.: Atilla Yayla

Oda TV’lere Karşı Sade Vatandaşları Kim Koruyacak?

Oda TV olayında, hemen hemen her vakada olduğu, tek taraflı bakış ve yorumlar ağırlık kazandı. Bazıları oda tv’nin şehit MİT mensubunun cenaze törenine ilişkin “haber”inin devletin güvenliğine zarar verdiğini ve hiç bir ülkede buna müsaade edilemeyeceğini, bu olaya basın özgürlüğü açısından bakılamayacağını söyledi. Diğer bazıları asıl olanın basın özgürlüğü olduğunu ve yayın üzerine söz konusu sitenin erişimine engel konmasının ve tartışılan “haber”i yapan kişi ile bir site sorumlusunun gözaltına alınmasının bu yüzden yanlış olduğuna dair görüşler beyan etti. Olay bu kadar basit ve tek yönlü mü? Gelin insaflı ve çok yönlü bir değerlendirme yapmaya çalışalım.

  1. Hiç şüphe yok ki olay bir yönüyle devlet güvenliğiyle ve hemen hemen her ülkede gizli kalması gerektiği kural olarak kabul edilen devlet görevlerinin ve görevlilerinin ifşa edilmesiyle ilgili. Sadece demokratik olmayanlarda değil demokratik olanlarda da devlet güveliği ve gizli kalması gereken devlet faaliyetleri kategorisi var. İyi veya kötü diye değerlendirmeden, bunun altını çizmek lazım. Bu yüzden, böyle bir olay nerede vuku bulursa bulsun tartışılırdı. Anti demokratik ülkelerde böyle bir sözüm ona haberi yapan sorgusuz sualsiz hapse atılır veya öldürülürdü. Demokratik ülkelerde ise yargı üzerinden hesaba çekilirdi. Buna dair birçok örnek var. J. Assange (https://tr.wikipedia.org/wiki/Julian_Assange), E. Snowden (https://tr.wikipedia.org/wiki/Edward_Snowden)  ve Bradley Manning (https://en.wikipedia.org/wiki/United_States_v._Manning) olayları hâlâ hafızalarda. Dolaysısıyla, demokrasilerde bu tür adlî soruşturma ve yayın engelleri olmaz iddiası mesnetsiz ve boş.
  2. Devlet güvenliği meselesi elbette tartışmaya açık. Sanırım bu alan kritik zamanlarda genişliyor olağan zamanlarda daralıyor. Yani hep aynı genişlikte değil. Meselâ savaş, iç çatışma zamanlarında genişliyor, uzun barış ve iç istikrar dönemlerinde daralıyor. Her ülkede böyle. Bu yüzden, elimizde önceden tüm müstakbel durumlara uygulanabilecek bir şablon yok. Ben şahsen hem genel olarak hem de bu olayda devlet güvenliği alanının olabildiğince dar tutulmasının uygun olacağı kanaatindeyim. Ama devlet güvenliği diye bir kavram ve konu hiç olmasın talebini sadece uçuk bir fantezi olarak görüyorum.
  3. Oda tv’nin yayınladığı bilginin daha önce bir milletvekili (ve bir başka “gazeteci”) tarafından da ifşa edildiği söyleniyor. Keza bilginin –video kaydının- bazı kamu görevlileri tarafından sızdırıldığı da öne sürülüyor. Benzer bazı durumlarda hukukî işlem yapılmadığı ekleniyor. Bunlar elbette gözaltı kararını ve yayın durdurmayı daha tartışılır hâle getiriyor, ama tamamen hukuka aykırı kılmıyor. Cari hukuka bakarak önce adlî takibe uğratılmamış durumların son durumu kanunen suç olmaktan çıkarttığı herhâlde söylenemez. Uygulamalarda tutarsızlık olması başka kanunun ne dediği başka. Ayrıca, bu durumda olsa olsa bir müteselsil sorumluktan bahsedilebilir, yani daha önce ifşa ve yardım almış olma suç isnadını suç olmaktan çıkarmaz, bunu yapan herkesin ayrım yapılmaksızın kanunî müeyyide ile muhatap kılınmasını gerektirir. Keza, zaten sanıklarla ve boy gösterdikleri platformla aynı dünya görüşüne sahip olduğu bilinen bazı baroların yöneticilerinin “gazetecilik suç değildir” şeklindeki açıklaması da hukuk tekniği açısından bir şey ifade etmez, olsa olsa bu kimselerin yandaşlarını hukukun elinden almak için zemin hazırlama çabası olarak yorumlanabilir.
  4. Tartışılan oda tv’nin her yayını değil bu spesifik olay olduğuna göre tüm siteye erişimin engellenmesi yerine sadece o habere erişimin engellenmesinin daha doğru olacağını söylemek ortada hiç bir sorun yok demekten daha makul olurdu. İlgili şahısların gözaltına alınması da daha uygun biçimde yapılabilirdi. Ancak, göz altılara ve hukukî işlem yapılmasına şaşırmak garip, çünkü benzer olayların kahramanlarına, yukarda verdiğim örneklerde olduğu gibi, adeta kan kusturulduğu demokratik ülke örnekleri bol miktarda var.
