.: Nihat Kaya

Osmanlı’dan 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin İlanına

Cumhuriyet Türkiye kurulunca mı akla geldi?

Osmanlı son dönemlerinde modernleşme çabaları

Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839) ile Cumhuriyetin ilk temelleri mi atıldı?

Türklerin ilk Anayasası (1876) Kanuni Esasi

29 Ekim 1923 Cumhuriyetin kurulması…

“Türkiye’nin modernleşme süreci yaklaşık iki yüzyılı aşkın bir süreci kapsamaktadır. Tanzimat (3 Kasım 1839 ) ile resmen başlayan bu süreç siyasî, hukukî, ekonomik ve kültürel birçok yeniliği beraberinde getirmiştir. “Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan yenilik hareketleri aslında Avrupa’da hâkim olmaya başlayan ve Fransız Devrimi’nin (1789) rüzgarıyla; modern ulus-devlet formatının örnek alınmasıydı. Bir yandan yaşanan dinin siyasal ve sosyal alandaki rolünün sınırlandırılması öte yandan ülkede yaşayanların bir kimlik etrafında tanımlanma çabası modernleşme sürecinin ana eksenini oluşturmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti döneminde (1889) ivme kazanan değişimlerin birçoğu bu iki alanda gerçekleşmiştir. Aynı şekilde Cumhuriyetin kurulması ile gelen bir dizi reform ve inkılaplar dinin siyasal ve hukukî alandaki rolünü sınırlandırırken vatandaşlık Türk kimliği etrafında tanımlanmıştır.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun 17. yüzyılın sonlarından itibaren Hıristiyan olarak nitelediği Avrupa karşısında gerilemeye başlaması, üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Askeri yenilgiler ve toprak kayıplarının artması ile paralel gelişen ekonomik gerileme imparatorluğu olumsuz etkilemiştir. Bir dizi aşamadan sonra (16. Yy Rönesans, Reform ve Sanayi Devrimleri 18. Yy) Avrupa devletleri siyasal istikrarlarını sağlayarak kalkınırken Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemeye başlaması sadece ülke için değil aynı zamanda İslam dünyası için yaşanacak kırılmaların bir habercisi olmuştur.”

Osmanlı entelektüelleri, bazı yenilikçi paşalar, bürokratlar Osmanlı’nın yeniden ihyası için arayışlara girmişlerdir… Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı bu çabaların ürünüdür. Temelleri II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut birçok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Kavalalı Mehmet Ali paşanın yönettiği Mısır ile yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Ruslardan  alınan yardımlarla  Osmanlı yıkılmaktan kurtulmuştur.

Bu yüzden II. Mahmud birçok yeniliği pratiğe tam aktaramamış  ve geleceğe tohum atmıştır…

Pantolon giyen, resmi dairelere kendi fotoğrafını astıran II. Mahmut’a “gavur padişah” lakabı verilmiştir.

II. Mahmud’un içki içmesi de onun böyle bir ithama maruz kalmasında rol oynayan önemli etkenlerdendi. Onun döneminde kadınlar bakkal ve dondurmacılara gitmeye başlamıştır. Kadın mağazaları açılmıştır. Yeniçeri ocağı kapatılmış, ilmiye sınıfının imtiyazları elinden alınmış, Bektaşi tekkeleri kapatılmıştır.

1829 yılında atılan radikal adımlarla fes, pantolon, ceket gibi yeni kıyafetlerin benimsenmesi, onun ciddi bir biçimde eleştirilmesine neden olmuştur. II. Mahmut’un günümüzde genellikle “Osmanlı’nın hoşgörü anlayışının ifadesi” olarak zikredilen “Ben tebaamın Müslüman olanını camide, Hristiyanları kilisede ve Yahudileri de havrada fark ederim. Aralarında başka bir fark yoktur” şeklindeki meşhur sözü aslında klasik millet sisteminden vazgeçme ve eşit vatandaşlık hukuku oluşturmaya yönelik bir niyet beyanıydı.

O dönemde İmparatorluk nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan Hristiyan tebaanın Avrupalı güçlerin müdahale ve manipülasyonlarından korunabilmesi için de gerekli görüldüğü için II. Mahmut’un takipçileri bu konuda cesur adımlar attılar.

