.: Atilla Yayla

Siyasî Partilerin 31 Mart Başarıları ve Başarısızlıkları

Tarihimizin en ilginç seçimlerinden birini yaşadık. Aradan günler geçmesine rağmen heyecan dinmedi.

Seçimlerin ilginç olması hoş ama biraz da zararlı. Yükselen tansiyonlar patlayabilir, insanların sağlığı zarar görebilir!

Bence seçimin ilginçliği sadece kendisinden ve aktörlerin siyasal kimliğinden kaynaklanmıyor. İçinde bulunduğumuz dönemin genel özelliklerinin ve toplumun psikolojik hâlinin de buna katkıları var.

Çoğu seçimde özellikle ana aktörler arasında seçimi kaybeden veya seçimde başarısız olan hiç çıkmaz. Bırakın birinci parti çıkanı, diğerleri bile kendilerini başarılı göstermek için bir yol bulur. Son 20 sene içinde seçim başarılarıyla en çok övünebilecek parti, aşikârdır ki, AK Parti. Fakat diğer ana partiler de başarılı olma iddiasında ondan aşağı kalmadı. Meselâ geride kalan 8-10 senede CHP AK Parti’ye karşı tüm seçimleri kaybetti ama Kılıçdaroğlu her seferinde partisinin başarılı olduğunu söyledi ve koltuğunu korudur. Oyları azalan partiler bile ya başka bir tür başarı buldu ya da başarısızlığın sorumluluğunu başka bir aktörün veya faktörün omuzlarına yıkmayı başardı.

31 Mart seçimlerine de böyle bakılabilir. Ana aktörler söz konusu olduğunda bütünüyle başarılı veya tamamen başarısız olan bir parti neredeyse yok. Başarı da başarısızlık da bir derece meselesi ve bu derece hem partinin kendi yakın tarihine hem de yarıştıklarına nispetle durumuna bakarak değerlendirilebilir.

AK Parti’nin karnesi: Galip mağlup

AK Parti seçimden başarıyla mı başarısızlıkla mı çıktı? Bazılarına tuhaf görünebilir ama her ikisi de oldu.

AK Partinin ana başarısızlığı Ankara ve İstanbul’da seçim kaybetmesi.

AK Parti liderliği, yani Erdoğan, İstanbul’a âşık olduğunu söylüyor. Erdoğan siyasî hayatına İstanbul’da başladı ve her yükselme aşamasında İstanbul’dan güç ve ilham aldı. AK Parti kadroları da İstanbul’u âdeta kendi evleri gibi görmekteydi. Bu yüzden hem parti içinde hem de partiyi gözleyenlerde AK Parti’nin başarısının veya başarısızlığının İstanbul ile alâkalandırılması bir alışkanlık hâline geldi. Ankara ise ülkenin başkenti ve Ankara’da hükümeti kuranın Ankara’nın mahallî idaresinde de iktidar olmasının şart ve yararlı olacağı düşünülüyor.

Bu yüzden iktidar da muhalefet de İstanbul’a ve Ankara’ya özel önem atfetti. Mahallî seçimlerin yapılacak olmasına rağmen Ankara ve İstanbul’da sonucun iktidarı belirleyeceği havasına girildi. Ve sonuçta AK Parti Ankara’yı kaybetti. İstanbul’da da kaybetmesi söz konusu. Yani AK Parti bu açıdan 31 Mart’ta başarısız oldu.

Buna karşılık başka bazı bakımlardan AK Parti başarılı oldu. Her şeyden önce il ve ilçe bazında en çok sayıda belediyeyi kazandı. Diğer partilerin kazandığı belediyelerin toplam sayısı AK Parti’nin kazandığı belediye sayısının altında. Bir başka önemli başarı yüksek oy oranları. AK Parti ilk defa mahallî  seçimlerde bu kadar yüksek oranda oy aldı (%44). Bu sayede belediye meclislerinde ciddî bir AK Parti ağırlığı olacaktır. AK Parti özellikle Kürt nüfusun nispeten yoğun olduğu yerlerde oy oranını artırarak ve epeyce il ve ilçe belediyesini kazanarak HDP’nin bölgeye ilişkin “benim çöplüğüm” havasını kırdı. Bu Türkiye’nin entegrasyonu için büyük değer ifade ediyor. Son olarak Cİ oy oranını 24 Haziran seviyesinde tutmayı başardı. Bu da az bir başarı değil. Özetlersek Ak Parti bir alanda başarısız ise birkaç alanda başarılı.