  5. Fakat, beni daha çok ilgilendiren genel ve soyut bir devlet güvenliği değil doğrudan doğruya olayın parçası hâline getirilen şehit yakınları sivil ve iş arkadaşı resmî vatandaşlarımız. Meseleyi sadece devlet güvenliği ve gizli devlet faaliyetleri açısından değerlendirenler olaya kasıtlı veya kasıtsız eksik yaklaşıyor. Bu tür bir yayını suç sayan bir kanun hükmü zaten var. Yani yapılan kanuna aykırı. Hukukî işlemin anayasaya aykırı olduğu iddiası da kendi başına bir şey ifade etmez. Herkes benzer şeyler öne sürebilir. Ama kimse bu konuda mahkemeleri es geçip kesin hüküm mercii olduğunu iddia edemez. Bazı hukukçuların öne sürdüğü gibi kanun ile anayasa arasında bir çelişki olduğuna inanılıyorsa önce yapılması gereken onu AYM’ye taşımak. Kanun orada dururken ilgili mercilerin kanun yokmuş gibi davranması beklenemez. Zira bu tür bir tavır benzer tavırlara cesaret verir, zemin hazırlar. Ama şehit olan MİT personelinin ve yakınlarının bir anlamda teşhir edilmesi ahlâka ilaveten kanunlara da açıkça aykırı. Bu yayın onları hedef durumuna getirebilir, hayatlarını tehlikeye sokabilir. Bu yüzden, asıl korunması gereken devlet güvenliğinden ziyade bu vatandaşlardır. Başka bir deyişle olayın hakları ihlâl edilen vatandaşlar açsından da değerlendirilmesi daha önemlidir ve şarttır.
  6. Oda tv normal bir yayın platformu değil. İnsanlara iftira atmayı, itibar suikastleri yapmayı tarz edinen, başka da bir şey bilmeyen bir grup, hatta çete. Sade vatandaşlar kendi başına olduğu ve çeteye karşı başka bir çete ile mücadele veremeyeceği için böyleleri karşısında dezavantajlı. Bunu en iyi bilenlerden biri benim. Zira neredeyse her iki ayda bir oda tv’nin sistematik saldırı ve karalamalara maruz kalıyorum. O kadar ki bu saldırılar bir yerde benim hayat hakkıma yönelik tehlikeler yaratma potansiyeli taşıyor. Benim ve yine oda tv tarafından benzer durumda bırakılan kimselerin haklarını kim koruyacak?
  7. Bazıları böyle bir şey olduğunda mahkemelere gidin, tekzip gönderin filan diyor. “Bekâra karı boşamak kolay!” derler. Sık sık böyle saldırılarla karşılaşıyorsanız, devamlı olarak fanatik kimseleri kışkırtacak şekilde etiketleniyorsanız, iftira ve karalamalar haber gibi yayınlanıyor ve isimsiz veriliyorsa işiniz daha da zor. Mahkemeye gitmek için avukat tutmanız, masraf yapmanız ve sonuç alabilmek için aylarınızı harcamanız gerekiyor. Bunlar hiç kolay değil. Üstelik muhataplarınız bu iş için özel olarak eğitilmiş veya zaman içinde bu tür karanlık işlerde çok tecrübe kazanmış karanlık kimseler. Dahası, bir tekzip gönderip yayınlatabilseniz ve hatta bir tazminat kararı çıkartabilseniz bile bunun size verilen zararı telafi etmeye ve söz konusu kasıtlı ve iğrenç davranışlara son verilmesini sağlamaya yeteceği garanti değil. Bu yüzden, bu olayda her şey sözde bir yayın platformu ile devlet arasındaki bir ilişkiden ibaret değil, profesyonel tetikçilik yapan sözde yayın platformu ile sade vatandaşlar arasında bir orantısız güç dengesi var ve sade insanlar devamlı mağdur oluyor.
  8. Dikkatimi çeken başka bir şey, “Pelikan” adını verdikleri grubun şahısları hedef alan yayın faaliyetlerine şiddetle karşı çıkan, bunları yayın değil karalama ve operasyon olarak gören bazılarının oda tv’ye hararetle sahip çıkması ve destek vermesi. Burada yaman bir çelişki var. Oda tv’yi eleştiremiyorsanız söz konusu grubu eleştirme hakkına da sahip olamazsınız. Pelikan dediğiniz grubun yaptığı şahısları hedef alan haber ve yorumlar haksız ise oda tv’nin yaptıkları da haksız. Oda tv’nin şahısları ve şahsiyetleri hedefe koyan, yalana dolana dayalı, bazen hayat hakkına açık saldırıya dönüşen yayınlar yapma hakkı var ise o grubun da buna hakkı olmalı. Size veya sevdiklerinize-önemsediklerinize yapılınca yanlış olan şey başkalarına veya sevmediklerinize-önemsemediklerinize yapılınca yanlış olmaktan çıkmaz. Ya tutarlı olun ya da susun!
  9. Özellikle bazı hukukçuları gözeterek şunu söyleyeyim: Hayatı her zaman soyut genel ilkeler ve kanunlar idare etmiyor. Güç ilişkileri ve dengeleri ile insanî vasıflar veya vasıfsızlıklar da bir o kadar önemli. Ahlâksız ve çeteleşmiş kimseleri hukuk yoluyla durdurma çabası sonuçsuz kalabiliyor veya çok yetersiz derecede etkili olabiliyor.  Bu çetenin bana yaptığı saldırılar sadece iftira atmakla ve itibarıma zarar vermekle sınırlı kalmıyor, dediğim gibi, hayat hakkımı da tehlikeye düşürüyor. Her oda tv saldırısından sonra can güvenliğimden daha çok endişe eder hâle geliyorum. Bunda bir tuhaflık yok mu?
  1. Son olarak, haklarımı oda tv’ye karşı nasıl koruyacağımı sorduğumda hukuk devletini işaret eden hukukçulara cevap vereyim. İnsan haklarına saygılı, onları gerçekten koruyan bir demokratik hukuk devletimiz var olsaydı oda tv gibi kasıtlı ve bilinçli olarak mütemadiyen insan haklarını ihlâl eden linç ve operasyon çetelerinin mevcut ve faaliyet gösteriyor olmasına asla müsaade edilmezdi.