.: Berk Ünlü

Siyasal Alan, Lider ve Bilişsel Sınırlar

Aklın sınırında ve sınırsızlığında

İnsan “her şeyi” bilme kapasitesine sahip olmayı muhtemelen isterdi ancak böyle bir kapasiteye sahip değil. Dünyadaki toplam bilginin insan aklı tarafından bir ömür içinde öğrenilebilmesinin insanın aklî kapasitesinin üstünde olması insanı yaşam içerisinde sınırlıyor. Elindeki bilgi ile hareket etmek ve yaşamak zorunda olan insanın kendisine çizebileceği yaşam hem onun bildiklerinin hem de başına gelenlerin bir sonucu. İnsan mutlak olarak hayatının kontrolüne sahip değil. Ayrıca insanın hayatı tamamıyla başkalarının ve doğa şartlarının kontrolü altında da değil. Burada insan için bir bileşke mevcut. İnsan bu iki durumun sınırlarında yaşamak zorunda. Kapasitesi dahilinde, hayatta kalmak istiyorsa, doğa ve diğer insanlar ile mücadelesini bir yaşam içerisinde vermek durumunda. Kapasitesini belirleyen en önemli etken de elbette aklı. Aklının elde edebileceği yaşamda yaşar ve aklının sonuçlarını yaşamı olarak görür. Konu siyasala geldiğinde de durum böyledir.

İnsan diğerleri ile iletişim ve etkileşime girdikçe siyasallaşıyor ve karşılıklı oluşturduğu ağ içinde kendini var ediyor. Özellikle modern zamanların demokratik siyasal sistemlerinde akıl da – belki de aydınlanma fikirleri içinde – bu siyasal yaşamın en önemli faktörlerinden biri veya en önemlisi oluyor. Aklın yetileri ile kurgulanan devletler ortaya çıktıkça devletin sınırlandırılması için de önemli ölçüde gereklilik ortaya çıkıyor. Demokratik devlet de diyebileceğimiz bir siyasal yapının akıl ile sınırsızlaşmasının önüne denge mekanizmaları geliyor. Böylelikle insana ve özellikle bireye devlet tarafından verilebilecek olan zararlar minimize edilmek isteniyor. Özellikle sosyal devletlerin akla verdikleri anlamsız ve olağanüstü önemle bireyin yaşamı devletin eylemlerinin sınırsızlığıyla kontrol edilmek isteniyor. Genellikle siyasal lidere verilen önemle liderin yaşamında dünyadaki “her şeyi” bildiği iddiası ön plana çıkıyor. Lider ister demokratik bir siyasal yapıda olsun ister totaliter bir diktatörlükte, sınırlandırılmadığında zarar verici oluyor. Akılla keşfedebileceklerinin sınırında olan diktatörleşme eğilimindeki lider sınırlarını bilmedikçe siyasal sistem büyük zararlar görüyor.

Lider siyasal sistem inşaa edebilir mi?

Tarihteki totaliter diktatör liderlerin hepsi bilişsel sınırsızlıkta oldukları iddiası ile mutlak doğruyu bildiklerini zannettiler. Tanrısal rollere bürünerek siyasal “yarattıklarını” düşündüler. “Yaratabildikleri” kısıtlı alanlarda ise felaketlere imza attılar. Oluşmasında etkili oldukları siyasal sistemler bireyin yaşamı için tehlike olmaktan öteye gidemedi. Bireyi ve bireysel yaşamı yok etmek bu liderlerin siyasal sistemlerinin uygulanmasının en önemli sonucu oldu. Tek adam olmaktan dolayı duydukları siyasal mutluluktan olsa gerek baştan aşağıya bir siyasal sistemin de kurucusu olmakla övündüler. Ne kadar doğru yaptıklarını propaganda araçları ile “kitlelere” aktarırlarken sınırlı aklî kapasitelerinin farkına varamadılar ve mutlak doğruyu bildiklerine olan inançla sadece zarar verici siyasal yapılar inşaa etmekle ilgilendiler.