Hazır yeri gelmişken AK Parti’de gördüğüm bazı problemlere işaret edeyim.

AK Parti’nin kronik bir halkla iletişim problemi var. Bir taraftan meramını iyi ifade edemiyor, hatta yanlış ifade ediyor, diğer taraftan lüzumsuz sertlikte bir lisan kullanıyor. Bu ikinci problem en kötü biçimde özellikle seçim zamanındaki siyasî söylemde ortaya çıkıyor. Bu hususta ciddî bir çalışmaya ve yenilenmeye ihtiyaç var.

AK Parti Türkiye’de medya sahipliğinin bir aşırılıktan öbürüne savrulmasına neden oldu. Medya 1960 modeldi ve kesinlikle AK Parti gibi çevreden gelen siyasî hareketlerin düşmanıydı. Kemalist vesayet çevreden gelen hareketleri bu medyayı da kullanarak engellemekte ve sınırlamaktaydı. Bunun en son kötü örneği 28 Şubat sürecinde yaşandı. Medya bir bütün hâlinde seçilmiş iktidarı devlet hesabına linç etti. Bu yüzden Erdoğan medyada durumun değişmesi gerektiğinin farkındaydı. Sabah grubunun sahiplik ve çizgi değiştirmesi operasyonu çok gerekliydi ve gayet uygun bir zamanda vuku buldu. AK Parti bu sayede medyada bir güce kavuştu ve medyada bir denge kuruldu. Ancak, Doğan grubu operasyonu tamamen gereksizdi ve yanlıştı. Bu operasyonla medya yüzde sekseni aşan oranlarda AK Parti çizgisine girdi, en azından böyle olduğu yolunda bir kanaat oluştu. AK Parti böylece, kendi eliyle,  bir negatif referans çıpası olarak kullandığı bir varlığı kaybetti. Bu aynı zamanda iktidara destek olan medyada bir kalite ve inandırıcılık problemi de yarattı. Bu medya düzeni yaşayamaz. Ve yaşadıkça da AK Parti’ye zarar verir. Ak Parti medyada tek güç hâline gelmek yerine makul bir temsil imkânıyla yetinse ve isteği ve gücü olan her kesimin medyada yer bulmasını gözetse çok daha iyi yapar.

AK Parti’nin bir diğer problemi her yerde ve her kademede değil ama etkili olan ve gücü olan bazı çevrelerde eleştiriye tahammül edilememesi. Özellikle içten gelen eleştirilere. Oysa eleştiri gelişmenin temelidir. Her eleştiriyi düşmanlık olarak görmek ve eleştirileri çürütmeye çalışmak yerine engellemeye çalışmak AK Parti’ye zarar verir. Vermekte.

Son olarak, AK Parti ülkenin ekonomik güç kazanmasının ekonomide devletçiliği koyulaştırmaktan değil azaltmaktan geçtiğini anlamak zorunda. Geçmişte AK Parti zamanlarında sağlanan her ekonomik başarı devletçiliğin geriletilmesi sayesinde mümkün olmuştur. Savunma sanayii gibi çok az alan dışında bu şaşmaz bir kuraldır. AK Parti bunu hatırlamalı ve ekonomik devletçilik bataklığına saplanmamaya özen göstermeli.

CHP: Baş döndüren zafer sarhoşluğu

CHP bu seçimde en büyük başarıyı büyük illerde umduğu belediye başkanlıklarının çoğunu kazanarak yaşadı. En önemlileri, elbette, Ankara ve İstanbul idi. Bu şehirlerin önemine yukarda işaret ettim. Bu şehirler iktidar için olduğu gibi CHP için de sembolik bir öneme ve değer sahip. Bu başarı önemsiz görülemez.

Bu başarının en başta siyasetimizi renklendireceğine kuşku yok. Siyaset artık daha çekişmeli hâle gelecek. CHP tabanı umutlanacak. Bu, umulur ki, CHP çevresini demokrasi dışı yollara bel bağlamaktan uzaklaştırır. CHP liderliği ve tabanı zafere susamış halde. Devamlı kaybetmekten başı dönmüş. Bu başarı bu hissiyatı biraz olsun giderecek ve CHP tabanın tabiri caizse gazını alacaktır.

Bununla beraber, CHP ve İP 24 Haziran cumhurbaşkanlığı seçimindekine nispetle bir mesafe alamadığını gördü. Toplum belediyeyi Ankara’da ve belki İstanbul’da büyük şehir belediyesini CHP’ye teslim etse bile Ankara’daki hükümeti teslim etmeye hazır görünmüyor. CHP aslında İstanbul ve Ankara ile hem bir şans hem bir tehdit ile karşı karşıya. Başarılı bir belediyecilik CHP’yi büyütebilir, başarısız bir performans ise CHP’nin gerilemesine sebep olabilir.

