.: Atilla Yayla

Popüler Tıpçıların İnsanları Terörize Edişi

İletişim araçları ve imkânları çok gelişti. Buna paralel olarak iletişimin hızı da inanılmayacak kadar arttı. Dünya gerçekten bir global köye dönüştü. Bugün yerkürenin herhangi bir yerinde vuku bulan ve birilerinin haber değerine sahip olduğunu düşündüğü her olay birkaç dakika içinde tüm dünyada duyulmakta, siyasî, ekonomik, kültürel bir ilgi odağı ve/veya meselesi olmakta.

İletişimin yoğunlaşmasının doğal sonuçlarından biri bilginin daha önce görülmemiş derecede hızlı artması ve akıl almayacak bir hızla yayılıp anonimleşmesi. Bu çerçevede en çok “müşterisi” olan bilgiler arasında, doğal olarak, sağlık bilgileri başlarda gelmekte. Her çeşit sağlık bilgisi ortalıkta dolaşmakta. Popülerleşmiş bazı sağlıkçılar ise kendi tarzlarıyla toplumu adeta sağlık bilgileri bombardımanına tabi tutmakta.

Sağlık bilgileri fırtınası insanlara faydalı mı zararlı mı oluyor? Doğrusu, popüler tıpçıları dinledikçe bu konuda karar vermekte çok zorlanıyorum. Böylelerinin konuşması mı yoksa konuşmaması mı daha iyi, bilmiyorum.

Popüler tıpçılar, teşbihte hata olmaz, korkutmayı seven din adamlarına çok benziyor. Vatandaşları azarlıyor, paylıyor, korkutuyor. Vehim hastası olmaya itiyor. İmkânsızlık duvarına toslatıyor.

Malum, “ne yerseniz osunuz” sözü doğruluğundan şüphe edilmez hâle geldi. Aldığımız besinlerin vücut fonksiyonlarımız ve sağlığımız üzerinde tesirlerinin olduğunu biliyoruz. Ancak, bundan yeni bir şey gibi bahsetmek anlamsız, hep öyleydi, daima öyle kalacak. Yani gıdalardan zarar görme ihtimâli ilk defa karşımıza çıkmıyor. Geçmişte yaşayan atalarımız da aynı problemle yüzleşti, ama popüler tıpçılar bu sadece bugünün problemiymiş gibi konuşuyor. Böylece insanları abartılı bir kötümserliğe itiyor.

Bu kötümserlik beslenme tarzı tavsiyeleriyle iyice koyulaşıyor. Neredeyse umutsuzluk aşılamaya dönüşüyor. Popüler tıpçılar günlük diyetimizin parçası olmuş hemen her şeyi kötülüyor. Hastalık kaynağı, sebebi olarak sunuyor. Onları ya hayatımızdan tamamen çıkarmamızı ya da sağlıklı biçimleriyle ikame etmemizi istiyor.

Yapmak, yapabilmek istemek kadar kolay olsaydı mesele yoktu. Gel gör ki bu tıpçılar modern toplumsal hayatın temel özelliklerini ve dinamiklerini kavramış gibi görünmüyor. Eski çağlardaki hayat şartlarından yeterince haberdar olduğu izlenimini de vermiyor. Nasihatleri bu yüzden çoğu zaman havada kalıyor.

Bugün dünyada yaşayan insanların sayısı hiçbir zaman olmadığı kadar çok. 1800 yılında 1 milyar insan yaşıyordu, bugün ise 7 milyardan fazla insan var. Yoğunlaşan nüfus, fırsatlar kadar sıkıntılar da yaratıyor. Yedi milyar insanın beslenmesi lâzım. Bu hiç kolay değil. Kaçınılmaz olarak endüstriyel tarım üretimini gerekli kılıyor. Popüler tıpçılar ise bize devamlı endüstriyel üretimle soframıza ulaşan yiyeceklerden uzak kalmamızı salık veriyor. Ev yoğurdu, bulguru, tarhanası yemeyi, kendi yetiştirdiğimiz sebzeleri ve meyveleri tüketmeyi tavsiye ediyor.

İyi de bunu nasıl yapacağız? Bugün köylerde bile aileler tükettikleri her şeyi bizzat üretiyor değilken şehir insanları bunu nasıl yapacak? Herkes çiftçi, çoban, avcı mı olacak? Milyonlarca insana yetecek sade, ilkel, gayri endüstriyel üretim nasıl gerçekleştirilecek ve ürünler olmaları gereken yerlere bozulmadan, zararlı ortamlardan ve maddelerden etkilenmeden nasıl ulaştırılacak? Vatandaşlara bu tür tavsiyeler yağdıran tıpçılar kendileri ne yapıyor? Tarhanalarını salonda, yumurtalarını balkonda mı üretiyor? Sofralarında daima gerçekten organik, doğal gıdalar mı bulunuyor?

Popüler tıpçıların iyi niyetinden, bizlerin iyiliğini düşündüklerinden şüphe etmiyorum. Ama bedenimizi kurtarmak isterken psikolojimizi yaralamayacak bir tarz ve muhteva geliştirseler iyi olacak. Lütfen!

Yeniyüzyıl, 1 Aralık 2018