II. Mahmut un başlattığı yenilikler; genişletilerek ve “tebaa hukuku”ndan “vatandaşlık hukuku”na geçişin ilk adımları I. Abdülmecid  devrinde  Tanzimat Fermanıyla resmiyet kazanmıştır.

Tanzimat Fermanı Maddeleri (Tam Metin)

Tanzimat fermanı ile gelen yeni hükümler genel hatlarıyla şu şekildedir:

  • Herkesin can emniyeti sağlanacaktır.
  • Herkesin mal, ırz ve namusunun korunması ve diğerleri tarafından bu değerlerine saygı duyulması sağlanacaktır.
  • Herkes gelirine göre vergiye tabi tutulacaktır.
  • Herkes kanun önünde eşit görülecektir.
  • Özel mülkiyet hakkı tanınacaktır.
  • Her yerleşim yerinden lüzumunca ve oradaki gidişatı bozmayacak şekilde asker alınacak ve dört veya beş sene içerisinde askerler görevlerini tamamlayıp yenileriyle değişecek şekilde bir sistem uygulanacaktır.
  • İşkence, dayak, rüşvet ve kayırma ortadan kaldırılacaktır.

Son üç asırdan beri tahta çıkan her Padişah, tebaasına adil bir yönetim vaad eden ve ‘adaletname’ adı verilen benzeri hatt-ı hümayunlar ilan etmişti. Fakat Tanzimat Fermanı öyle yeni esaslar getirmekte idi ki, bunlar devlet idaresinde kökten değişiklikler yapacak mahiyette idi. İçerdiği bu radikal hükümler dolayısıyla Tanzimat Fermanı’nın Osmanlı coğrafyasının modernleşmesindeki yeri büyüktür. Bu sebepledir ki, fermanın ilanından Birinci Meşrutiyet’in ilanına kadar olan ve 1839-1876 yıllarını kapsayan bu döneme “Tanzimat Dönemi” denilmektedir. Fermanın içerdiği hükümlerden hareketle anlaşılmaktadır ki mutlak monarşi, yetkilerinin bir kısmını bazı hukuk ilke ve yasalarına teslim etmiştir. Bu kararın alınmasında batı ülkelerinin etkisi yadsınamaz; çünkü fermanın öncelikli amacı, bu ülkelerin Osmanlı’nın bulunduğu vaziyetle ilgili memnuniyetlerini sağlayıp ülke üzerindeki etkilerini azaltmaktır. Bu amaç bir müddet sağlanmıştır da. Tanzimat Fermanı, ilk anayasanın da  temelini atmıştır…

Ülkemizdeki anayasacılık hareketlerinin, ilk olarak 19. Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıktığı kabul edilmektedir. 1808 tarihli Sened-i İttifak, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı ve 1856 tarihli Islahat Fermanı gibi belgeler, birer anayasa özelliği taşımamakla birlikte, ileride ortaya çıkacak gerçek anayasacılık hareketlerinin ilk aşamalarını oluşturmuştur. II. Abdülhamid  döneminde 23 Aralık 1876 tarihinde kabul edilen Kanun-ı Esasi, ilk anayasamız olarak tarihteki yerini almış ve siyasî hayatta ilk defa anayasa ile kurulan parlamentolu bir dönem başlamıştır.

I. Abdülhamid tahta çıktıktan sonra Mithat Paşa’nın zorlaması ile anayasa hazırlamak üzere komisyon kurulmuştur. Mithat Paşa’nın etkisinde çalışan Komisyon, 1875 tarihli Fransa Anayasası ile 1831 Belçika Anayasalarından esinlenerek bir anayasa taslağı kaleme almış ve Padişaha sunmuştur. Padişah, aralarında tarihçi Ahmet Cevdet Paşa, Mabeyn Müşiri Eğinli İngiliz Sait Paşa, zamanın fıkıh uzmanı olan Uzun Etek Rıza Bey gibi alanlarında tanınmış kişilerden oluşan yeni bir komisyona yaptırdığı inceleme sonucunda önceki taslağa yeniden şekil verdirmiştir. II. Abdülhamid, kendi yetkilerin arttırmak üzere bazı değişiklikler yapmış ve gerektiğinde ülkeden uzaklaştırma (sürgün) yetkisini Padişaha veren bir hükmün anayasaya girmesini sağlamıştır.

