.: Mustafa Akyol

Paketin çözüme katkısı

AKP ile BDP/PKK arasında bölgede büyük bir siyasi mücadele yaşanıyor. Siyasi rekabet içinde olanlar karşı tarafın yaptıklarını küçültüp eksikliklerini büyütebilir ve bunun üzerinden sert bir siyasi dil tutturabilirler.

 

Kamuoyunun uzun süredir merakla beklediği “demokratikleşme paketi” açıklandı. Başbakan Erdoğan, bir kısmı yasal ve bir kısmı da idari düzenleme gerektiren 20 maddelik bir paketi toplumun dikkatine sundu. Paket üzerinde olumlu, olumsuz veya çekimser görüşler serdediliyor, canlı bir tartışma yürütülüyor. Paketin iki hatta ilerlediği söylenebilir: Bir tarafta siyasi yaşamı demokratikleştirecek hükümler var. Seçim sistemine ilişkin alternatifler getirilmesini ve Siyasi Partiler Kanunu’nda partileri teşkilatlanma, üye alımı, propaganda ve mali açılardan güçlendirecek önerileri bu bağlamda değerlendirmek mümkün. Diğer tarafta ise farklı toplumsal kimliklerin taleplerini karşılamaya yönelik düzenlemeler bulunuyor. Bu çerçevede, ayrımcılıkla mücadele için yasal ve kurumsal yapılanmaya gidilmesi, kamuda başörtüsünü yasağına son verilmesi, ilköğretimde andımızın kaldırılması, özel okullarda anadilde eğitimin önünün açılması, Mor Gabriel Manastırı’nın arazilerinin iadesi, Romanların sorunlarını araştırmak üzere bir enstitünün kurulacak olması ve benzeri düzenlemeler dikkat çekiyor. Türkiye’de demokratikleşme çoğunlukla Kürt meselesiyle bağlantılı ele alınıyor. Nitekim “demokratikleşme paketi”ne de yürümekte olan çözüm sürecinin ikinci aşamasının bir parçası ve gereği olarak bakılıyordu. Paketin hazırlanmasında sürecin etkili olduğuna ve demokratikleşme ile Kürt meselesinin çözümü arasında doğrudan bir ilişki bulunduğuna şüphe yok; ama Türkiye’de devletle sorunu olan tek kesim de Kürtler değil. Bugüne kadar birçok kimliğin devletin gayri-hukuki ve gayri-ahlaki zorba uygulamalarına maruz kaldığı ve haklarından mahrum edildiği izahtan vareste olsa gerek. Bu nedenle pakette sadece Kürt meselesiyle ilintili hususlara değil toplumdaki diğer fay hatlarının kırılmasını önlemeye yönelik düzenlemelere de yer verildiği görülüyor. Bu tavır, hem ahlaken hem de siyaseten doğru. Ahlaken doğru; zira siyasetin her kesimin taleplerini görme ve onları meşruluk dairesi içinde karşılama gibi bir yükümlüğü vardır. Siyaseten de doğru; zira paketin farklı grupların yaşadıkları mağduriyetleri giderme amaçlı olması bir yandan değişik kesimlerden destek alınmasını, diğer yandan da tepkilerin aşağıya çekilmesini sağlar.