CHP kendisini ıslah etmek zorunda. İdeolojiden teşkilatlanmaya kadar uzanan sorunlarla karşı karşıya. CHP bu eksikliklerini gidererek bir iktidar alternatifi olmalı ki demokrasi sağlıklı işlesin. CHP bakalım 31 Mart sonuçlarını bu doğrultuda değerlendirebilecek mi…

MHP ve İP: Türk milliyetçileri nereye?

Yeni hükümet sisteminin Türkiye siyasetini derinden etkileyeceği belliydi. Diğer taraftan Gezi, 17/25 Aralık ve 15 Temmuz gibi olaylar da bu değişmeye katkıda bulundu. Türk milliyetçilerinin yeni akışta tek yerde değil iki yerde toplanacağı anlaşılıyor. Dindar Kürtler AK Parti daha seküler olan CHP çizgisine doğru ilerleyecek. Aynı parti içinde olmasa bile aynı ittifak içinde yol alacaklar.

HDP: Kürtlerin makus talihi

HDP Ankara ve İstanbul’da destek verdiği partilerin kazanıyor olmasından dolayı başarılı. Ancak, iddia ettiği gibi bu tümüyle HDP seçmeni sayesinde değil, ondan fazla küskün AK Parti seçmeni sayesinde vuku buldu. Çünkü marjda olan onlar. Öyle tahmin ediyorum ki, ilçe belediyesinde AK Parti adayına oy veren birçok AK Partili seçmen büyük şehirde öyle yapmadı.

HDP’nin bir diğer başarısı Güneydoğu’da Diyarbakır, Hakkari gibi illerde yüksek oranlı oyla belediye başkanlıklarını kazanması. Buna karşılık HDP AK Parti’yi kendisine gibi ciddî rakip olmaktan çıkartmakta başarısız. AK Parti Güneydoğu’da aşağı yukarı HDP kadar var ve bu durum HDP’nin bölgeyi tek başına temsi etme iddiasına ağır darbe indirdi.

Kürt seçmenler akıllı ve bilinçli insanlar. Her seçimde kritik rol oynuyorlar. Bu seçimde de öyle oldu. İşin ilginci bu rol hem Cİ hem de Mİ içinde boy gösterdi. Daha serbest bir ortamda Kürtlerin siyasette daha etkili olmasından şüphe etmek için bir sebep yok.

HDP liderliği şunu anlamalı: Kürtlerin en büyük problemi özgürlük. Özgürlük yokluğu sadece Türkiye devletinin yanlış uygulamalarından kaynaklanmıyor. Daha fazlası PKK’nın Kürt halkı üzerindeki baskısından doğuyor. Bir zamanlar Türk siyasetinin silahların baskısından kurtarılması temel ihtiyaçtı. Şimdi aynı ihtiyaç Kürt siyaseti için boy gösteriyor. Kürtler monolitik bir blok değil. Kendi içinde büyük bir çeşitliliğe sahip. Kürt siyasetindeki çeşitlilik Türk siyasetindeki çeşitlilikten az değil. Bu yüzden, en acil ihtiyaç terörün bitmesi. Bunun iki yolu var: En iyisi PKK’nın kendisini feshetmesi, kadrolarını dağıtması ve Kürt hareketinin tüm taleplerini siyaseten takip eğme yoluna girmesi. HDP seçimde karşılaştığı manzara ile bunu anlamış olmalı.

Bu yorumlara bakıp benim siyaseti hatasız şekilde ve yüzde yüz izah ettiğimi sanmayın.  Siyaset, hele Türkiye siyaseti, çok karmaşık. Bütün yorumlarda mütevazı olmak zorundayım. Ancak tam manasıyla doğru olduğunu düşündüğüm bir fikrim var: Seçimlerin usulüne uygun olarak yapılabilmesi, merkezde ve mahallerde siyasî kamu makamlarına seçimle gelinip seçimle gidilebilmesi.

Son olarak şunu söylemek isterim: Ne başarıyı ne de başarısızlığı abartmak lâzım. Kazanan hep kazanacağını kaybeden hep kaybedeceğini sanmamalı. Sevinmede de üzülmede de makul ve mantıklı olmak her bireyimiz ve tüm toplumumuz için her bakımdan çok faydalı.

Yeniyüzyıl, 4 Nisan 2019