç kuşakların bu mecralarda üretilen bilgiyi koşulsuz olarak kabullenmesi gibi bir risk barındırıyor. Buradan hareketle, sosyal paylaşım platformlarının siyaseti ve toplumu yönlendirme gücünün gelecekte şimdikine göre çok daha fazla olacağı rahatlıkla öngörülebilir. Kuşkusuz İnternet teknolojisi ve sosyal medya, hepimize eskisine göre çok daha fazla özgürlük ve demokrasi vaat ediyor. Bundan vazgeçmek için hiçbir mantıklı neden yok. Ancak akıldan çıkarılmaması gereken nokta, söz konusu platformların kendiliğinden işlemediği. Bu alanı kontrol eden yapıların toplumları yönlendirme gücü, özgürlük ütopyasını korkulu bir distopyaya dönüştürebilir. Dolayısıyla demokratik toplum yapısının korunması için, bu mecranın doğasında bulunan özgürlük anlayışını da gözeterek sosyal medya alanında belirli düzenlemeler yapılması önem taşıyor.

Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş / Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi

Star – Açık Görüş, 17.09.2021

https://www.star.com.tr/acik-gorus/sosyal-medya-yalan-kadar-gercek-haber-1653358/