.: Ünsal Çetin

Serbest Piyasa Nefes Almasın mı?

Özel sektörde başarılı olmuş iş insanlarının bakan olmasını ‘bizim devlet geleneğimizde yok, bürokratlarımız rahatsız’ diyerek eleştiren bir devletçilikle karşılaşmak bu ülkede sürpriz değil. Keşke devlet yönetimimiz, akademimiz, medyamız daha fazla özel sektör zihniyeti sergileyebilseydi.

Bu yazımda vergi mevzuatı boşluklarına dair bir haber ve bu haberin bana hatırlattığı bir anekdotu aktaracağım. Asıl amacım bu haber ve anekdotu yan yana koymak, daha fazlası değil. Bu nedenle, sanıyorum çok fazla yorum yapmama da gerek kalmayacak.

“500 milyar dolarlık ‘vergi oyununa’ son” başlıklı haber (Dünya Gazetesi, 11.06.2019, s. 10) daha başlığında serbest piyasayı şeytanileştirmeye başlıyor. Birilerinin bize oyun oynadığına inanmamızı istiyor. Haberi esas nüvesiyle şöyle bir okuyalım;

“… G20 ülkelerinin maliye bakanları, Facebook, Google, Amazon ve diğer büyük teknoloji şirketlerinin para kazandıkları ülkelerde vergi yükümlülüklerini azaltmak için kullandıkları yasal boşlukları kapatmak için ‘küresel ortak kurallar’ konusunda anlaşma sağladı.

Vergi gelirlerinde yıllık yaklaşık 500 milyar dolara varan kaybı önlemeyi hedefleyen Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) ‘Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma Eylem Planı’na G20’den destek geldi… Bakanlar, Facebook ve Google gibi büyük teknoloji şirketlerinin vergiden kaçmak için kullandığı mevzuat boşluklarını kapatacak taslağı 2020’ye kadar oluşturmak üzere mutabık kaldı…

…[Bu] yasal zeminle birlikte, İrlanda gibi ülkelerin çok düşük kurumlar vergisi teşvikleriyle doğrudan yabancı yatırım çekmesi zorlaşacak.

Toplanamayan ‘500 milyar dolara varan’ özel kesim kaynağının devlet hazinesine girmedi diye ‘kayıp’ olarak nitelendirilmesini devletçi zihniyete işaret etmesi bakımından dikkat çekici buluyorum. Gelişmekte olan ülkelerin “küresel vergi yasası boşlukları kapatıldıktan sonra” yabancı yatırım çekmek için daha az imkân ve araç sahibi olacağının ifade edilmesi ise bir dürüstlük örneği. Yerelliğe, yerel yapı ve politikaların farklılaşmasının kazandırdığı esneklik, rekabet ve özgürlüğe ne oldu diye sormak yine bize düşsün.

Ve Paul A. Samuelson’dan kısa bir anı;

Harvard Fakülte Kulübü’nde bir Maliye Politikası Yemekli Toplantısından önceki kokteylde bazılarımız federal gelir vergisi yasasındaki belirli boşluklardan şikâyet ediyorduk. Gottfried Haberler sessizce fısıldadı, “Kapitalizm işte bu boşluklardan nefes alır.” Sonraki gün ona aforizmasını ne kadar çok beğendiğimi söyledim. Hep doğrudan konuşan bir bilgin olan Gottfried, “Evet, fakat ifade Gottfried Haberler’e değil, Ludwig von Mises’e ait” dedi.

Mises haklıydı; kaynakları kamu kesimine göre daha verimli kullanan özel sektörden ne kadar çok vergi (algı) çekilirse, tüketici refahı en az aynı nispette azalır. Bir azami tavanla sınırlandırılmamış, gittikçe artan vergi oranları esasen vergilendirme değil kamulaştırmadır. Ve bu kamulaştırma özel sektörün nefesini keser. Elbette, ağır vergi yükleri nedeniyle ekonomi tarihi boyunca insanoğlunun refah seviyesinde çok ciddi kayıplar yaşandı, krizler doğdu. Sınırlandırılmamış vergileme güdüsü makroekonomik nöbetlere neden olan ya da diğer nedenlerle birleşerek ülkelerin yıkımına yol açan bir anlayıştı. Bir mali kurallar bütünü ile kısıtlanmadığı sürece, bu güdü devletin hazinesine girmemiş her kaynağı gayri meşru gibi görür. Bunun altında da bir yasal boşluk bulmakta zorlanmaz.

Hatırlamaya değer bir bilgi daha var. Mises’in “Kapitalizm işte bu boşluklardan nefes alır” sözünü böylesine beğenen kişi Samuelson’dur. ABD iktisat camiasının ağır taşı, Nobel ödüllü, meşhur ve büyük iktisatçıdır Samuelson. O Samuelson ki, 1973 yılında, ABD üniversitelerinde okutulan ders kitabında “Sovyetler Birliği’nde kişi başı gelirin Birleşik Devletler’in seviyesini 1990 gibi erken bir tarihte ve hemen hemen kesinlikle 2015 itibariyle yakalayabileceğini tahmin eden” bir Keynesyen ve devletçidir (Holcombe, 1999, s. xi). Mises ise Sosyalist Hesaplama Tartışmasını başlatan ve tartışma boyunca, en başarılı öğrencisi Hayek ile birlikte, sosyalizmin çöküşünü öngören yalnız ekonomisttir. Hakkı ancak 1990’larda, o da yarım ağızla teslim edilen bir ekonomist.

Vergi yasaları boşlukları ile Sosyalist Hesaplama Tartışması, ikisi ayrı konu farkındayım. Ancak bu bilgiler bence kimin daha iyi iktisatçı olduğuna dair sağlam göstergedir. Elbette Samuelson’un Mises’e vergi yasaları konusunda yaklaşması ‘onun adına’ güzel bir gelişmedir.

Ne mutlu ki, konu serbest piyasa ekonomisinin işleyişini kavramak olduğunda, resmin bütününü tutarlı şekilde gören ekonomist ise Mises’tir.