.: Atilla Yayla

PKK şiddeti neden gayri meşru? – 1

PKK katliam tarihine en alçak cinayetlerinden birini daha ekledi. Asker eşini ziyarete giden bir anneyi 11 aylık çocuğuyla birlikte uzaktan kumandalı bombayla aracını havaya uçurarak öldürdü. Bu menfur olay PKK’nın hak hukuk tanımaz, insanların hayat hakkına saygı göstermez yüzünü bir kere daha ortaya serdi. Bakalım kimler ne diyecek. Bu münasebetle, Eylül 2105’te PKK terörü üzerine yazdığım iki yazıyı tekrar okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

PKK varlığını, faaliyetlerini ve şiddet eylemlerini, her ne kadar yetkin ve yeterli biçimde açıklanmış ve işlenmiş olmasa da, bir siyasî felsefeye dayandırıyor. Bu çerçevede, meşru ve ahlâkî bir zeminde bulunduğuna ve yürüdüğüne inanıyor. Buna karşılık, PKK’ya verilen cevaplar çoğu zaman doğru dürüst bir ahlâkî, felsefî temele oturmaktan uzak. Bölücülükle itham etmek, kardeşliğimize zarar vermeyin demek, huzurumuzu bozmayın talebinde bulunmak PKK açısından hemen hemen hiçbir şey ifade etmez. Genel olarak bakıldığında da PKK’nın gerekçelerinin çürütülmesini sağlamaya kâfi gelmez. Sıcak olaylar ve ölümler elbette hepimizi üzüyor, öfkelendiriyor, hissî tepkiler vermemize sebep oluyor, ama hiç olmazsa bazılarımızın daha soğukkanlı olup ahlâkî ve felsefî temele dayanan değerlendirmeler yapmaya, problemi derin analizlere tâbi tutmaya çalışması lâzım.

PKK aslında felsefesi basit bir örgüt. Ağırlıklı olarak 1960’ların bağımsızlıkçı ve kalkınmacı sosyalist görüşlerini savunuyor. Bir diğer özelliği ise seküler, hatta laisist olması. O kadar laisist ki, yakın zamanlara kadar, dindar Kürtlerle PKK arasında her zaman kapatılması zor bir mesafe bulunmaktaydı. Şimdilerde bu mesafe, geçici de olsa, kapanıyor gibi.

PKK’nın ana argümanı self determinasyon. Bu argümandaki basit mantık şöyle ilerliyor: Her halkın kendi kendini yönetmeye hakkı vardır. Kendi kendini yönetmek demek kendi devletine sahip olmak demektir. Kürtler de bir halktır. O hâlde Kürtlerin de kendini yönetme, dolayısıyla bir devlete sahip olma hakkı vardır. Bu amaca yönelik olarak şiddet kullanmak meşru ve gereklidir. Bu ana argümana Türklerin Kürt topraklarının işgalcisi olduğu, Kürtleri sömürdüğü gibi yan argümanlar da ekleniyor. Bu tezleri ele alıp analiz edeceğim. Ancak, şunu tekrar belirtmekte fayda var: Bu fikirlere, “bölücülük yapmayın”, “kardeşliğe zarar vermeyin”, “hainlik yapmayın”, “huzurumuzu kaçırmayın” gibi sözlerle cevap vermek hiçbir işe yaramaz. Bırakın PKK içindeki Kürtleri, meseleye dışardan bakan tarafsız gözlemcileri dahi ikna etmez.

PKK’nın tezlerinin ciddî biçimde ele alınması ve çürütülmesi şart. Bu, PKK’yı tamamen yok etmeyi sağlamasa bile, üzerine oturduğu zemini önemli ölçüde daraltır, PKK içindeki meşruiyet algısını zayıflatır. Çünkü, nihayetinde, insanların silaha sarılmasını ve tetiği çekmesini sağlayan faktör bir zihniyet, bir anlayış. Silahlı adamlarla mücadele elbette sürdürülmek zorunda. Ama bu mücadelenin fikir mücadelesinin yerini alması imkânsız. Kürtler arasında gittikçe daha fazla yayılan bu tezler çürütülmedikçe Kürt problemi asla tam olarak çözülemez.

Devletin resmî dili bölücülükten söz ediyorsa da, uluslararası literatürde hâkim olan adlandırma, ayrılıkçılık. Böyle bakıldığında PKK bir ayrılıkçı örgüt. Ülkenin bir parçasını çeşitli gerekçelerle ana kitleden koparmak, ayırmak istiyor. PKK içinden bakanlar meseleyi bir bölme/bölünme meselesi olarak değil köleleştirilmiş, en azından mağdur edilmiş, haksızlığa uğratılmış bir milletin egemen güçten ayrılma ve bağımsızlığını kazanma mücadelesi olarak görüyor.

Ayrılıkçılık siyaset felsefesi ve teorisinde epeyce meşgul olunan bir konu. Ayrıca bir dünya gerçeği. Türkiye ayrılıkçı bir hareketle karşılaşan ne ilk ne de son ülke. Hâlen dünyanın çeşitli yerlerinde ayrılıkçı hareketler var. Bunların bir kısmı silaha başvuruyor. Diğerleri ise barışçıl yolları kullanıyor. PKK şiddeti odağa alan bir örgüt. Bunda ona hâkim olan siyasî felsefe kadar bu coğrafyada hüküm süren kültürün de tesiri, payı var.

Literatüre bakıldığı zaman ayrılıkçılığın lehine ve aleyhine on kadar argümanın sıralandığı görülüyor. Başka bir deyişle, bu meseleyi en azından yirmi ilke/değer/konu etrafında tartışmak lazım. Ayrılıkçılık hakkında yazılmış en iyi kitaplardan biri olan Alan Buchanan’ın Secession’ı (Ayrılıkçılık) tüm argümanları etraflı analizlere tâbi tutmakta. Türkçede de Hüseyin Kalaycı’nın dikkate almaya değer bir çalışması var. İlgili eserlere bakınca anlaşılıyor ki, bu argümanlar bazen birbirini desteklerken bazen de birbirini tekzip edebiliyor. O yüzden, her ayrılıkçılık olayını tam olarak anlayabilmek için bu argümanlar etrafında kapsamlı analizler yapmak gerekiyor. Kürt ayrılıkçılığı için bunun yapıldığını söyleyebilecek durumda değiliz. Nefes nefese yaşıyor ve çoğu zaman öfkelerimize, önyargılarımıza teslim oluyoruz.

Yeni Yüzyıl, 02.08.2018