.: Atilla Yayla

Özal’ın Üç Temel Özgürlüğü

17 Nisan Turgut Özal’ın 26. ölüm yıldönümü idi. Vefat haberini aldığımda bir toplantı için Almanya’daydım. Kalbimde derin bir sızı hissettim, çok zamansız bir vefattı. Sonra tuhaf bir yalnızlık hissine kapıldım. Oysa Özal ile pek şahsî münasebetim olmamıştı. Bir iki defa karşılaştık ve sadece el sıkışıp bir iki nezaket ve hâl hatır sorma cümlesi sarf ettik. Hissettiğim burukluğun ve yalnızlığın sebebi, sanırım, birçok bakımdan Özal’ı ve yaptıklarını onaylamam ve önemsememdi.

Özal Türkiye’de terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka ile başlayıp Demokrat Parti ve Adalet Partisi ile devam eden geleneğin mensubuydu. Kendinden önceki liderlere nispetle daha dindardı. Onun siyasette önemli şeylere imza atması siyasetin merkez sağında gidişatın daha dindarlığa doğru olduğunun açık bir işaretiydi. Nitekim ondan sonraki siyasî hareket olarak AK Parti’nin liderleri dindarlığını saklayan mahcup siyasetçiler olmanın çok ötesine geçecekti.

Özal bir teknisyen, bir bürokrat ve nihayet bir siyasetçiydi. Günlük hayatı iyi okuyan ve teknik ayrıntılara önem veren bir öncüydü. Sistematik bir fikir birikimi ve çizgisi yoktu. Ama gerek yetişme biçimi gerekse Türkiye içi ve dışı iş tecrübeleri onu liberal piyasacı fikirlerle yerli kültürü harmanlamaya itmişti. Bu anlamda kendi başına bir sentezdi. Dindardı ve bundan utanmıyordu. Ama herkesin kendisi gibi olması için bir arzusu ve çabası yoktu. Piyasa ekonomisi modelinin önemini ve yararını anlıyordu.

Bir ülkenin gelişmesinin nereden geçtiğini pratik olarak kavramıştı: Özgürlük. Görüşlerini daha sonraları üç özgülük formülüyle ifade etti: Din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğü. Gerçekten, bu özgürlükler, alt yapıları ve açılımlarıyla birlikte, sadece müreffeh bir hayatın değil, onunla iç içe geçmiş olarak, barışçıl ve huzurlu bir hayatın da gerekleri.

Özel bürokratik vesayeti kırma yolunda Demirel’in çekingenliğinden (veya çaresizliğinden) sonra önemli adımlar attı. Onu şeytanlaştıran sol çevrelerin iddiasının aksine askerler sayesinde değil askerlere rağmen iktidara geldi. Evren cuntası siyaseti iki ana çizgide kontrol altına alacak bir yapı tasarlamıştı. Ama Özal oyunu bozdu. Anavatan Partisi ile devletin kurduğu MDP ve HP’yi sollayarak seçimi kazandı. İktidarı döneminde ceza kanunundaki özgürlüğü kısıtlayan maddeleri (14, 142, 163) kaldırttı. 12 Eylül cuntasının icraatlarını tasfiye etmeye başladı.

Özal askerlerin genelkurmay başkanını kendi kendilerine atamaları anlayışına son verdi. Kendi tercih ettiği kişiyi o makama atadı. O kişi de, trajikomik şekilde,  daha sonra, Körfez Savaşı konusunda  fikir çelişkisine düştüğü Özal’a itaat edecek yerde, istifa etti. Özal Saddam’ın Halepçe katliamından kaçan Kürtlerin Türkiye’ye sığınmasını sağlayarak askerî kafanın Türkiye’yi felakete sürükleyecek bir icraata imza atmasını (sığınmacıların silahla durdurulmasını) engelledi.

Özal devletin görevinin halka hizmet etmek olduğunu söyleyerek Türkiye’de her cenahta egemen olan halk devlete hizmet etmelidir felsefesine meydan okudu. Türkiye’ye özgüven aşıladı. Serbest ticaretin önemine işaret etti ve ABD’ye “sizden yardım istemiyoruz sizinle ticaret yapmak istiyoruz” mealinde mesajlar verdi. Türk müteşebbisleri Özal zamanında dünyaya açıldı. Devletçi Kemalist İstanbul sermayesine daha sonra Anadolu Kaplanları adı verilen bir alternatif çıkması süreci Özal zamanında başladı.

Zamanın devletçi Kemalist medyası gerici ve cumhuriyet düşmanı gördüğü Özal’a savaş açtı. Hürriyet gazetesi, başka manşetlerinde tek adama tapınmaya devam ederken,  Özal’ı tek adamlıkla, diktatörlükle suçlayan saldırgan manşetler çekti. Özal medyanın saldırısına basın ilan kurumunun işleyişini değiştirerek ve gazete kâğıdına devlet desteğini kaldırarak cevap verdi. Erdoğan zamanında zirveye çıkan ve maalesef bir aşırılıktan başka bir aşırılığa kayan medya değişimi böylece onun zamanında başladı.

Özal son yıllarında partisinin kontrolünü elinden kaçırdı. Bu yüzden yavaş yavaş Çankaya’da tecrit edilmesini önleyemedi. ANAP’ın daha devletçi bir çizgiye kaydığını görünce yeni bir siyaset hareket başlatmaya niyetlendi. O yıllarda ben Ankara’da Hacettepe Üniversitesi’nde çalışmaktaydım. Bu teşebbüse ne ben ne de benim başını çekmekte olduğum Liberal Düşünce Topluluğu ilgi gösterdi. Gördüğüm kadarıyla Özal sırasını savmış, yapabileceklerini yapmıştı. Yeni bir siyasî hareket başlatması da, başlatsa bile bir sonuç alması da zordu. Zaten etrafında genellikle eski tüfek sosyalistler vardı. Bu kimseler bazı demokratik ilke ve değerleri dile getiriyorlardı ama onların felsefî arka planından haberdar ve tüm açılımlarına ve sonuçlarına razı oldukları yolunda bir umut vermiyorlardı. Nitekim sonraki yılarda çok farklı noktalar savruldular. Egolarını her şeyin önüne koydular ve kamusal entelektüel olma vasıflarını kaybettiler.

Ben ve bazı arkadaşlar, yeni nesil olarak, o yıllarda daha ziyade liberal entelektüel birikimi öğrenmek ve Türkiye’ye taşımakla meşguldük. Kuşku yok ki liberal fikirlere ısınmanızda başka faktörler yanında Özal’ın varlığı ve icraatları da etkili ve teşvik edici oldu. Bu yüzden, Özal’ın Türkiye’de liberal düşünce geleneğine de dolaylı bir katkısı oldu.

Özal’ı rahmet ve minnetle anıyorum. Nur içinde yatsın.

Yeniyüzyıl, 20 Nisan 2019