.: Cennet Uslu

Mursi’nin İdamı, Demokrasinin Katli

Mısır’da bir mahkeme Mursi’ye idam cezası verdi. Mısır bir nevi Türkiye’nin 27 Mayıs Darbesi’nde yaşadığına benzer bir süreci yaşıyor. Dileyelim idam gerçekleşmesin ve Mursi Mısır’ın Menderes’i olmasın.

Mısır’da uzun yıllar süren baskıcı bir rejim 2011 devrimiyle sarsıldı ve Mübarek yönetimi devrildi. Ardından, 2012’de yapılan Mısır tarihindeki ilk serbest seçimlerde %52 oy oranıyla Mursi Cumhurbaşkanı seçildi. Bir yılın sonunda, Tahrir Meydanı’ndaki gösterileri bahane eden Mısır Ordusu’nun 3 Temmuz 2013 tarihinde Mursi’ye karşı yaptığı askeri darbe ile Mısır’ın demokrasi deneyimi başlamadan bitirilmiş oldu.

Bu süreçte ulusal ve uluslararası aktörlerin büyük bir kısmı, yeşermesi umuduyla toprağa dikilen demokrasi fidanı üzerinde adeta tepindiler, suyunu kestiler, ateşe verdiler ve toprağa bile tutunmasına müsâade etmediler. Böylece, Mısır’da ve Arap coğrafyasında demokrasinin tutunma fırsatı elbirliğiyle hoyratça harcamış oldu.

Demokrasi karşıtı argüman o kadar pespaye idi ki, söyleyenlerin kendilerinin bile inandığından emin değilim. Türkiye’de pek popüler olan sava göre, Mursi’nin politikalarının ve icraatlarının yanlışlığı Mısır’da darbeye davetiye çıkarmıştı. Mursi dindar Mısırlıları kayıran, seküler Mısırlıları cezalandıran veya ayrımcılık içeren çeşitli politikalar yürütmüştü.

Utangaç darbe severler adeta Ordu’nun darbeyi yapmakta ne kadar da haklı olduğunu ve Mursi’nin bunu nasıl da hak ettiğini izah etmede birbirleriyle yarıştılar. Hatta, Mısır’da demokrasinin darbeyle gelebileceğini söyleyenler bile oldu. Aslında, Türkiye’deki durumla kurdukları benzerlik sebebiyle, beğenmedikleri ve karşıt oldukları bir ideolojinin yönetimde söz sahibi olmasındansa, darbeyi tercih ettiklerinin itirafı gibiydi bu açıklamalar.

Hem Türkiye’de hem dünyada demokrasi karşıtı aktör ve kişilerin darbeyi desteklemek için çeşitli motivasyonları var elbette. Ancak, bunlardan ikisi bilhassa öne çıkıyor.

İlk olarak, bazı devletler despotik tek kişi rejimlerini kendi çıkarları ve amaçları bakımından daha uygun buluyorlar. Batılı devletler bu tip ülkelerle tek elden ve avantajlı koşularda anlaşmalar yapabiliyorlar. Ticarî ve askerî çıkarları bakımından halkın talep ve tercihlerine duyarlı hükümetlerle iş yapmayla kıyaslandığında, diktatörlerle iş yapmak onlara çok daha kolay ve kârlı geliyor.

Mısır Darbesi’ni destekleyen bazı Arap ülkeleri bakımından ise durum çok daha hayatiydi. Çünkü demokrasinin bölgede tutunması demek, kendi despotik rejimlerinin altının oyulması demekti. Bu bakımdan, demokrasi yerine darbeye destek çıkmaları şaşırtıcı değil.

İkinci motivasyon ise daha çok aydınlar, akademisyenler, gazeteciler ve politikacılarda görülen bir seküler-oryantalist fanatizmidir. Bu fanatizmin altında, Müslümanları iflah olmaz barbarlar ve İslam’ı kanlı bir din olarak gören, İslamiyet ile demokrasinin biraradalığını ise mümkün görmeyen, kibir ve korku karışımı defolu bir anlayış yatmaktadır. Söz konusu fanatizm bu kişileri hiç bir tutarlılık ve ahlâkilik kaygısı gütmeden her koşulda Müslümanlar ve İslam karşısında pozisyon almaya sevk ediyor.

