.: Atilla Yayla

Partiler ve Küskünleri

Genel mahallî seçimler hızla yaklaşıyor. Ancak, siyaset mahallî seçimlerden ziyade bir genel seçim havasında. Siyasî partiler sanki belediye başkanları değil de gelecek beş yıl boyunca yürütme-siyasî yönetim görevini üstlenecek cumhurbaşkanı seçilecekmiş gibi kampanya yürütüyor. Adayların da partilerinin de vaatleri mahallî idarelerin yapması gerekenlerin ve yapabileceklerinin çok ötesinde.

Her seçim öncesinde kamuoyu araştırmaları yapılır. Seçimi kimin kazanacağı, hangi partinin ne kadar oy alacağı hakkında tahminler geliştirilir. Bu seçim için de araştırmalar yapıldığına kuşku yok. Bu tür araştırmaları yayın organları yanında iddialı partiler de yaptırıyor. Ama nedense bu seçim sürecinde araştırma sonuçları topluma pek yansımıyor, yansıtılmıyor.

Hemen her seçimin klasiklerinden biri seçimlerin sonucunu kararsız seçmenlerin belirlemesi. Bu sefer de öyle olacağı söyleniyor ve bu akla ve realiteye ters düşmüyor. Yüzde yirmi civarında karasız seçmen bulunduğu doğruysa kararsızlar seçime damga vuracak.

Ancak, bu seçimlerde başka bir faktörün de seçim sonuçları açısından etkili olacağını zannediyorum:  Partilerin küskünleri. Bu küskünler ya sandığa gitmeyecek ya da olağan, olması beklenen tercihlerine değil başka partilere oy verecek.

Her partinin gittikçe genişlediğini sandığım bir küskün seçmenler tabakası var.  Bu vakaya partiler açısından tek tek bakalım.

AK Partili seçmenler arasında küskünler olduğu ve küskünlerin sayısının devamlı arttığı siyaseti iyi gözlemleyenler arasında genel bir kabul görüyor. Bu seçmenler bir şekilde partilerinden hayal kırıklığına uğramışlar ve partilerini tamamen tek etmeseler bile ona ‘ayar çekmek’, bir nevi ders vermek –ikaz göndermek- için bu seçimlerde oy vermemeyi veya başla partilere oy vermeyi düşünüyor. Küskünlüğün sebepleri değişik. Hakkaniyet, adâlet, dürüstlük gibi değerlerden teoride ve pratikte uzaklaşıldığı, demokratik standartlara yeterli özenin gösterilmediği, ehliyet ve liyakatin yerini sadakatin aldığı, vatandaşlar arasında ayrımcılık yapıldığı, AK Parti iktidarının otoriterleştiği ve önceki iktidarlara -özellikle Kemalistlere- benzer hâle geldiği AK Partili küskünlerin başlıca iddiaları arasında. Bu iddiaları dile getirenlerin hemen hepsi meseleye prensip meselesi olarak yaklaştıklarını söylüyor. Bir kısmının gerçekten böyle olduğundan kuşku duymamıza sebep yok. Ancak, AK Parti küskünlerinin  bazıları, soyut ilkelere atıf yapıyor olsalar da, AK Parti’nin merkezî iktidarından ve mahallî iktidarlarından şahsen umduklarını bulamayan ama bu şahsî hayal kırıklığını kamusal yarar, demokrasi endişesi, adâlet, hakkaniyet vs. gibi değerler ve durumlar üzerinden yansıtmaya, bir bakıma kamufle etmeye çalışan kişiler.

AK Parti küskünlerinin siyasetin tepesinde de tabanında da yer aldığı görülüyor. Bu küskünlerin alternatif bir parti kurmaya çalıştığı da iddialar, söylentiler arasında. Bu mümkün, çünkü Türk siyaseti parti yaratmakta hayli başarılı. Bunun olup olmayacağı AK Parti’nin seçimlerde alacağı sonuca bağlı. AK Parti 31 Mart’ta ciddî oy kaybıma uğrarsa küskünler cesaret kazanacak ve kesine yakın bir ihtimâlle yeni partiyi kurmaya yönelecektir. AK Parti’nin oylarında önemsenmeye, dikkat çekmeye yeterli bir azalma olmaması ise bu tür teşebbüsleri caydıracak veya -en azından- ertelettirecektir.

