.: Mahmut Özdemirkol

Sorunun Ne Olduğu Değil; Çözümün Ne Olduğu Önemlidir – 2

Sorunun Ne Olduğu Değil; Çözümün Ne Olduğu Önemlidir – 1

“Sorun ne olursa olsun Kürt güçlerine düşen tek şey var: Çözümü diyalogda aramak! Sorunun ne olduğu önemli değil, çözümün ne olduğu önemlidir.” Cümlesinin geçtiği bir konuşma yapmıştı, 10 Kasım 2020 tarihli meclis grup toplantısında HDP Genel Başkanı Mithat Sancar. Sorundan ziyade çözümün ne olduğunun vurgulandığı bu konuşmayı önemli kılan şey konuşmasında “Kürt güçleri” olarak ifade ettiği öznenin bir tarafında aslında KCK (PKK) olması idi. HDP sosyal medya hesabında (inanılması güç değil elbette) kendi başkanının tek çözüm olarak ifade ettiği diyalog ve müzakere vurgusundan “tek çözüm” ibaresini kaldırarak paylaşmış olsa da yine de bu tespit önemlidir. Çünkü PKK’nın başvurduğu şiddet her aklı başında insanın gördüğü gibi “Kürt siyaseti”nin önünü tıkamakta, alanını daraltmakta ve nihayetinde çözümün değil; sorunun bir parçası olmaktadır. Yani Kürtlerin bir “gıdım” ilerlememesini isteyen birisinin yapacağı ne varsa KCK bunu layıkıyla yapmayı başarmaktadır. Bu durumda özellikle Kürt siyasetçilerinin bunu görüp PKK’nın şiddeti her fırsatta “başka yol yok” ya da “şiddetsiz varlık olmaz” ile ifade ettiği yani şiddeti varoluşsal bir değer olarak görme politikasını eleştirmesi gerekiyor. HDP ise böyle bir tutumdan kaçınmakta ve KCK ile organik ilişkileri olduğu görünümünden de kurtulamamaktadır. “Görünüm” kelimesinin kimisine göre gerçekçi olmadığının farkındayım; zira HDP’nın KCK sisteminin bir parçası olduğu görüşüne ben de katılıyorum. Bu görüşe göre bu ilişki bir görünüm olmayıp gerçekliğin kendisidir.

Sancar Hoca’nın grup konuşmasında ifade ettiği tek çözümün diyalog ve müzakere olduğu tespitini sadece KCK’nin Barzani güçlerine saldırması konusunda değil; aynı zamanda KCK’nin özellikle Türkiye’de de tek çözüm olarak gördüğü şiddeti eleştirmesi ve benzer bir çağrı yapması gerekiyor.[1]

Sancar’ın aynı konuşmasında grupta alkışlanan şu cümlesi de vardı: “Kürt halkına, yazarlara, sanatçılara, alimlere, rûsipîlere çağrı yapıyoruz; Kürtler arası her türlü sorunun tek çözüm yolunun diyalog ve müzakere olduğunu sizler de haykırın, daha yüksek sesle bütün siyasi güçlere söyleyin. HDP bu konuda üzerine düşen görevi yapmaya hazırdır.

Bu cümle tek başına değerlendirildiğinde anlamlı görülmekte ve tebriği hak etmektedir. Ancak HDP’nin pratiğiyle değerlendirildiğinde içi boşalıyor. Bunun sebebi kendi tutum ve yaklaşımlarıdır. HDP söz konusu KCK politikalarına eleştiri olduğunda üzerlerinde tek bir sorumluluk görmekteler: KCK’yi savunmak. Bu nedenle bu cümlenin bir samimiyeti kalmıyor ve içi boşalmış oluyor.

HDP’nin üstüne düşen sorumluluğu yapması için Kürt halkı, yazarlar, sanatçılar, alimler ve saire neden bir çağrı yapsın? Böyle bir çağrı olmaksızın HDP Kürtlerin desteklediği en büyük siyasi parti olması münasebetiyle KCK’ye “yanlış yaptığını” ifade etme hakkına sahip değiller mi? HDP’nin zaten böyle bir misyonu olması gerekmiyor mu? KCK’ye varsa bir diyecekleri, bunu çıkıp söylemelerini engelleyen ne var!

Kürt halkı ve aydınları KCK’ye yönelik eleştirilerini yükselttiğinde HDP ne yapmıştır? Bu sorunun cevaplandırılması iki şeyi açıklığa kavuşturur: Birincisi Sancar Hoca’nın Kürtlere yaptığı çağrının ne kadar içi boş olduğunu açıklar. İkincisi HDP KCK ilişkisinin organik bir ilişki olduğunu açıklar. Bunu uzatmadan birçok örnek olmakla beraber HDP içinden, HDP kapısında ve HDP seçim çevresinde yükselen örnekler ile cevaplandırmakta fayda var.

