.: Berk Ünlü

Narsist Lider Ülkeyi Felakete Sürükler mi?

Her şeyi yapmaya hakkı olduğunu düşünen bir lider

Siyasalın yönetiminde bir lidere olan ihtiyaç ortadadır. Demokratik rejimlerde seçimsel bir tercih sonucunda gücü elde eden lider ülkeyi yönetme hakkını doğal olarak kendinde görür. Buradaki olağanlık kendisini ifade ederken bir problemi de beraberinde taşır. Liderin denetlenemez ve hesap vermez bir gücü elde etmesi siyasalın işleyişini problemli hale getirebilir. Liderlik kavramı kendi içerisinde böyle bir anlamı ve düşünceyi barındırır. Durumun bir yanı da seçimle iş başına gelmeyen liderlerdir. Siyasal burada daha da problemli hale gelir. En azından o ülke ve o ülkeyle ilişki geliştiren ülkeler için.

Seçimsel demokrasi kendisini diğer rejim tiplerinden üstün göstermekte problem yaşamıyor. Bu problemi yaşamasa bile problemler üretmekten de geri kalmayabiliyor. Gücü kendinde toplayan bir ülke realist bir uluslararası ilişkiler perspektifinde gücünü diğerleri üzerinde sınamaktan da vazgeçmeyebiliyor. Burada devreye bir liderin gelmesi kolay olabiliyor. Böyle bir liderin nasıl yöneteceği kendisine anlamlı bir yer ararken çeşitli değerlendirme şekilleri de akıllara geliyor. En önemlilerinden birisi de liderin ve liderini seçen toplumun psikolojisi oluyor. Kendisini siyasalın her türlü yapısından anormal bir şekilde üstün gören ve her şeyi yapmayı hakkı gören bir toplum ve liderin ortaya çıkması problemleri de beraberinde getiriyor. Çözmesi son derece zor olan problemler.

Narsisizmin bireysel psikolojiden siyasal psikolojiye doğru evrimleştiği noktada ortaya çıkan liderin tanımlanması son derece önemli oluyor. Sınırsızlaştırılacak bir güç elde etmek isteyen kişilerin oluşturacağı siyasal yapının tehlikelerini hem o ülkede toplum ve lider, hem diğer ülkeler yaşamak zorunda kalabiliyor. Kelimenin tam anlamıyla her şeye muktedir bir lider sınırsızlık ile kendini tanımladıkça yönettiği toplumla birlikte uçurumun kenarına gelebilecek bir siyasal ile baş başa kalabiliyor. Yönetilmesi kolay gelebilecek bir durum narsisizmin özelliklerini içinde barındırarak sert güç ile iktidarını maksimize etmek yolunu da rahatlıkla tercih edebiliyor. Narsisist liderin yönetimi altında bir toplum da diğer ülkeler karşı narsisizmini göstererek gücünü diğer ülkeler üzerinde sınamak isteyebiliyor.

Yeterli değeri görmemiş bir toplum narsisist lideri seçiyor

Belki bir ülkenin duygudurumu doğrudan ölçülemez ancak siyasalda vereceği tepkilerin anlamlarında psikolojiyi okumaya çalışabiliriz. Bir ülke var olma mücadelesi verirken uluslararası siyasette kendisini bir yere konumlandırabiliyor. Dostluklar ve düşmanlıklar ile uluslararası siyasetine şekil verirken aslında belirli bir toplumsal psikolojiyi yansıtıyor. Yer yer bireysel psikolojiyi de yansıtan bu durum anlamlandırılma ihtiyacını da içinde barındırıyor. Ülke özellikle diktatörleşme eğiliminde olan veya doğrudan diktatör olan bir liderin elinde felaketlere sürüklenme tehlikelerini de yaşamak zorunda kalabiliyor. Doğrudan çatışma ortamında yaşayan bir toplum ve onun lideri konumundaki kişinin kişilik özellikleri toplumun adeta kaderini belirliyor.

Kuruluşu ve bu zamana kadar gelişi üzerinden değerlendirilen bir ülkenin kendisini konumlandırdığı yer itibarı ile kendisine yeterli bir değer vermemiş ve diğer ülkelerden yeterince değer verilmemişse problemlerin orada doğmasını bekleyebiliriz. Bir üstünlük psikolojisini bu ülke rahatlıkla yansıtabilir. Özellikle dünya savaşları sonrasında bu örnekleri gösteren ülkeler ister Almanya ister Osmanlı-Türkiye örneğinde görülsün yenilgilerini kendilerini üstün ve en önemli görmek üzerinden cevaplandırıyorlar. Kaybetmek ve diğer ülkeler karşısında kendisini aşağıda görmek toplumların adeta geleceğini belirliyor. Böylelikle bir ülke rahatlıkla kendisini diğerlerinden gerçekçi olmayan bir üstünlük duygusunda olan liderle yönetilmek isteyebiliyor. Kayıplar aşırı telafi ile giderilmeye çalışıldıkça yeni problemler ortaya çıkıyor.