Kürt siyasetinin beklentileri 

Demokratikleşme paketi -diğer alanları olduğu gibi- Kürt meselesini de etkileyecek. Çünkü içerikte Kürt meselesini doğrudan ve dolaylı ilgilendiren hükümler söz konusu. Kürt siyasi aktörlerinin genelde sürece, özelde pakete ilişkin olarak kristalize olmuş üç talebi vardı: Seçim barajı, anadilde eğitim ve TCK ile TMK’da değişiklik yapılması. Yerel yönetimlere ilişkin de birtakım talepler söz konusuydu ama bunlar, diğer üç talebe oranla aciliyet içermiyordu.Pakette Kürt siyasetinin önem atfettiği iki noktada düzenlemeler yapılmış: İlki seçim barajı ile ilgili. Her ne kadar üç alternatiften söz edilse de, kanımca Türkiye 2015 genel seçimlerine mevcut sistemle gitmeyecek ve Türkiye’nin parlamentosu yeni bir seçim sistemiyle şekillenecek. İster yüzde 5 + daraltılmış bölge sistemi olsun, ister dar bölge seçim sistemiyle olsun yapılacak bir seçimde BDP’nin şu anda sahip olduğundan daha fazla milletvekili çıkarma ihtimali bulunuyor. Ayrıca SPK’da yapılan değişiklikler de BDP’ye güç kazandıran bir nitelik taşıyor. İkincisi ise anadilde eğitim talebiyle ilişkili. Paket, özel okullarda anadilde eğitim yapılmasına imkan sağlayacak yasal değişikliklerin yapılacağı belirtiliyor. BDP anadilde eğitim hakkının tanınıp güvence altına alınmasını ve kamu okullarında bu eğitimin verilmesini talep ediyor. Atılan bu adımı, bu hedefe giden bir ön aşama olarak değerlendirmek mümkün. Türkiye özellikle son on yıldır dil yasaklarını yavaş yavaş ortadan kaldırıyor. Böylece hem mevzuatını daha da özgürleştiriyor, hem de toplumu daha radikal adımlara hazırlıyor. Özel okullarda anadilde eğitime geçilmesi, psikolojik bariyerlerin yıkılmasını sağlayacak ve bir sonraki safhada kamu okullarında anadilde eğitim verilmesine zemin teşkil edecek. 

Önemli eksiklik: TCK ve TMK

Süreç açısından paketin en önemli eksiği Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) beklenen değişikliklerin yapılmaması. Halihazırdaki terör tanımı, demokratik faaliyetleri bile terör kapsamına sokacak ve kişilerin terörizmle ithamına sebebiyet verecek kadar geniş. Dolayısıyla bu tanımın değişmesi son derece mühim. İki açıdan: Terörün sadece şiddet eylemleriyle ilişki bir şekilde tanımlanması, hem Türkiye’nin demokratik standartlarını yükseltip özgürlük alanını genişletme, hem de çözüm sürecinin ivme kazanmasını sağlayacak potansiyele sahip. Çünkü bu tür bir değişiklikle, KCK Operasyonlarından tutuklu bulunan çok sayıda kişi özgürlüğüne kavuşabilir, süreçteki sıkışıklık giderilebilirdi. Ancak hükümet bu değişikliği yapmadı. Sanırım bunun altında yatan neden, hükümetin PKK’nin çekilme hızından/oranından ve almış olduğu çekilmenin durdurulması kararından duyduğu rahatsızlık yatıyor. Muhtemelen PKK -Öcalan’ın isteği doğrultusunda- çekilmeyi tamamlamış olsaydı, bugün KCK tutuklularıyla ilgili olarak acilen çözümlenmesi gereken bu mesele de paketteki yerini almış olurdu. Ancak bu gerçekleşmediği için olsa gerek hükümet bu adımı bir sonraki aşamaya erteledi. TCK ve TMK’da değişiklik olmaması, önümüzdeki günlerde de bir değişikliğin yapılmayacağı anlamına gelmez. Meclis’in açılış resepsiyonunda Erdoğan ile BDP’liler arasında yaşanan diyalog manidar. Kendisine “Hepimiz TMK mağduruyuz. İçerdeki siyasetçiler özgürleşmeden barış imkanı olmayacak” diye TMK’dan kaynaklı şikayetlerini ileten BDP Milletvekili Sırrı Sakık’a Başbakan Erdoğan’ın verdiği “Önümüzdeki günlerde hep beraber inşallah” şeklindeki cevap, bu konuda kapıların kapatılmadığını gösteriyor.  