Birincisi içinden bir ses olarak HDP’de iki dönem milletvekilliği yapmış olan Altan Tan’a bakalım:

Altan Tan hem partisinin çeşitli politikalarını hem de KCK’nin şiddetini eleştiren önemli bir siyasetçidir. Tan partisini “demokratik özerklik”, “BDP’den HDP’ye geçiş” gibi kararlarının merkeziyetçilik, zamansızlık gibi açılardan eleştirirken diğer taraftan KCK’nın şiddet politikalarını da eleştirmiştir. HDP Tan’ın eleştirileri KCK’nin şiddetine yönelince Tan’ı aralarında görmek istemediler. Bir tv programında HDP eş başkanı Pervin Buldan’a Tan ile ilgili bir soru sorulduğunda Buldan yemeğinde sinek çıkmışçasına yüzünü ekşiterek ondan bahsetmek istemediğini ifade etti. Kürtler arasında sevilen sayılan önemli bir Kürt siyasetçinin sesine tahammüllerinin sınırı KCK şiddetine olan yaklaşma olarak tezahür etti. Tan şiddeti eleştirmekten vazgeçmeyince HDP kendi vekiline sahip çıkması bir tarafa onu linç eden taraf oldu. Tan kendi seçim bölgesinde polis korumaları ile dolaşmak zorunda kalmıştı.

İkincisi HDP’nin en yüksek oy aldığı yerlerden KCK’ye yönelik halkın eleştirisi olduğunda HDP’nin ne yaptığına bakalım:

2015 yılında “Hendek Olayları” diye bilinen çatışmalarda KCK Diyarbakır, Mardin ve Şırnak gibi çeşitli yerleşim yerlerinde güvenlik güçleriyle çatışmalara girdi. Bu çatışmaların arka planında ve çatışmalar sürecinde KCK bu politikasında yerel halktan destek bulamamış aksine eleştirilmiştir. Evlerine el konulan, sokağında hendekler kazılan, mayınlar döşenen, tüneller kazılan vatandaşlar KCK’yi eleştirip buralardan kaçınca o dönem HDP halkın yanında durup onlara destek olacağına tam aksine halkı eleştirmiştir. Örneğin o dönem Pervin Buldan şehri terk edenleri eleştirmiş, “dönüp yüz bulamayacaksınız” diye tweet atmıştır. KCK’nın yöneticileri Hendek sürecindeki başarısızlığı halkın desteğinin sağlanmadığı üzerinden değerlendirmiştir.[2] Bugün bu itirafa bakıldığında o dönem HDP’nin neden sokaklardan kaçan halkı eleştirdiği de daha fazla açıklığa kavuşmaktadır. Nitekim o dönem çatışma yerlerinde HDP’nin içinde olduğu, aslında örgütlediği ve milletvekillerinin içinde olduğu birçok yürüyüş gerçekleştirilmiştir. Her şeye rağmen günün sonunda HDP Diyarbakır’da toplanıp yeteri kadar destek olamadılar diye özür dilemiştir.

Üçüncüsü Diyarbakır HDP il binası önünde yani kapılarının önünde yükselen sese bakalım:

Kapılarının önünde toplanan ailelerin KCK’den çocuklarını istemesi olayı Kürt halkının en anlamlı tepkilerinden birisi olsa gerek. Bu aileler “anne/baba yüreği” gibi duygusal bir içeriğe indirgenemez. Bu ailelerin çocuklarını istiyor olması KCK’nın karşılaştığı en önemli politik bir eylem aslında. Bu aileler şiddeti eleştiriyor. HDP aracılığıyla KCK’ye katılan çocuklarını istiyor. Kürt siyasetini tıkayan, onun alanını daraltan, imkân ve fırsatları sabote eden şiddete en önemli eleştiri aslında. Gerçekten de bu ailelerin talepleri de adresleri de yerinde. HDP ilk olarak bu girişimin büyümesini istemedi. Bunu engellemeye çalıştı. Milletvekilleri düzeyinde bu ailelere saldırıp hakaretler ve tehditler edildi. İtibarsızlaştırılmaya çalışıldı. En sonunda görmemezlikten gelip binanın arkasına kapı bile açtı.

Ezcümle Sancar Hoca’nın tek çözüm yolunun diyalog ve müzakere olduğunu haykırmasını istediği Kürtler zaten haykırıyor. Öyle uzaktan haykırmıyor. HDP il binası önünde haykırıyor. HDP içinde haykırıyor. HDP’nin en çok oy aldığı seçim çevresinde haykırıyor. Bunlar ilk defa olan şeyler de değil. HDP bu konuda üzerine düşen görevi yapmaya hazırdır, diyen Sancar Hoca ne yapacaksa yapsın o zaman!

KCK’ye yönelik eleştiri söz konusu olduğunda HDP’nin şimdiye kadar yaptıkları yapabileceklerinin teminatı ise HDP’nin üstüne düşen görevi birkaç başlıkta toplamak mümkündür: Görmemezlikten gelmek, itibarsızlaştırmaya çalışmak, partiden uzaklaştırmak, linç etmek, tehdit etmek…

Bu hali ile Sancar Hoca’nın meclis grubunda yaptığı konuşma tek başına değerlendirildiğinde anlamlıdır. HDP’nin pratiğiyle değerlendirildiğinde içi boşaltılmış, insanlarla alay ediliyor izlenimi bırakmanın dışında bir anlam ifade etmiyor. KCK sistemini bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. HDP’nin ise bu bütünlük içinde kendisine düşen görevin ne olduğu yukarıdaki örneklerde yeteri kadar açıktır.

 

[1] Bu konuyu önceki yazıda ele almıştık. Merak edenler şu linkten görebilirler: “Sorunun Ne Olduğu Değil, Çözümün Ne Olduğu Önemlidir -1” , HurFikirler.com

[2] “PKK Elebaşı Karayılan İtiraf Etti: Kaybettik”, Akşam , 13 Aralık 2020.