Osmanlı Devleti’nde 23 Aralık 1876’da I. Meşrutiyet ilan edilerek Türk tarihinin ilk anayasal özelliğini taşıyan Kanun-i Esasi kabul edildi. Böylece halk ilk defa padişahın yanında yönetime ortak oldu. Seçme, seçilme ve temsil hakkını kullandı. Kişi hakları anayasanın güvencesi altına alındı.

1876 Kânun-i Esasî’si bağımsız bir İslam ülkesinde yürürlüğe giren Batılı anlamda ilk yazılı anayasadır. (1866’da tevcih edilen Mısır fermanı modern bir anayasa niteliğinde olduğu halde, Mısır bu tarihte teorik olarak bir Osmanlı vilayeti olduğu için, Osmanlı padişahı adına yayınlanmıştır.)

Kanun-i Esasideki maddelerden bazıları

* Osmanlı sınırlarındaki herkes kişisel hürriyete sahiptir. Hiç kimse başkalarının hürriyetine zarar veremez.

* Bir kanuna dayalı olmadığı sürece hiç kimseden vergi ve buna benzer paralar alınamaz.

* İşkence ve her türlü eziyet kesinlikle ve tamamen yasaktır.

* Mahkemeler her türlü müdahaleden uzaktır.

* Osmanlı sınırları içerisindeki herkes özel mülkiyet sınırları içindeki her türlü saldırıdan korunmuştur.

* Kanunda olmayan bir sebepten dolayı kimsenin özel mülküne zorla girilemez.

1876 Anayasası ve Özellikleri (Kanun-i Esasi)

  1. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk ve tek anayasasıdır.
  2. İki meclisli bir anayasadır. (Meclis-i Ayan ve Meclisi Mebusan)
  3. Heyeti Ayan üyelerini Padişah seçer.
  4. Meclisi feshetme yetkisi Padişaha aittir.
  5. 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanıyla yeniden anayasa ilan edilmiştir.
  6. 1909’da bu anayasa da değişikliğe uğramıştır.
  7. Türkler ilk defa bu anayasa ile seçme ve seçilme hakkını elde ettiler.
  8. Yasama ve Yürütme yetkileri Padişah’ın elinde toplandı. Yasama organı Ayan ve Mebusan Meclisidir. Yürütme organı ise Bakanlar kurulundan oluşmaktadır. Yürütmenin başında Padişah bulunur.
  9. Bakanlar kurulunu atama ve görevine son verme yetkisi Padişah’a verildi.
  10. Sürgün yetkisi padişaha verildi.

Uygulama ve anayasanın askıya alınması 1877 Şubatında ülke çapında genel seçimlerin yapılmasından sonra oluşturulan Meclis-i Umumi 19 Mart 1877’de açıldı. İlk toplantı Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede Salonunda yapıldı. (Daha sonra meclis Ayasofya bitişiğindeki eski Darülfünun binasına taşındı.) Mecliste 69 müslim ve 46 gayrimüslim mebus vardı. Meclis başkanlığına Ahmet Vefik Paşa atandı.

24 Nisan 1877’de çıkan Osmanlı-Rus Savaşı (“93 Harbi” olarak bilinir) bir yıl boyunca meclis müzakerelerini gölgeledi. Osmanlı ordusunun yenilgiye uğraması ve Rus ordusunun İstanbul kapılarına dayanması üzerine 31 Ocak 1878’de Edirne Mütarekesi imzalandı. Bu olaydan 13 gün sonra 13 Şubat 1878’de II. Abdülhamit meclisi süresiz olarak tatil etti.

1878-1908 arasında süren “İstibdat” döneminde anayasanın temel hükümleri uygulanmadı. Buna karşılık Kanun-i Esasî resmen yürürlükte kaldı. Her yıl çıkarılan devlet Salnamelerinde Kanun-i Esasî metni düzenli olarak yayımlandı. Ayan Meclisi bir daha toplanmadı ise de, Ayan üyelerine ölünceye kadar düzenli maaşları ödendi.

Bu arada  Osmanlı’nın  dağılma ve yıkılma ( Ermeni tehciri, I. Dünya Savaşı, Abdülhamid’in tahtan indirilmesi , Balkan savaşları…) süreçlerinde etkinliği olan “İttihat Terakki “ cemiyetinin  rolünü de unutmamak gerekir .İttihat Terakki Fırkası 1889 yılında kurulmuş bir siyasal hareket ve iktidar partisidir.

