.: Ömer Çaha

Seçimler için bir ara yol önerisi: İkinci tercih sistemi

Türkiye, seçim sistemi bakımından yoğun bir tartışma ortamına yeniden gelmiş bulunuyor. Seçim barajının düşürülmesi talepleriyle birlikte iki seçenek arasında tercih yapma durumuyla karşı karşıyayız.

——————————————————————————–

Birincisi, seçim barajını düşürerek temsilde hakkaniyet ve adaleti sağlayacak bir sisteme geçiştir. Bu sistem aynı zamanda koalisyonlara yol açacağı için partiler arasındaki uzlaşmaya da hizmet edecektir. Ülkede yaşanan gerilimin aşılmasında bu sistemin katkısı olacaktır kuşkusuz. Ancak unutmayalım ki; Türkiye, şimdiye kadar hiçbir koalisyon modeliyle başarılı olamamıştır. 1960’lardan bu yana ortaya çıkan koalisyon hükümetlerinin ömürleri kısa olduğu gibi, çoğu da ülkede büyük bir istikrarsızlığa ve durağanlığa yol açtı. Bunun en bariz örneğini 2001-2002 yılları arasındaki on yıllık bir süredeki koalisyon hükümetlerinde görüyoruz. On yıllık bu süre içinde tam on tane hükümet kurulmuştur. Her hükümetin ortalama ömrü bir yıl olmuştur. 1991-2002 yılları arasındaki on yılın Türkiye’nin kayıp yılları olduğunu unutmayalım. Bunun en önemli nedeni, koalisyonlardan kaynaklanan zayıf ve istikrarsız hükümet modelleridir.

İkinci model güçlü hükümetlerin, bunun yanında da güçlü muhalefetlerin ortaya çıkarılmasını sağlayacak olan iki partili sistemdir. İki partili modele başkanlık sistemi, çoğunlukçu seçim sistemi veya iki turlu seçim sistemiyle ulaşılabilir. Türkiye, 1950-60 yılları arasında çoğunlukçu sistemle fiili olarak iki partili sistemi hayata geçirmiş, Demokrat Parti örneğinde görüldüğü gibi güçlü hükümetler ortaya çıkarmış, çok da başarılı olmuştur. Ne var ki, 27 Mayıs darbesinden sonra kabul edilen nispi temsil sistemine, 12 Eylül darbesinden sonra yüzde 10’luk ülke barajı ilave edilerek bugün uygulanan model ortaya çıkmış oldu.

Türkiye, bugün için yirmi otuz partiye dayanan çok partili bir sisteme sahiptir. Her seçimde yaklaşık yirmi farklı partiyle seçime giriyoruz. Bu bakımdan yeniden iki partili sisteme dönüş oldukça güçtür. Burada önerdiğimiz ‘İkinci Tercih Sistemi’ iki modeli bir arada tutan bir ara yoldur. Pratikte iki modeli bir arada tutacak olan bu yeni model hem temsilde adalet sistemine hizmet edebilir hem de güçlü ittifakların, dolayısıyla güçlü hükümet ve muhalefetlerin oluşmasına yol açabilir.

PEKİ SİSTEM NASIL İŞLEYECEK?

İkinci parti tercihine dayalı olan bu sistem kısaca şu şekilde işleyecektir: Seçmene, oy pusulasında tüm partilerin yer aldığı bitişik iki liste sunulacaktır. Bu listeden biri “birinci tercih” diğeri de “ikinci tercih” listesi olacaktır. Seçmen birinci tercih listesinde hangi partiyi tercih etmişse oyunu o partiye verecektir. Ancak isterse ikinci tercih listesinden bir partiye daha oy verebilir. Birinci tercihte oy verdiği parti seçim barajını aşamazsa bu durumda oyu ikinci tercih olarak oy verdiği partiye gidecektir. Bunu bir örnekle açalım: Sözgelimi İzmir’de seçmen birinci tercih olarak DSP’ye, ikinci tercih olarak da CHP’ye oy vermiş olsun. DSP’nin barajı aşamaması durumunda oyları CHP’nin oylarına ilave edilecek. İzmir’deki milletvekili dağılımı partilerin nihai oyları belirlendikten sonra yapılacaktır. DSP böylece seçmen üzerinden CHP ile dolaylı bir ittifak kurarak onun üzerinden Meclis’e milletvekili göndermiş olacaktır. Bu sistem tüm partiler için geçerli olacağı için küçük partilerin yanı sıra büyük partilere de yarayacaktır.

