.: Yorum Analiz

Özge Genç – Alevi açılımı ve sonrası…

AK Parti iktidarının Alevi “açılım”ı siyaseti ilki ve sonuncusu bir suskunluk dönemine tekabül eden dört döneme ayırmak mümkün: 2002-2007 arasındaki suskunluk dönemi, 2008-2009’daki Muharrem ayı oruçları dönemi, 2009-2010’da Alevi çalıştayları süreci ve sonrasında yeniden suskunluk dönemi. AK Parti hükümeti, 2009’da başlattığı ve daha çok Sünni temsilcilere Aleviler’i Aleviler’in ağzından dinleme imkanı yaratan Alevi çalıştayları sonrası dönemde, cemevlerinin ve dedelerin statüsü, din eğitimi müfredatı, eşit yurttaşlık ve ayrımcılık başlıklarının altını doldurmaya yönelik hiçbir idari ve hukuki adım atmadı. Yine de, Alevilik’i ciddiye aldığını gösteren sembolik adımlar ve söylem üretme çabalarıyla bu dönemi yönetmeye çalıştı. 2015 sonunda ise 64. Hükümet Programı çerçevesinde başlattığı Alevi açılımında, Adalet Bakanlığı çatısı altında toplanan komisyon, öncelikli olarak cemevlerinin hukuki statüsü ve dedelerin devlet katında nasıl tanımlanacağı meselelerini gündemine aldı. Komisyon’un hazırlayacağı taslağın 2016 Nisan ayı içerisinde Meclis’e sunulması bekleniyordu. Yeni bir yasa çerçevesinde cemevlerinin bir şekilde hukuki mevzuat içinde yer almaya başlaması ve böylelikle hukuki korumadan, haklardan ve kamu kaynaklarından yararlanması bekleniyor. Alevi açılımının öncelikli konu başlıklarından biri olan cemevlerinin hukuki statüsü konusu teknik anlamda Bakanlar Kurulu kararında yer alan cami, mescit, kilise ve havra gibi ibadet yerlerine  cemevleri eklenerek çözülebilir. Ancak şu an “cemevleri ve irfan merkezleri” gibi yeni bir statü yaratmak istendiği için yeni bir yasal  düzenlemeye ihtiyaç duyuluyor.

Toplumsal ilişkileri ve mutabakat zeminini güçlendirmek için iki tarafın karşılıklı korku ve önyargılarına aynı anda hitap edilmesi gerekiyor.

AK Parti, Alevi-Sünni eşitsizliği konusundaki çözüm arayışlarını toplumsal, ekonomik ve siyasi anlamda hakim olan Sünni kesimi rahatsız etmeden ve onlara da hitap eden yeniliklerle birlikte dikkatli ve zamana yayarak sürdürmeyi tercih ediyor. Örneğin, Alevilik ile ilgili tartışmalarda din eğitimi için Tevhid-i Tedrisat ile, cemevleri içinse tekke ve zaviyelerle ilgili dindar Sünni kesim için de Cumhuriyet tarihi boyunca sorun teşkil etmiş kanunlara referans veriliyor. Hükümet, bu tür bir çözüm arayışına paralel olarak Aleviler’i kendilerini tanımlamaya, kendi aralarında anlaşmaya, tutarlı olmaya ve kendilerini Sünniler’e ispat etmeye zorlayarak topu Aleviler’in üzerine atıyor. AK Parti’nin meseleye eşit haklar açısından yaklaşmaktansa sürdürdüğü teolojik yaklaşımı, hâlihazırda Sünni-Alevi geriliminden kaynaklanan sorunları daha da çetrefilli bir hale getiriyor. Aleviler “eşit vatandaşlık” ve “haklar-özgürlükler” derken, Hükümet Aleviler’den teolojik tutarlılıklarını ispatlamalarını bekliyor. Sonuç olarak, AK Parti’nin Sünni kesimin mutabık kalacağı bir “üst-dil” kurma çabası, Sünniler’e kendilerini ispatlama konumunda kalan Aleviler tarafından “Sünnicilik” olarak algılanıyor.

Devletin cemevlerini ibadethane olarak tanımaması, Aleviler için mağduriyet ve dışlanma hissinin ve kimliklerinin tanınmamasının en önemli tetikleyicisi. Alevi çocuk ve gençlerin okullardaki din derslerinde karşılaştığı sorunlar ise iktidarların Aleviler’i yönetme veya asimile etme politikalarıyla ilk karşılaşma anını oluşturuyor. Bu doğrultuda, Alevi açılımında daha uzun vadede çözüm arayışlarına ihtiyaç olan meselenin toplumsal boyutu, bu iki konuda kaydedilen ilerleme ile önü açılacak nitelikte.