Kendi kapasitelerinin farkında olmayan bu liderler ve onlar gibi olmak isteyen siyasal “yöneticiler” narsisizmlerinin sonuçları olarak sınırsız devletler inşaa etmek istediler. Narsisizmlerinin tüm yıkıcılığı içinde inşaa etmeye çalıştıklarının faturalarını bireylerin özgürlüklerine ödeterek kurgularının mutlak bir gerçeklik olduğu iddiasıyla gerçeği şekillendirmek istediler. Burada şunu söylemek gerekir: Bir siyasal sistemi inşaa ettiler. Ancak bu inşaa ettikleri siyasal sistem mutlak iyi, doğru ve güzel değildi. Böyle bir sistem yaratmadaki kapasitelerinin sınırlılıklarına bakmadan eylemlerine giriştiler ve sonunda değil iyi, doğru ve güzele ulaşma, bu kavramların çok daha gerisinde felaketler “yarattılar.” İyi, doğru ve güzelin ancak sınırlandırılmış bir devletin sınırlarındaki ülkede bireysel özgürlüklerin içerisinde olabileceğini kavrayamadılar veya kavramak istemediler.

Liderin inşaa ettiği siyasal sistem demokratik olabilir mi? 

Bir siyasal yapı oluşturup bu yapıyı halka veya “millete” devretmek demokratik olabilir mi? Demokrasi eğer halkın veya bence insanların yönetimi olarak görülecekse ki böyle olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, liderin armağan ettiği bir “demokrasi” tam anlamıyla bir demokrasi değildir. Evet demokrasi bireyin özgürlükleri konusunda ideal bir yönetim sistemi değildir ancak liderin diktatörlüğünü engelleyici kapasiteye biraz da olsa sahiptir. Böyle bir engelleyicilik, “aklına” güvenilemeyecek lideri denetlemek açısından çok önemlidir. Totaliter liderlerin siyasalın her yanını kapsamak doğrultusunda attığı her adım demokrasinin denetimine tâbi tutuldukça sistem gerçek anlamıyla demokratikleşebilir. Liderin aklî kapasitesi kadar bir totaliter sistem var ise orada liberal anlamda bir demokrasiden de söz edilemez. “Kurucu” totaliter diktatörlerin siyasal sistemlerine baktığımızda bunu görüyoruz.

Akıl ve bilişsel kapasitemizin önemi ortadadır. Onlarsız yaşamımızı devam ettiremeyiz ve rasyonel kararlarımız doğrultusunda yaşayamayız. Ancak bu iki faktör totaliter diktatörün elinde sınırsızlaştıkça bireysel yaşamımızın özgürlükleri de kısıtlanır. Geçmişin tüm bilgisine sahip, bugünü en iyi okuyan ve geleceğin anahtarını elinde tuttuğunu iddia eden bir totaliter diktatöre yaşamınızı teslim etmek ister miydiniz? Rasyonel bireyin böyle bir soruya vereceği cevabın “hayır” olmasını söylemek kolay ama en doğrusudur. Bireyin yaşamını başkasının bilişsel sınırlarına hapsetmeye ihtiyacı yoktur. Kimsenin tamamıyla bilemeyeceği ve kontrol edemeyeceği bu yaşamı bir totaliter diktatörün eline vermek en azından rasyonel değildir. Rasyonel kapasitemizle seçeceğimiz bireysel özgürlüklerimiz bilişsel kapasitemizi arttırmamızın da en önemli etkenidir. Totaliter devletin ve diktatörün sınırlandırılması bireysel bilişsel kapasitemizin faydasına olacak şekilde artmasına sebep olur. Dünyayı tanrısal bir kapasitede bilemeyecek – üstelik varsayımsal olarak bilse bile – olan bir sınırlı varlığın eline özgürlükleri vermek çok tehlikelidir. Özgürlükler ise tehlikeye atılamayacak kadar değerlidir.

6 Aralık 2018