Bu sistemin birçok faydası olacaktır. Birkaç tanesini kısaca şu şekilde zikredebiliriz: Her şeyden önce böyle bir sistem partiler arasında ön ittifakların sağlanmasına yol açacaktır. Bu ittifaklar baraj engeline takılma tehlikesi yaşayan partiler arasında olabileceği gibi, zayıf partilerle güçlü partiler arasında da olabilir. İkinci olarak böyle bir sistem temsilde adaleti getirebilecektir. Baraj engeline takılan partiler güçlü partiler aracılığıyla milletvekili çıkararak Meclis’te temsil edilmiş olacaktır. Üçüncü olarak seçmen böyle bir sistem üzerinden birkaç parti etrafında yoğunlaşacaktır. Seçmen, partiler arasında ittifak olmaksızın da oyunu ikinci tercih olarak güçlü partilere verebilecektir. Bu da güçlü iktidarların yanı sıra güçlü muhalefetlerin de oluşmasına yol açacaktır.

Böyle bir sistemde zayıf partiler muhtemelen kendilerine yakın gördükleri güçlü partiler etrafında yoğunlaşacaklardır. Tıpkı anayasa referandumunda olduğu gibi aynı hassasiyetleri paylaşan partiler arasında ittifaklar oluşacak, ancak güçlü partiler burada lokomotif güç rolünü üstlenecektir. Tüm partileri ilgilendiren böylesi yaygın bir ittifak doğal olarak partiler arasındaki duvarları kaldırarak, partilerin ılımlı adaylar üzerinden ittifaka girişini kolaylaştıracaktır. Bu da genel olarak seçmeni ya da müttefikleri rahatsız edecek sert ve hırçın siyasetçilerin ikinci planda kalmasını; uyumlu, uzlaşmacı simalarınsa ön plana çıkmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla İkinci Tercih Sistemi, aynı zamanda siyasetin yumuşamasını da beraberinde getirecektir.

Bilindiği gibi mevcut haliyle de partiler kendi aralarında ittifak yaparak seçime girebilmektedirler. Bunun birçok örneğini önceki seçimlerde gördük. Ancak unutmayalım ki, bu tür ittifaklar partilerin kurumsal kimliğinin erozyona uğramasını beraberinde getirmektedir. Bir parti başka bir partinin çatısı altında seçime girdiği için kendi kurumsal kimliği büyük darbe alıyor. Bununla birlikte mevcut sistemde bir parti seçime girmemişse bir dahaki seçime girmek zorundadır. Oysa burada önerdiğimiz modelde partiler bir yandan kendi kurumsal kimlikleriyle ve kendi kadrolarıyla seçime girerken, bir yandan da başka partilerle ittifak yapabilmektedir. Dolayısıyla seçim ittifakı, bir partinin kurumsal kimliğine zarar vermeyecek niteliktedir. Her partinin kendi programı, kadrosu ve lideriyle seçime girmesi partiler için son derece önemlidir. Özellikle siyaset sahnesine yeni çıkmış partilerin kendi rüştlerini ispat etmeleri için bu son derece büyük önem arz eder.

İkinci Tercih Sistemi’nde seçmene iki alternatif sunulmuş olacaktır. Bu da ittifakların partilerden çok seçmenler arasında oluşmasına yol açacaktır. Bu konuda seçmene şans verildiği için seçmen partileri belli koalisyonlara zorlayacaktır veya kendisi uygun gördüğü partiler etrafında yığılarak partisini peşinden oraya götürecektir. Bu hususu dikkate aldığımızda sistemin, partileri birbirine yaklaştırdığı gibi, seçmen kitlesini de birbirine yaklaştıracağını söyleyebiliriz.

Önerilen bu model küçük partileri Meclis’e taşıyacağı gibi, seçmenin ikinci tercih olarak güçlü, başka bir ifadeyle iktidara yakın partiler etrafında yoğunlaşmasına da yol açacaktır. Dolayısıyla sistem, çok sayıda partinin kendi kurumsal kimliğiyle seçimlere girişine, ancak seçimden birkaç parti etrafında kümelenmiş olarak çıkışına hizmet edecektir. Seçim sonrasında özellikle iktidar çoğunluğunu elde eden parti ya da blok doğal olarak bütünlüğünü muhafaza etme eğiliminde olacaktır. İkinci Tercih Sistemi, görünürde baraj engeline takılma tehlikesi yaşayan partilere hizmet edecek gibi durmaktadır. Ancak sistem, partilerden çok seçmen üzerine bina edildiği için, seçmenin büyük partiler etrafında yoğunlaşmasına yol açacaktır. Partiler arasında ittifak oluşmaksızın da seçmen ikinci tercih olarak oyunu güçlü bir partiye verebilir. Bu da güçlü hükümetlerin ortaya çıkışına ve istikrarlı bir siyasal zeminin oluşmasına hizmet edecektir.

Zaman-Yorum, 08.10.2010