Bu konuda yakında kamuoyuyla paylaşılacak olan PODEM’in büyük kısmını Yaşama Dair Vakıf (YADA) ile Türkiye çapında Alevi-Sünni ebeveyn ve gençlerle yaptığı saha çalışmaları Alevi-Sünni meselesinin toplumsal boyutun içini doldurarak ve geleceğe dair siyaseti şekillendirmede bu kesimlerde göz ardı edilmemesi gereken değişim ve dönüşümün ipuçlarını veriyor. Saha çalışmalarının gösterdiği önemli noktalardan biri Aleviler arasında belli bir kesimin sertleşirken, belli bir kesimin de Sünnilere karşı yumuşadığı. Özellikle kent yaşamı karşılaşmaları artırdığı için Sünni ve Alevi kesimler arasındaki etkileşimin arttığını, örneğin başörtüsüne karşı sert tutumun Aleviler arasında oldukça yumuşadığını görüyoruz.

Saha çalışmalarının gösterdiği önemli noktalardan biri Aleviler arasında belli bir kesimin sertleşirken, belli bir kesimin de Sünnilere karşı yumuşadığı…

Öte yandan, Alevilere karşı tarihsel ötekileştirmeyi perçinleyen her olumsuzluk, hükümetin umut yükseltip reformları yerine getirmemesi, kaygıların körüklenmesine ve mağduriyet hissinin sürekli hale gelmesine yol açıyor. Alevi gençlerin toplumsal olaylarda ya da Aleviler’in yoğun yaşadığı mahallelerde polisle çatışmalarda hayatını kaybetmesi, özellikle Alevi kimliğini daha siyasi bir şekilde ve hak mücadelesi olarak yaşayan gençlerde sertleşmeye neden oluyor.

Bu noktada Alevi temsilcilerinin tavrı da sertleşen kesimden beslenebiliyor. Temsilcilik konumunda olanlar kendi tek tip Alevilik tanımları üzerinden söylem ve çözüm önerileri üretebiliyor; mağduriyete aşırı vurgu Alevi toplumunun kendi içindeki açılmayı engelleyebiliyor. Aleviler’in devlet/hükümet tarafından önünün açılamaması, bu kesimdeki tıkanıklığın ve bu kesimin içindeki sertleşmenin önünü açıyor.

Benzer şekilde Sünniler arasında da Alevi kesimle empati kuranlar ve kuramayanlar arasında bir ayrım ortaya çıkıyor. Sünniler arasında Aleviliği “kafirlik” gibi tamamıyla reddedenler olduğu gibi, kendi okumalarına göre Alevi kesimine ayrıştırarak bakanlar var. Örneğin, bir kesime göre namazı reddedenler kötü, diğerleri iyi olabiliyor. Aleviler’in kimi zaman Sünniler’i ayırt etmeksizin “dinci”, “gerici”, “IŞİDCİ” olarak damgalaması, Sünniler’deki hakkaniyet duygusunu zedeliyor.

Saha çalışmalarında en çok göze çarpan ezberler arasında bütün dindar Sünniler’in IŞİDCİ ya da IŞİD sempatizanı, Aleviler’in ise DHKP-C’li ya da DHKP-C sempatizanı olduğuna ilişkin karşılıklı basmakalıp genellemeler yer alıyor. Siyasetçilere ve temsilcilere de yansıyan bu tarz sterotipleştirmeler yüzlerce yıllık husumetin getirdiği problemleri çözmüyor, aksine yeniden üretiyor. Toplumsal ilişkileri ve mutabakat zeminini güçlendirmek için de iki tarafın karşılıklı korku ve önyargılarına aynı anda hitap edilmesi gerekiyor.

Bu tespitler ışığında, Alevi meselesinin toplumsal boyutuyla ilgili hükümetin yapması gereken, dünyanın farklı demokratik sistemlerinde olduğu gibi bu meseleye vatandaşlarının farklı ihtiyaçlarına hizmet eden bir aygıt olarak yaklaşması. Bu doğrultuda, hem inanç ve ibadet merkezi, hem kültürel ve sosyal mekanlar, hem de cenaze ve taziyelerin yapılmasına olanak veren mekanlar olarak daha da fazla ihtiyaç duyulan cemevlerinin konumunun ve öneminin güçlendirilmesi gerekiyor. İkinci olarak, Aleviler’in haklar ve özgürlükler konusunda Sünniler ile eşit olmayan tarihsel konumlarına ilişkin telafilerin ötesinde, Alevi kesimin ekonomik, siyasi ve kamusal anlamda etkinliğinin ve refahının artmasına ilişkin politikaların da üretilmesine ihtiyaç var. Örneğin; Aleviler’in siyaset, bürokrasi, polislik gibi kamu işlerinde daha fazla görünür olmasına yönelik politikaların geliştirilmesi, sosyal anlamda hareketlilik ve etkileşimi artırarak, Alevi ve Sünniler arasında geleceğe yönelik bir mutabakatın zeminini oluşturabilir.

Karar Gazetesi, 04.05.2016

Ayrıca bakınız...

Referandumun meşruluğu gerekliliğini göstermiyor

Referandumun meşruluğu gerekliliğini göstermiyor – Mahmut Özdemirkol

Bu aralar Türkiyeli Barzani’ye yakın ya da Barzani’yi önemseyen gruplarda ilhamını yine Barzani ve politbürosunun ...