Yetersizliğe ve yokluğa verilen aşırı tepkiler narsisist özellikleri taşıdıkça ülkenin anlattıkları da kendi içinde çoğalıyor. Diğer ülkelerin de bu ülkeye yaklaşımları sert ve acımasız oldukça işler içinden çıkılması zor bir probleme dönüşüyor. 1. Dünya savaşının Versay’ı veya Sevr’ini düşündükçe ve bu anlaşmalara verilen tepkileri düşündükçe anlatılan kendisini daha da temellendiriyor. Uluslararası siyaset yeni narsisizmlere adeta kapı aralıyor. Kaybetmek aşırı kazanç arzusu içinde kendisini gösteriyor. Kaybedenin ülkesinde yaşadıkları da bunu pekiştiriyor. Seçimsel bir liberal demokrasiden de epey uzak olunduğunda oluşturulan yeni siyaset diktatörlüklerden narsisist liderin saldırgan politikalarına kadar uzanıyor. İçinden çıkılmaz bir sert güç kullanma sarmalına doğru ilerlendikçe narsisizm kendisini ülke içinde biraz daha hâkim kılıyor.

Narsisizm yeni düşmanlarını kendi üstünlüğüne göre değerlendiriyor

Uluslararası siyasette dışlanan ülke kendisine narsisist bir lider seçmede veya bulmada zorlanmayabiliyor. Hatta bırakın seçimsel bir yapıyı böyle bir narsisist lider diktatörce ülkenin başına gelebiliyor. Siyasalın tek ve mutlak lideri konumunda olarak kendi yetersizlik, özlem ve arzularını ülkesine yansıtabiliyor. Beceriksizlikler ve başarısızlıklar kendisine yeni bir yol bularak aşırı bir başarı arzusuna dönüşebiliyor, geride kalma ve aşağılık duyguları olağanüstü bir başarılı olma üstlenmeciliği içinde kendini ifade edebiliyor. Siyasalın tek hâkimi narsisist bir lider veya narsisist özellikler taşıyan bir toplum oluyor. Gerçek dışı olan ve gerçek bir başarıdan gelmeyen kendini diğerlerinden ve hatta her şeyden üstün görmek hâkim duygu halinde oluyor.

Narsisizm doğrultusunda yönetilen bir ülkenin üstünlük çabaları sağlıklı bir çözüm de bulamıyor. Ayakları yere sağlam basan bir özgüven olmayan bu narsisist büyüklenmecilik, bir ülkenin öz saygısının ne olacağını da belirleme durumunda da olabiliyor. Kendisine sağlıklı bir değeri verememek gün sonunda bir zarar olarak ortaya çıkıyor. Ülke saldırgan bir tutum sergileyebiliyor ve lider sınırsızlaştırmak istediği gücünü ülkesine zarar verici olarak kullanabiliyor. Bir sarmal haline gelebilen bu politika gelecekteki kayıpların neler olabileceğini de rahatlıkla anlatıyor. Üstelik ülkedeki sıradan insanlar yönetenin narsisist saldırganlıklarına maruz kalma tehlikesiyle de yaşamak zorunda kalabiliyor. Bu bir tehlike olmaktan çıkarak gerçekliğe dönüşmesinin maliyetini de toplum ve doğal olarak birey yaşamak zorunda kalabiliyor.

Bir diktatörlükte veya doğrudan radikal demokraside aşağılık kompleksleri yeni düşmanlar edinme noktasında bulunmaktan da geri kalmıyorlar. Ülkeler birbirlerinden gittikçe uzaklaşarak ve birbirlerine düşmanca yaklaşarak kendilerini yeni yıkımlara doğru götürebiliyorlar. Böyle bir durumda narsisizm üstünlük getirmiyor. Herkesten kendisini üstün görmek ve her şeyin merkezinde kendisinin olduğunu düşünmek temellendiği yetersizlik duygularını bugünün siyasalı belirleme noktasına getiriyor. Üstün olmaya çalışılırken yıkım kendisini biraz daha gösteriyor. Kazançlı olarak düşünülen siyasal davranış ve tutumlar gün sonunda büyük zararlar veriyor. Üstün olma arzusu arkasındaki kendini aşağılık, yetersiz ve değersiz görmeyi su yüzüne çıkardıkça bu kavramlar doğrultusunda yapılan politikalar yıkım ve felaketlerin habercisi olabiliyor.

9 Nisan 2019