(Kuruluş tarihi: 1889, İstanbul Genel merkezi: İstanbul Çalışmalarına son verdiği tarih: 1 Kasım 1918 Kurucuları: İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Hüseyinzade Ali Turan, İshak Sükuti’dir)

1908 Devrimi ve Anayasanın Yeniden İlanı

Selanik’te baş gösteren ihtilâl üzerine II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908’de yayımladığı bir tebliğle 1876 Anayasası’nı yeniden yürürlüğe soktu. Hürriyetin İlanı adıyla anılan bu olayın yıldönümleri, 1930’lu yıllara dek Türkiye’de resmi bayram olarak kutlandı. Büyük bir heyecan ve özgürlük ortamında yapılan genel seçimlerden sonra 17 Aralık 1908’de Meclis-i Mebusan toplandı. Mecliste çoğunluğu oluşturan İttihat ve Terakki Cemiyeti yanlısı mebuslar, 13 Şubat 1909’da Kâmil Paşa hükümetini istifaya zorlayarak, Hüseyin Hilmi Paşa başbakanlığında Osmanlı tarihinin ilk parlamenter tabanlı hükümetinin kurulmasını sağladılar.

“13 Nisan 1909’daki, tarihe, “31 Mart Vak’ası” diye geçen hadiseler Abdülhamid Han’ın idaresini sarsan en mühim hadiselerdendir. Başıbozuk bir güruhun (şeriat isteriz nidalarıyla) başlatıp devam ettirdikleri hadiseler padişah’ın kardeş kanının dökülmesi endişesi yüzünden bir müddet bastırılamamıştır… Neticede İstanbul günlerce hadiselerle çalkalanmıştır.”

İttihatçılardan Mahmut Şevket Paşa, üç-beş bin kişilik “Hareket Ordusu” adı altındaki orduyla İstanbul’a gelip hadiseleri bastırmak istediğini Padişah’a bildirmiştir. Esas gayesi İstanbul’a gelip Padişah’ı tahttan indirmek olan bu Paşa’nın arzusuna mani olunmamıştır. Hatta bazı devlet ricali Padişaha hareket ordusu namındaki, Yahudi ve Rumların ekseriyette bulunduğu askeri birliği , I. Ordu ile dağıtılması için emir verilmesini Padişah’tan istemişler, fakat padişah bu teklifi kabul etmemiştir.

Neticede hareket ordusu İstanbul’a gelmiş, Meclis’i Mebusan’a baskı yaparak Padişah’ın hal’i için karar çıkartmıştır. Abdülhamid Han 27 Nisan 1909’da hal’edilmiştir… (Tahtan indirildi).

31 Mart ayaklanmasıyla tahttan indirilen Sultan II. Abdülhamid’in yerine Sultan V. Mehmed Reşat getirilmiştir. 1918 se vefat edince yerine Mehmet Vahdeddin gelmiştir. (1918-1922)

Kanun-i Esasî Tadil Komisyonu’nun hazırladığı anayasa değişiklikleri 8 Ağustos 1909’da saat 10:30 da kabul edildi. Yapılan değişikliklerle padişahın tahta geçişinde “vatan ve millete sadakat” yemini etmesi zorunluğu kondu, padişaha yargısız sürgün hakkı veren 113. madde değiştirilerek “Hiç kimse yasanın belirlediği sebep ve suretten başka bir bahane ile tutuklanamaz ve cezalandırılamaz” hükmü kondu, basından sansür kaldırıldı, sadrazamın yetkileri artırıldı, meclisin güvensizlik oyu ile hükümeti düşürme yetkisi tanındı, padişah tarafından veto edilen kanunların mecliste üçte iki çoğunlukla yeniden kabulü ilkesi benimsendi, posta evrakının mahkeme kararı olmadan denetlenemeyeceği kabul edildi.