BDP ve PKK’nin tepkisi

Kürt siyaseti, paketin Başbakan tarafından duyurulmasından hemen sonra yaptıkları açıklamalarda genelde pakete dair olumsuz fikir beyan ettiler. BDP Eşgenel Başkanı Gültan Kışanak, “Başbakan’ın bir çözüm değil, seçim paketi açıkladığını ve hükümetin gayesinin kendi iktidarına süreklilik kazandırmak olduğunu” söyledi. KCK ise “hükümetin çözüme ciddiyetle yaklaşmadığını, bir oyalama taktiği uyguladığını, çözüm sürecini AKP bir daha seçim kazansın diye başlatmadıklarını, AKP’nin bu tavrıyla süreci fiilen bitirdiğini” belirtti.Pakete gösterilen bu sert tepkinin bir nedeni, siyasi rekabet. AKP ile BDP/PKK arasında bölgede büyük bir siyasi mücadele yaşanıyor. Bu nedenle siyasi rakiplerin birbirlerinin yapıp etmelerini mutlaka onamaları veya büyük değer atfedip takdir etmeleri beklenemez. Art arda önemli seçimlerin yapılacağı bir dönme giriliyor; taraflar tabanlarını diri tutmak istiyorlar. Dolayısıyla siyasi rekabet içinde olanlar karşı tarafın yaptıklarını küçültüp eksikliklerini büyütebilir ve bunun üzerinden sert bir siyasi dil tutturabilirler. Ancak bütün bir süreci ve sürecin akıbetini bu tepkiler üzerinden okumak da doğru olmaz. Kürt siyasetinin pakette doğrudan karşı çıkabileceği bir tek madde bulunmuyor. Özel okullarda da olsa anadilde eğitim bir tabuyu kırıyor. Seçim sisteminde yapılacak değişiklik, temsilde adalet için önemli bir kapı aralıyor. Köy isimlerinin iadesi ve andımızın kaldırılması, sembolik ama çok önemli bir anlam ihtiva ediyor. Başörtüsü yasağına son verilmesi, büyük bir kısmı başörtülü olan BDP tabanı için de bir özgürlük genişlemesine sebebiyet veriyor. Kürt siyasetinin tüm bu olumlu gelişmeleri elinin tersiyle itmesi düşünülemez. Zira pakette yer alan bazı maddelerle ilgili BDP, geçmişte TBMM Başkanlığı’na yasa teklifleri sunmuştu. Hiç şüphesiz Kürt siyasetinin pakette eksik bulduğu birçok konu olacaktır, bu da son derece normaldir. Ancak bu, pakette yer alan ve geçmişte BDP’nin de takipçisi olduğu artıları görmemeyi haklı kılmaz. 

Pozitif gündem

Nitekim ilk anın sıcaklığı geçtikten sonra BDP, pakete daha serinkanlı bir yaklaşım göstermeye başladı. Kışanak, andımızın ve başörtüsü yasağının kaldırılmasının önemini teslim etti ve bunları desteklediklerini açıkladı. BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken “Toptan reddeden veya toptan kabul eden bir yaklaşım yanlış. İzleyeceğimiz siyasi tutum da bu çerçevede olacak” dedi. Bu itibarla BDP’nin bundan sonraki dönemde, paketteki olumlulukları sahiplenen, eksiklikleri vurgulayan ve Meclis içinde/dışında yapacağı faaliyetlerle içeriğinin geliştirilmesine hizmet eden bir yol haritası izlemesi beklenebilir. Açıklanan paketin en önemli sonucu, Türkiye’de demokratikleşme konusunda tekrardan pozitif bir gündem oluşturmasıdır. Hatırı sayılır bir vakittir gündemi işgal eden ve bazı mahfillerde epey prim yapan “totaliterleşme”, “otoriterleşme” iddiaları etkisini yitirdi ve Türkiye’nin demokratikleşme yolunda sistemi reforme etme çabalarına devam edeceğini gösterdi. Elbette eksiklikler var; Alevilerin taleplerini karşılayan, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına imkan tanıyan düzenlemelerin olmaması altı çizilmesi ve kısa zamanda telafi edilmesi gereken eksiklikler. Çözüm sürecine dönük adımlar da yeterli değil. Ama buna rağmen Türkiye, demokratikleşmede artık dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Her geçen gün siyasetin zeminin daha fazla güçlendiren bu yol, şiddete açılan kapıları da bir bir kapatıyor. 

vahapcoskun@gmail.com

Açık Görüş, Star, 5 Ekim 2013

Kaynak: Paketin çözüme katkısı – Açık Görüş – Star Gazete http://haber.stargazete.com/acikgorus/paketin-cozume-katkisi/haber-795348#ixzz2h1SHCxhV

Ayrıca bakınız...

vahap-coskun-02

Şüphe bulutlarını dağıtmak

Sedat Ergin, Kara Havacılık Komutanlığı iddianamesini esas alan on yazı kaleme aldı. Titiz bir incelemeyle, ...