Muhalefette olmanın keyfini sürmesi ve sırtında yumurta küfesi taşımamanın avantajlarından yararlanması gereken CHP de genişleyen bir küskün seçmen tabakasına sahip. Bu seçmenler CHP’nin AK Parti’ye karşı muhalefette etkili olamaması, AK Parti iktidarını devirememesi, gerçek Atatürkçü olmaması, Parti’nin bir dinî çizginin (Alevilerin) partisi hâline gelmesi, Parti liderlerinin büyük düşünemeyip kendi garantili iktidar ceplerine mutlak hâkim olma çabası ve kavgası içinde olması gibi gerekçeler ileri sürüyorlar. Aday belirlemede yaşanan tartışmalar da CHP çevrelerindeki küskünlükleri körüklüyor. Bu çerçevede Mustafa Sarıgül (Şişli), Handan Belli (Avcılar) gibi toplumda karşılığı olduğu düşünülen kimselerin DSP’ye yönelmesi hem bu küskünlüklerin sonucu hem de küskünlüğün tetiklediği ayrışmaları besleyecek bir durum.

MHP küskünler meselesini en ağır şekilde ama daha erken yaşadı. Parti FETÖ’nün operasyonlarına maruz kaldı. FETÖ destekli operasyonlar Bahçeli’nin parti içi iktidarını yıkmaya yetmeyince MHP parçalandı ve İP ortaya çıktı. Türk milliyetçisi camia bu seçime iki ayrı parti ile giriyor. İlginç şekilde, bu partilerden biri Cumhur diğeri Millet İttifakı’nın ana öğelerinden.

Durumu en ilginç olan parti HDP. Bir kere daha işaret etmek isterim ki HDP gibi terör örgütleri ile bağları aşikâr olan, aşırı söylemli, ayrılıkçı Marksist Kürt terörünü bir kere olsun açıkça kınamamış bir partiyi legal alanda muhafaza etmesi ve seçime girmesine izin vermesi Türk demokrasisinin büyük bir başarısıdır. Bu bakımdan Türk demokrasisi, mesela, İspanyol demokrasisinden daha ileridir. Bana göre, Türkiye, bütün sıkıntılara rağmen, aynı çizgide kalmaya devam etmeli ve HDP’yi demokratik standartlara uymaya hukuken teşvik ve toplumsal olarak icbar etmelidir. Buna karşın, HDP de, yavaş yavaş da olsa, terörle arasına bir mesafe koymaya çalışmalı, hiç değilse zamanla bunu yapacağı yolunda işaretler vermelidir.

HDP çizgisi 40 yıldır Kürtler de dâhil tüm topluma kan kusturan terör saldırılarına cephe almadı. Yakın zamanlarda yaşanan kanlı ve kalleş saldırılarda da doğru yerde durmadı. Meselâ mahallelerin etraflarında hendek kazarak işgal edilmesi, hendeklerin başına zorla silahlandırılmış insanların –çoğu zaman çocukların- yerleştirilmesi, siyasal egemenlik haritasının kaba güce dayanarak değiştirilmek istenmesi, belediye imkânlarının terör örgütlerinin emrine koşulması her demokratik partinin uzak durması, kınaması ve karşı çıkması gereken olaylardı. HDP bunu yapmadı, aksine, hendek terörüne ve bu yüzden mahallelerin, insanları hayat alanlarının yıkılmasına, tahrip edilmesine destek verdi. Bu tavrın Kürtler arasında yarattığı yoğun rahatsızlık sandığa yansıyabilir. Ayrıca, HDP yönetimindeki belediyeler PKK’nın oyuncağı olmuş ve halka hiçbir hizmet sunamamışken aynı yerlere atanan kayyumların başarılı mahallî hizmetler vermiş olması da bölgedeki Kürt seçmeni iki tarz arasında karşılaştırma yapmaya itebilir ve HDP’ye karşı küskünlüğü besleyebilir. Şüphesiz,  Cumhur İttifakı bileşenlerinin HDP yönetimini ve siyasetini eleştirirken Kürt seçmeni gücendirmeyecek, dışlamayacak bir söylem tutturması bunu kolaylaştırır. Tersi, Kürt seçmeninin, politikalarına yönelik tüm itiraz ve eleştirilerine rağmen,  HDP arkasında konsolide olmasına katkıda bulunur.

Evet, bana öyle geliyor ki, küskünler hiç bir seçimde bu seçimde olduğu kadar önemli olmamıştı.

Yeniyüzyıl, 5 Mart 2019