Bilhassa Türkiye’de insanı hayrete düşüren bu fanatizmin yarattığı körlük ve kindarlık bırakın ölçünün kaçmasını, adeta ölçünün tümden ortadan kalkmasına yol açtı. 2013’te Sisi’nin yaptığı darbe üzerinden AK Parti’ye parmak sallayanlar, şimdi de Mursi’nin idama mahkûm edilmesi üzerinden Erdoğan’a göndermede bulunacak kadar küstah ve cüretkârlar.

Üstelik de bazıları bunu liderlerin halktan aldıkları oy dolayısıyla yapacak kadar şuursuzlar. Bu yapılanın adı açıkça ve hiç tereddütsüz ahlâksızlık ve darbe seviciliktir. Darbeye darbe diyemeyen ve seçilmiş bir liderin idamını memnuniyetle veya olağan karşılayan bu kişilerin demokrasi ve özgürlük konusunda insanlara ders verecek halleri yok, ancak, her dönemde ve her nasılsa ahkâm kesmekte de üstlerine yok.

İyice ortaya çıkmıştır ki, bu kişilerin isteği demokrasi ve bireysel özgürlüklerin genişlemesi değildir. Bu seküler-oryantalist fanatiklerin despotizmle özel olarak bir dertleri veya kategorik bir despotizm karşıtlıkları yoktur. Kendi seküler ve Batıcı yaşam kültürü ve pratikleri korunduğu, kayrıldığı sürece ve kendileri sistemin avantajlıları oldukları sürece despotizm onlar için bir problem değildir. Bunlara göre, despotlar içki içtiği veya vals yaptığı sürece ortada bir mesele yoktur. Maazallah, yeter ki ortada namaz kılan veya başörtüsü takan biri olmasın!

Bütün dünyanın gözleri önünde, alkışlar eşliğinde ve elbirliğiyle Mısır’ın ilk demokrasi girişiminin berhava edilmesi yetmiyormuş gibi, şimdi de seçilmiş ilk ve tek cumhurbaşkanı Mursi’ye idam cezası verildi. Cezanın infaz edilebileceğine ihtimal vermesem (vermek istemesem) de, idamın gerçekleşmesinin demokrasinin geleceği bakımından telafisi çok zor olumsuz sonuçlar üretebileceği akla gelmiyor değil.

En yıkıcı sonuç, Mısır başta olmak üzere bölgedeki ve benzer yerlerdeki insanların çoğunun demokrasiye, insan haklarına ve barışçıl muhalefete yönelik inanç ve güvenlerini kaybetmeleri olacaktır. Bu 3-4 yılda yaşananlara bakınca onları suçlamak hakikaten çok zor. Köşeye iyice sıkıştırılmış ve çaresiz bırakılmış durumdalar çünkü.

Bütün geçmişten gelen önyargılarına rağmen Mısır’da İslamcılar demokratik yöntemi kabullenmiş ve sonuçlarına razı olmuşlardı. Üstelik siyasal şiddet üretecek her türlü girişimden özenle uzak durmuşlar, darbeye rağmen barışçıl muhalefeti sürdürmüşlerdi. Ancak, askeri rejim ve dünya, İhvanı siyasal şiddetin içine sürüklemek için adeta hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor!

İdam gerçekleşirse, bölgede benzer sebeplerle zaten artmakta olan siyasal şiddet ve radikalizm çok daha güçlenebilir ve kitlelere doğru genişleyebilir. Siyasal şiddet yaygınlaştıkça seküler-oryantalist fanatikler İslam ve demokrasi ilişkisi bakımından savlarının doğrulandığı söyleyecekler, ve buradan hareketle seküler despotik rejimleri ve askeri darbeleri meşrulaştırmaya kalkışacaklardır. Ortaya çıkmasında katkıları olan bir sonucu sebepmiş gibi sunacaklardır. Nihayetinde ise içinden çıkılması her geçen gün zorlaşan despotizm ve siyasal şiddet sarmalı iyice derinleşecektir.

Mursi’nin idamı, eğer infaz edilirse, hiçbir şekilde tek başına bir “idam” olarak kalmayacaktır. Bütün bölgede sivil barışın gittikçe gözden kaybolan bir seraba dönüşmesi, sadece şimdi için değil yakın ve orta vade için de demokrasinin tümden nefessiz bırakılması ve katledilmesi anlamına gelebilir. Veya belki de, Mısır’ın ve Ortadoğu’nun demokrasi mücadelesinde atıf yapılan önemli ve tarihi bir sembol olabilir.

20.05.2015, Yeni Söz