.: Yusuf Şahin

Pis bir gerçek, teorimizi berbat eder mi?

Ülkemizin geleceğine umutla bakmak isteyen sade bir insanım. Hükümetin hiç gündeminde yokken, her döneme, başka sorunların çözümünün yanı sıra, Kürt sorununun da bugünkü mecrada çözülmesi gerektiğini söylemeye çalışarak başlayan biriyim.

Millî Eğitim Bakanımızın bir kitabında, yıllar önce, şöyle bir şey okumuştum: Pis bir gerçek güzelim teorinizi berbat edebilir.

***

Son birkaç aydır ilginç şeyler oluyor:

Anayasa Mahkemesi, uzun tutukluluk sürelerine ilişkin bir karar verdi.

Mustafa Balbay, bu karardan hareketle mahkemeye başvurdu ve tahliye edildi.

Mustafa Sarıgül, CHP’ye geri döndü. Şimdilerde ise İstanbul Belediye Başkanı adayı olmayı bekliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu, ABD’ye gitti ve bir dizi temasta bulundu.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine mahkemeye başvuran BDP’li milletvekilleri hakkında tahliye kararı çıkmadı.

Dershanelerin dönüştürülmesi gündeme geldi ve taraflar birbirine epey şey söyledi.

İdris Bal, dershane tartışmaları esnasında partisinden istifa etti.

Yine Hakan Şükür, dün, partisinden istifa etti. Gerekçe, partisinin dershanelere ilişkin tavrıydı.

Fehmi Koru, bu aralar oldukça önemli yazılar yazdı.

CHP, Ankara’da Mansur Yavaş’ı, Adana’da da Aytaç Durak’ı aday göstermeye hazırlanıyor.

[Liste uzayıp gidiyor]

***

Yaklaşık iki yıla yakındır temel tezim şu: Yerleşik yapı (ve bu yapıya eklemlenmeye hazır olanlar) Başbakanın Cumhurbaşkanı olmaması için yerel seçimlere doğru belge/dosya savaşı başlatacaklar. Sonrasında oluşacak havada da, Başbakan ile Cumhurbaşkanını karşı karşıya getirecekler; denenmiş bir Cumhurbaşkanını, denenmemiş, üstelik de ne yapacağı belli olmayan, kafasına estiğinde herkesi şaşırtan bir Başbakana tercih edecekler;Abdullah Gül’ün ikinci kez Cumhurbaşkanı olmasını destekleyecekler. Cumhurbaşkanının yanına, Ak Parti’den Bülent Arınç gibi bazı isimler de eklemlenecek. (Bu düşüncemin detayları da var. Ama onların burada açıklanması hem gereksiz hem de zor.)

Buna itiraz edenler, genellikle, iki dost siyasetçinin birbirine rakip olamayacağını söylediler hep. Ben de Peygamberimizden sonrasını hatırlattım. Kimsenin melek olmadığını, iktidar mücadelesinin bazen iki dostun arasını da açabileceğini belirttim.

Bugün bu ihtimal belki yine bir ihtimal, ancak, çok küçük bir ihtimal. 

Bugün bu ihtimalin Abdullah Gül etrafından gerçekleşmesini zayıf görüyorum. Cumhurbaşkanımızın dershaneler üzerine yaptığı bir açıklama, iki eski dostun arasının açılması ihtimalini azaltmış gözüküyor.

***

İlk bölümde özetlediğim ve detaylandırılabilecek gelişmelerden hareketle, “daha bildik” ve “tabiatı itibariyle öngörülebilir” biri etrafında bir kenetlenmenin sağlanmak isteneceğine yönelik düşüncemi muhafaza ediyorum.

Peki, bu isim kim olur? Bu ismin iki özelliğini yukarıda, tırnak içerisinde verdim. Buna uyan, Abdullah Gül’ün dışında, başka isim bulmak zor değil. (Aklımda elbette biri var. Ama buraya almayı gereksiz buluyorum.)

***

Yukarıda özetlemeye çalıştığım, sadece bir öngörü. Ben kâhin değilim. Ülkemizin geleceğine umutla bakmak isteyen sade bir insanım. Hükümetin hiç gündeminde yokken, her döneme, başka sorunların çözümünün yanı sıra, Kürt sorununun da bugünkü mecrada çözülmesi gerektiğini söylemeye çalışarak başlayan biriyim.

Bir insanın gözyaşının her şeyden daha önemli olduğunu düşünenlerdenim.

Hiçbir şeyin yaratılmışların en şereflisi insandan ve insana ait değerlerden daha kıymetli olmadığına inananlardanım.

***

Son söz: Bazılarımız erken havaya girdi. Onlara göre; Türkiye’de derin devlet ve derin yapı çökertildi. Bir daha ayağa kalkamayacak durumda.

Soru: Bugün “dönüştü” dediğiniz kurumların üst yöneticilerini veya kurul üyelerini kim atıyor? Bu atamalara ilişkin anayasal kurallar ne durumda? Bu iki soruya vereceğiniz cevap, yukarıdaki tartışmayı daha da anlamlı hale getiriyor.

Ben kötümser miyim? Hayır. Sadece aşırı iyimserliğin bizi rehavete sürükleyeceğini düşünenlerdenim. Kendimi illâki bir şekilde tanımlamam gerekirse, “ihtiyatlı iyimser” olmayı tercih ederdim.

***

Çok yakın bir dostumun ifadesiyle: (Bunu Ak Parti bilerek mi yapıyor, yoksa kader-i ilâhî mi, bilmiyorum ama) yine “hayat memat meselesi” olarak görülebilecek bir seçime gidiyoruz.

Zira bu seçimlerdeki psikolojik eşik, bir sonraki ve ona bağlı olarak bir sonraki seçimleri etkileyecek.

Rota Haber