.: Mehmet Ali İlkaya

Şiddet ve adalet

Türkiye’de şiddet çok yaygın bir problemdir. Şiddet, fiziksel, psikolojik ve sözel olmak üzere üç biçimde tezahür etmektedir. Şiddetin üç biçimini bolca yaşıyoruz. Peki, şiddet olayları “adil şekilde” yargılanıp cezalandırılıyor mu? Bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyoruz. Bunun birçok nedeni var, yapısal problemler, kültürel problemler ve hukuk sistemindeki çarpıklıklar gibi faktörler şiddetin adilce mahkûm edilmesini engelliyor.

Öncelikle şiddet olaylarını (fiziksel şiddet: dövme, vurma, yaralama vb.) bir şema ile ayırmak istiyorum.

Şema

Bu şema bize kısaca şunu gösteriyor: Öncelikle bireyin maruz kaldığı şiddet kamuoyu ilgisine mazhar olamamışsa maalesef birey adalet arayışına 1-0 geriden başlıyor. “Birkaç ay önce eşimin görev yaptığı okuldaki öğretmen arkadaşımızın babası bir kafede bir grupla başlayan tartışma sonucunda ciddi şekilde darp edildi. Yaklaşık 15 gün komada kalan baba sonunda vefat etti. Bu süreç içinde darp edenlerin tutuklanmadan sokakta gezdiğini öğrendik” Zira amcamız, kamuoyu ilgisine mazhar olacak bir figür değildi. Konu TV’de sosyal medyada gündem yapılmamıştı. Şemadaki ikinci ana kol kamuoyu ilgisini çekebilmiş olaylardır. Bu konumdakiler adalet arayışında oldukça avantajlıdır. “Erzincan’da kediye işkence eden asker” olayı buna iyi bir örnektir. Söz konusu kişi hem normatif hukukun gazabına hem de hukuk kuralı olmayan bazı yaptırımlara maruz kaldı. Kamuoyunun dikkatini çeken insana yönelik şiddet olaylarını da üçe ayırma gereği duydum. Bu ana aks üzerindeki olaylar da kendi içinde üçe ayrılabilir. Birinci grupta şiddete maruz kalanın siyasî-ideolojik yön iddiası gündeme getirilebilirse yine mağdur avantaj sağlamaktadır, maktul ise alabileceği en büyük cezaya çarptırılmaktadır. Yaşam biçimine indirgenecek şiddet olayları da maktule pahalıya patlatılmaktadır. “Şortlu kıza saldırı” gibi olaylar hepimizin malûmudur. Yaşam biçimi, “çağdaş olanlar ile çağ-dışı” olanların aynı hukukî cezaya çarptırılacağını bekliyorsanız, yanılıyorsunuz, bunun böyle olmayacağını sanırım hepimiz biliyoruz. Şiddet olayları şemasında son ayrım devlet erkine yönelik durumun hesaba girip girmemesiyle ilgilidir. “Hatırlayınız, bir grup maganda güpegündüz bir aracı takip ediyor, benzin istasyonunda araç içindeki gaziyi darp ediyordu. Failler serbest kalınca Adalet Bakanlığı konuyu T.C.K 301. maddeye dayandırarak faillerin tutuklanmasını sağlamıştı.” Benzer uygulamalar bazı şiddet olaylarında gündeme gelmişti.

Türkiye’deki adalet sisteminde çok ciddi problemler var. Bir grup maganda bir insanı öldüresiye dövüyor, canını yakıyor vs. bazen ölümüne neden oluyor… Çoğu zaman bu magandalar serbest kalıyor. Kamuoyu her şiddet olayına aynı derecede duyarlı değil. Şiddet, sadece “kadın, şortlu giyim, gazi vb.” durumlara indirgenmeden tartışılması, mücadele edilmesi gereken bir problemdir. Kadın, çocuk, erkek veya bir kedi şiddete uğradıklarında canları aynı derece yanıyor. Psikolojileri aynı derecede bozuluyor ve korkuyorlar…

Adalet sistemimizde ayrımcı olmayan yaptırımlara ihtiyaç vardır. Bir insanın şiddete maruz kalması, saçının bir telinin dahi kırılması kabul edilemez, büyük küçük, ayrım yapmadan failler tutuklanmalı, hak ettikleri cezayı almalılar. Bütün bunların yanında mülkiyete saldırılar da hukukî yaptırımlara uğratılmalı. Zira mülkiyet bireyin bir parçasıdır, ondan ayrı düşünülemez…

Ayrıca bakınız...

Yandaş FETÖ’cülere

Yandaş FETÖ’cülere

17/25 Aralık’ın patlak verdiği günlerdi. Hastaydım. İstirahatle atlatamayınca önce hekime gittim, sonra civardaki eczanelerden birine ...