.: Yasemin Abayhan

Şakacıktan Tecavüz

İki gündür bu yazıya nasıl başlamam gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle bu yazıya sebep olan cümleleri buraya koymak istedim ama yazım en baştan tiksinerek, öfkelenerek okunsun istemedim sanırım ya da midem kaldırmadı. Sonra “İnsan eliyle oluşturulan travmaların başında gelir tecavüz” diyerek başlamaya karar verdim, “böyle bir cümle ile tecavüzün nasıl bir şey olduğunu hatırlatmaya gerek var mı gerçekten insanlara?” sorusu utandırdı beni.

Tecavüzün ne olduğunu, bir insanın hayatını nasıl karartabileceğini, önyargıların sonucunda dünyada tecavüze uğrayan bireylerin hâlâ profesyonel yardım almada ve kolluk kuvvetlerine durumu rapor etmede zorlandığını biliyoruz. Tecavüz bu, dinden, dilden, ırktan ve daha da belirgini siyasetten uzak bir olgu, herkesin başına gelebilir.

Yaklaşık 3 gün önce bir sosyal medya hesabından Ankara’dan Edirne’ye yürümekte olan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun başına gelmesi için uygun görülen eylemin tecavüz olduğunu söyleyen bir paragraf paylaşıldı. Bu paragrafta yazanları özür dileyerek burada paylaşmak durumundayım ki süreçte sorunlu olduğunu düşündüğümüz ifadelerin analizini daha sağlıklı yapabilelim. Bir kadın profilinden paylaşılan bu temennivari durum güncellemesi noktalama ve imla kurallarına riayet etmeyen, orijinal hâliyle şu cümleleri kapsamaktaydı:

“yokmu şu zilliyi (KILIÇDAROĞLU’nu) otobanda duz nefes edecek…soluğunu kesecek…ateşini söndürecek..başını döndürecek..inim inim inletecek…yiğit bir tırcı..

Gunlerdir heyecanla bir TECAVÜZ haberi bekliyorum…ama hâlâ kimseden tık yok…aaahh..ah..erkek olmak vardı simdi..:p”

Aslında yeteri kadar açık ve art niyetli bu cümlelerin analizini uzun uzadıya yapmak gerekmese de, yine de buradaki düşmanca saldırganlığın birden fazla boyutu olduğu görülebilir. Keza sosyal psikoloji literatüründen de bilebileceğimiz gibi, düşmanca saldırganlık sadece fiziksel saldırganlıkla vuku bulmamakta, özellikle kadınlarda sözel ve ilişkisel saldırganlığa dönüşmektedir. Burada edimin sözelleştirilmesindeki “iştah” düşmanca saldırganlığın birebir örneği olarak kabul edilebilir.

Bu tutumun oldukça açık, örtük olmayan, herhangi bir toplumsal norma uyma çabası olmayan bir tutum olması da oldukça ilginçtir. Keza “tecavüze davetiye çıkarmak” evrensel olarak bir toplumsal normun ihlâli iken burada dil çıkaran “smiley”lerle donatılmıştır, adeta dış gruptan olanın başına gelecek olumsuz bir durumun bireyi mutlu etme ihtimalinden bahsedilir ki bu olgu sosyal psikolojide “schadenfreude” olarak tanımlanabilir. Hatta literatürden bağımsız bir şekilde bireyin başına gelmesi planlanan olumsuz olayın faili olmayı istemek bazı psikologlarca daha psikopatolojik olarak nitelendirilebilir.