1913’te İttihat ve Terakki diktatörlüğünün kurulmasından sonra Kanun-i Esasî’de 1914 yılında iki, 1916’da üç ve 1918’de bir kez olmak üzere toplam 6 kez değişiklik yapıldı. Değişikliklerin çoğu hükümet kararıyla seçimlerin yenilenmesi ve ertelenmesine ve Meclisin feshi usulüne ilişkin idi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu

Yukarıdaki kronoloijide görüldüğü gibi, Cumhuriyet  200 yıllık bir mücadele ve birikim sonucu  oluşmuş ve hayata geçmiştir. Birinci Dünya harbinden yenik çıkan ve işgal edilen Osmanlı toprakları; Mustafa Kemal önderliğinde başlatılan, kurtuluş mücadelesi ile kısmen kurtarılmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Kuruluşa giden yol; bütün vatan sathında direnme, düşmanı söküp atma ve Osmanlı yerine yeni bir devlet inşa etmekti. Bunun için M. Kemal önderliğinde ciddi bir ekip çalışması yapıldı. Savaş kazanma sürecinde TBMM’nin açılması, Cumhuriyete giden yolun temelini atmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletleri’nce işgali sırasında direniş gösteren  Milletin oluşturduğu irade ile kurulan TBMM, Türk Milletinin anayasa ile verdiği yetki ile yasama görevi yapan Türkiye Cumhuriyeti anayasal devlet organıdır. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin varoluşunun temel dayanağını oluşturur.

Mustafa Kemal Atatürk önceden beri Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da değil, Anadolu’da toplanmasını istemekteydi. İşgal altındaki İstanbul’da meclisin tehlikede olduğu savunuyordu. Atatürk’ün bu düşüncesine karşın Heyet-i Temsiliye’nin yaptığı toplantılarda meclisin İstanbul’da toplanması fikri ağır bastı. Meclisi Mebusan üyelerini belirlemek için Ali Rıza Paşa hükûmeti döneminde seçimler yapıldı.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri seçimlerde başarılı oldu. Heyet-i Temsiliye’nin başkanı olan Atatürk, kendisinin Meclis-i Mebusan’ın başkanı seçilmesini ve Anadolu’da süren hareketin yasal olarak tanınmasını istiyordu. Ancak 18 Mart 1920’de İngiliz işgal kuvvetleri Meclis-i Mebusan’daki Heyeti Temsiliye milletvekillerini tutukladı ve sürgüne gönderdi. Bu tutuklamalardan sonra 18 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan kapandı.

Atatürk, bunun üzerine Heyet-i Temsiliye’yi temsilen meclisi Ankara’da toplanmaya çağırdı ve 21 Nisan 1920’de yayınladığı bir bildiri ile meclisin 23 Nisan 1920’de toplanacağını duyurdu. 23 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma namazının ardından dualar ile meclis açıldı.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Meclis-i Mebusan üyelerinden oluşan 324 milletvekili ile kurulan meclis, zorluklar nedeniyle 115 milletvekili ile açıldı. Aynı gün gerçekleşen toplantıda meclis adının “Türkiye Büyük Millet Meclisi” olmasına karar verildi. 23 Nisan 1920 tarihinde, parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (d. 1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve konuşma yaparak Meclis’in ilk toplantısını açtı.

TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Atatürk’ü meclis başkanlığına seçti. Atatürk, kendi öncülüğünde kurulan TBMM’nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.

Kurtuluş Savaşının  zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı. Ancak mebusların ve Atatürk’ün bazı yol arkadaşları Padişahlığın kaldırılmasına karşıydı… 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı ve böylece yeni bir devletin temelleri atıldı. Fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti. 13Ekim 1923’te Ankara, başkent ilan edildi. 29 Ekim günü Atatürk’ün, milletvekilleri ile görüştükten sonra TBMM’ye sunduğu “Cumhuriyet” önergesi kabul edildi. Böylece devletin yönetim biçimi Cumhuriyet, ismi ise “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” oldu. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

tarihiolaylar.com

diken.com

Seyfettin Aslan, Mehmet Alkış, “Osmanlı’dan Cumhuriyete Geçişte Türkiye’nin Modernleşme Süreci:
Laikleşme ve Ulusal Kimlik İnşası”, Akademik Yaklaşımlar Dergisi, İlkbahar 2015, Cilt 6, Sayı: 1, ss. 18-33.
derstarih.com

https://anayasa.tbmm.gov.tr/1876.aspx

http://kanun-i-esasi.nedir.org/

https://www.tarihsayfasi.com/node/1746

yeniakit.com

hürriyet.com

https://www.internethaber.com/amp/cumhuriyet-nasil-ilan-edildi-foto-galerisi-1818919.htm?page=3