.: Ünsal Çetin

PTT’nin Başarısı

Özelleştirme 1980’lerde gündemimize girdi. Ancak bu konuyu neredeyse hep kusurlu bir bakış açısı ile ele aldık. Ne yazık ki, devletin ekonomik girişimlerinin özelleştirilmesi için gerekçe ağırlıklı olarak onların zarar etmesine dayandırıldı. Rekabet, yenilikçilik, girişimcilik, verimlilik, siyasal istismar konuları arka planda kaldı. 90’larda devletin sağladığı haksız rekabet avantajlarına rağmen zarar edebilecek kadar beceriksiz kimi işletmeler, 2000’lerde bu avantajları sonuna kadar sömürerek kâr da eder oldular. Örneğin, THY’nin ‘başarısında’ bu olgunun pek farkına varılmış gibi görünmüyor.

Kâr eden devlet işletmesini neden özelleştirelim ki? Bu soruyu yükselten kişi dinamik bir keşif süreci olarak serbest piyasa paradigmasından uzaktır.

Bugün PTT’yi ne için kullanacağımızı bilemez haldeyiz. En son fikir, onu devletin piyasa fiyatlarına dolaylı müdahalesi için bir vasıta haline getirmek. Devlet fikir üretemez diyemeyiz; piyasa karşıtı fikir üretmek devletin başarılı olduğu az sayıdaki konulardan.

Amazon’dan ilk alış–verişimi 2004 yılında yaptığımı hatırlıyorum. Böyle bir işin Türkiye’de yapılması ve yaygınlaşması zaman alır diye düşünmüştüm. Sonraki yıllarda, bu ülkede de e–ticaret gittikçe genişleyen ve tüketici egemenliğini tahkim eden güzel bir gelişme oldu. Lojistik kapasitesine rağmen, PTT’nin bu yükselen işe dair bir öngörüsünü, hatta iştirakini bile görmedik. Genç ve cesur girişimciler yerli e–ticaret mağazalarını kurarak öncü oldular.

Aynı süreçte, ülkenin bankacılık sektörü genel büyüme eğiliminin bir sonucu olarak şube sayısında ve iş hacminde çok büyük adımlar attı. Sektör, özellikle de onun piyasa kurallarına göre oynamak zorunda olan özel bankalar kısmı son birkaç yıldır ise dijitalleşme süreçlerinin sonucu olarak şube azaltıyor. PTT şube ağını bir banka olarak kullanmak akıllıca bir devlet fikri gibi görünse de, elektronik bankacılık lisansını ancak 2017’de almayı başarabilmiş bir kurum var karşımızda.

Özel girişimler zamanın ve bütün diğer koşulların gereklerine tepki verip, örneğin dijitalleşmenin getirdiği optimizasyonun semeresini toplarken, bir devlet işletmesi daha yola yeni çıkıyor. Hem de, üstüne basa basa vurgulamalıyız ki, esasen o yola hiç çıkmaması gerektiği halde. Mevcut devlet bankalarının özelleştirilmesi gerekiyorken, PTT’nin yeni bir devlet bankası olması, hatta bir ‘Posta Katılım Bankası’ fikrini üretmesi gibi gereksiz yollara giriliyor.

Yine, PTT’nin kurulu lojistik kapasitesine rağmen, ülkede kargo ve kurye taşımacılığı esasen hep özel firmalar tarafından geliştiriliyor. PTT hizmetlerine göre çok daha hızlı ve ekonomik şekilde iş çıkaranlar özel firmalar oluyor. Örneğin, tüketiciler PTT fiyatından daha pahalı bir kurye teslim hizmetini sağladığı hız, güvenlik ve fayda sayesinde yine de PTT hizmetine tercih edilebilir olduğunu fark ediyor.

Yetmiyor, bir salgın hastalık döneminde mevcut özel firmalar şiddetle artan yükü taşıyamaz hale gelince, onların açığını PTT değil, başka ve yeni özel girişimler kapatıyor. Bir özel girişimin başarısızlığı, bir devlet işletmesi tarafından değil, daha efektif çalışan yeni oyuncularca tadil ediliyor. Bu ‘startup’ kargo şirketleri çok daha dijital çalışıp, size teslim vakti bilgisini birkaç saatlik bir dilim olarak önceden verip, sözünde de durabiliyor. Hayat Avusturya İktisat Okulunun tasvir ettiği gibi akıyor.

Bütün bunlar, “Postacıya izin vermişler, çıkmış şehri dolaşmış” sözünü hatırlatıyor. PTT’nin bugünkü varlığı da, o yollarda dolaşmakla yetmeyip ayrıca nal toplayan bir postacıya benziyor.