.: Vahap Coşkun

Onlar hem vatandaş hem rehin/e

15 Temmuz değerlendirmesine küçük bir ara daha. Bu kez mevzumuz, Yahudi vatandaşlarımızın ibadethaneleri önünde yapılan bir protesto gösterisi.

Bilindiği üzere, İsrail bir süredir yine gerilimi tırmandırıyor. Müslümanlar için çok büyük bir reel ve sembolik değer taşıyan Mescid-i Aksa’ya dedektörler koyuyor, caminin girişlerini kapatıyor,  Müslümanlara türlü zorluklar çıkartıyor. İbadet özgürlüğünü pervasızca ihlâl eden bu davranışların kitapta yeri yok.

Türkiye’de genel olarak Filistin meselesine ve bu çerçevede İsrail’in yapıp ettiklerine çok duyarlı bir kamuoyu var.  İsrail’in Müslümanlara reva gördüğü bu son zulüm de kamuoyunun öfkesini ayağa kaldırdı. Hemen her ilde Cuma namazı sonrasında İsrail karşıtı gösteriler yapıldı. Büyükelçilik ve konsolosluk binaları önündeki eylemlerle İsrail devleti protesto edildi.

Buraya kadar her şey normal ve hukukun içinde. Lâkin bir grup bununla iktifa etmedi. Alperen Ocakları protestolarını İstanbul’daki Neve Şalom Sinagogu’nun önüne taşıdı. Mesajlarını hiç gizleme gereği duymadılar, niyetlerini herkesin anlayacağı basitlikte ve kabalıkta gösterdiler. Dediler ki “Eğer İsrail Kudüs’te Müslümanların namaz kılmalarını engellerse biz de İstanbul’da Yahudilerin ibadet etmelerine müsaade etmeyiz. Eğer İsrail, Müslümanların camiye girmelerinin önüne bariyer koyarsa biz de Yahudilerin sinagoglarını abluka altına alırız, kımıldamalarına bile izin vermeyiz.” 

 

Cesaretin kaynağı

Nereden bakarsanız bakın gayri hukuki ve gayri ahlaki bir eylem bu. Dünyanın bir başka yerinde meydana gelen bir haksızlığın faturasını, sırf dini kimliklerinden ötürü masum insanlara çıkarıyorlar. İsrail’in yanlışlarının hesabını Yahudi vatandaşlarımızdan sormaya kalkıyorlar. Sözümona Müslümanların ibadet hürriyetinin ayaklar altına alınmasına karşı çıkarken, kendileri Yahudilerin ibadet hürriyetini çiğnemekte herhangi bir beis görmüyorlar.   Bu toprakların insanlarına gözdağı veriyorlar. Kendileri kadar hak ve yükümlülükleri bulunan Yahudi vatandaşlarımıza dinleri farklı diye rehine muamelesi çekiyorlar.

Peki, bu Alperen Ocakları bu denli hukuksuz ve kışkırtıcı fiillere imza atarken neye güveniyor? Neden bu kadar rahatlar? Hatırlanacaktır, bir süre önce yine aynı örgüt, LBGT gruplarının düzenlediği “Onur Yürüyüşü” için de racon kesmiş, kendilerinin olduğu yerde böyle bir yürüyüşün yapılamayacağına dair tehditler savurmuştu.  Böylesine pervasız davranmalarının arkasındaki kaynak ne olabilir? Bu cesareti nereden alıyorlar? Sanırım, bunun birbiriyle bağlantılı biri siyasi diğeri de hukuki iki sebebi var.

Siyasiden kastım, iktidarın tatbikatı ve söylemidir. Hamaset tavan yapıyor, milliyetçilik azdırılıyor. Sınırları oldukça dar çizilmiş bir “millilik” ve “yerlilik” baş tacı yapılıyor; onların dışında kalanlar tu kaka ediliyor. Milliyetçiliğin bu kadar tırmandırıldığını gören Alperen Ocakları da kendilerini memleketin sahibi olarak konumlandırıyor. Kural koyma ve kimin, nerede, nasıl ve ne şekilde davranacağını belirleme hakkını kendilerinde görüyorlar.

Hukukiden kastım ise, yaptıklarının yanlarına kâr kalmasıdır. Canı istediğinde son derece atılgan ve seri bir emniyet ve yargı gücümüz var. Mesela “insan hakları” bahsi edildiğinde buluttan nem kapıyor, hak savunucularından bir “ajan” ya da “provokatör” çıkarmak için son derece cevval davranıyor. İktidarı eleştirisi içeren gazetelerin manşetlerine ve yorumlarına aşırı bir hassasiyetle yaklaşıyor, siyasi bir eleştiriden hukuki bir suç çıkarmak için aşırı bir gayret sarf ediyor. Emniyet ve yargımız, sübliminal mesajları dahi rahatlıkla tespit ediyor ve çözüyor.

 

Sizi gidi yaramazlar!

Ama gel gör ki bu maharet, öyle gizliden gizliye değil, aleni bir şekilde ve dünya âleme posta koyar bir tarzda bir dini grubu alenen tehdit edenlere karşı işlemiyor. İnsan haklarında şahinleşen gözler her nedense provokatörlüğü apaçık bir eylem karşısında kapanıveriyor.

Son sinagog eylemi sonrasında yaşananlara bir bakın: İktidar kanadından, ibadethane baskınını “doğru bulmuyoruz” demekle ve Alperenleri “itidal”e davet etmekle yetinen cılız mı cılız bir açıklamanın haricinde bir ses çıkmadı. Ocak üyelerinin gönlünü kırmak istemeyen, elden geldiğince onlara karşı alttan alan, adeta “Bu kadar da yaramazlık yapmayın be çocuklar” diyen bir tepki! Alperenlere karşı Bahçeli bile iktidardan daha sert bir tonlamayla konuştu. Emniyet ve yargıda ise bir hareketlilik yok, çok şükür!

İktidarın alttan alması, emniyet ve yargının görmezden gelmesi Alperenler için ciddi bir teşvik. Hukuk dışı her eylemleri onların namına yazılıyor, adları alıp yürüyor, icraat yaptıkça ayranları kabarıyor. Doğrudan ve dolaylı tasdik gördükçe de “hami” rolüne daha çok bürünüyor; kendi ölçütlerine uymayanlara “rehine” gözüyle bakıp sahne dışına itiyorlar.

Sırtları böyle sıvazlandığı müddetçe Alperenler yaptıklarından geri durmazlar. Bugün Yahudi vatandaşlarımızı tefe koyarlar, yarın bir başkasını.

Serbestiyet, 26.07.2017