İlgili paragrafta bu ülkenin bir siyasetçisinin “zilli” olarak nitelendirilmesinin dehşeti bir yana, tecavüze uğrayan/uğraması gerekenlerin ateşi söndürülmesi beklenen zilliler olduğunun belirtilmesi oldukça vahimdir. Buradaki hakaretin, zannedilenin aksine yalnızca Kılıçdaroğlu’na edilmediğini görmek için sanırım yalnızca bu hakareti yazan olmak gerekir. Bu olgu da sosyal psikolojide “tecavüz mitleri” olarak adlandırdığımız olguya denk düşebilir. Tecavüzün belirli bazı ön kabullerinin olduğu ve bu ön kabullere sahip bireylerin tecavüzün faillerinin alması planlanan cezanın az olmasına karar verdiğini gösteren araştırmalar mevcut. Bu tecavüz mitlerinden en sıklıkla karşılaşılanı, yukarıdaki örnekte de gördüğümüz, kurbanın tecavüzü istediği, kurbanın davranışlarının tecavüze sebep olduğudur. Bu mitin en kritik sonucu, kurban eğer “zilli”, “düz nefes” edilmeyi bekliyor ve “ateşi söndürülmeli” ise tecavüzü hak etmiştir. Keza fail, kurbanın “başını döndürebilir”.

Temennivari saldırıyı yazan kişi kurbanı belirlemekle kalmamış, failin de hangi kesimden olması gerektiğini belirleyerek, “yiğit” bir tır şoförüne seslenmiştir. Burada yazan zatın bu ülkede çalışmakta olan tüm tır şoförlerinin sapık olmasının işi kapmada bir ön koşul olduğunu düşünecek kadar naif olmasını bekleyemeyiz sanırım. Tır şoförlerini altında bıraktığı töhmet bir yana, adeta böyle bir edim için kişileri “yiğit” sıfatını kullanarak teşvik etmektedir.

Günlerdir “heyecanla” tecavüz haberini beklediğini yazmasını bir sosyal psikoloji kavramı ile eşleyemeyeceğim ancak “ah ben erkek olsaydım” kısmının da bir adet tecavüz miti ile örtüştüğü söylenebilir, keza bazı tecavüz mitleri failin hep erkek, kurbanın hep kadın olduğu üzerinedir. Ancak bu saldırganlık kokan yazıda da görüldüğü gibi, kadınların da bir başkasına zımnen tecavüz etmesi olasıdır.

Kuşkusuz buraya kadar bu yazıyı okuyanlar “Hepi topu 4 satır olan bu saldırganlıktan daha kötü ne olabilir?” diye sorabilir. Sanırım bunun cevabı da bu yazıyı 719 kişinin beğenmiş olması. 719 insan, bu yazılanları kamusal bir alanda onaylamakta herhangi bir beis görmemişler. 719 kişi, birlikte yaşadığımız 719 insan. Elbette bu yazılanlara sinirlenenler ve tepki verenler de olmuş, sanırım bu tepkilerin gitgide artmasından ve şikâyete dönüşmesinden ilgili hesap bir özür metni yayınlamış, o metnin de tümünü verip sizi daha fazla kendisine maruz bırakmayacağım ancak temel olarak söylediği şey şu: “Kılıçdaroğlu’ndan özür dilerim, ben aslında sadece şaka yapmış idim.”

Dünya genelinde tecavüz kurbanlarının %33’ünün intihar düşünceleri var iken, %13’ü genellikle bir yıl sonra intihar teşebbüsünde bulunuyor iken “tecavüz” kelimesini büyük harflerle yazarak şaka yapmak. Ne zaman bu kadar ayarsızlaştık? Ne zaman bazı şeylerin siyasete bulaştırılmayacak kadar önemli olduğunu unuttuk? Ne zaman şehrimize gelen insanı “dışkı” ile karşılamanın makul olduğunu düşünüp tecavüzü espri konusu yapar olduk?

Kılıçdaroğlu’nu sevmek zorunda değilsiniz, açıkçası ben kendisinden siyasetçi olarak pek hazzettiğimi söyleyemem. Ama tecavüze uğramasını istemek, tecavüze uğraması için “şaka”cıktan tır şoförlerini galeyana getirmek. Bunların yapılamaz şeyler olduğunu ben yazmaya utanıyorum, lütfen bazılarımız da bunları düşünmeye, edime dökmeye utansınlar.

Ayrıca bakınız...

Sozyalizm Eşitlik mi kölelik mi

Sosyalizm: Eşitlik mi kölelik mi?

“Din, dil, ırk, cinsiyet ve siyasî görüş farkı gözetilmeksizin bütün insanlar eşittir”. Birlemiş Milletler İnsan ...